Serap – Bir hikayem yok!

P_20180217_182831

Yeni aya, bu sefer gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini bilmediğim 28 gün turuna katılmayacağımdan çok emin girdim sanga, Fatma dürtmeden çok önce vermiştim kararımı.  Bu eminlik, ay tutulması akabinde kendimi içinde bulduğum “Hayatımda hiçbir şey olmuyor!” temalı kendine acıma duygusundan kaynaklanıyordu, yazacak bir şeyim yoktu.

İnsanın sosyal bir varlık olup olmadığına kafa yoruyorum bu aralar, neden derseniz; ilişki hanem bomboş. Bu boşlukta ne kadar yol alabileceğimi ölçüp biçiyorum. Olur da ıssız bir adaya düşersek, tek başımıza ne kadar yaşayabiliriz merak ediyorum, yalnızlıktan ölmek diye bir şey var mıdır acaba? Varlığımıza başka insanlar tanıklık etmediğinde, varlığımızın anlamı nedir? İnsanın insana ihtiyacı olduğu sonucuna varıyorum. Öyle olmasaydı Cast away’deki Chuck, voleybol topuna kendi kanından yüz çizip insanmış gibi konuşmazdı onunla yıllarca. Hatta o voleybol topu olmasa adadan ayrılacak cesareti kendinde asla bulamazdı bana kalırsa. Defne Hoca’nın bir yazısında bahsettiği gibi; kendimize inanabilmemiz için önce başkasının bize inanması gerekiyor.

Fatma’nın “Hikâye anlatma sanatı” yazısını okuduğumda içimde şöyle bir cümle yankılandı: “Benim bir hikâyem yok.” Böyle hissetmemin ilk sebebi yetişmek zorunda olduğum bir işimin olmayışıydı. Bu ilk etapta önemli gibi görünmese de; eski işimin kelimenin tam manasıyla günümün yarısını kapladığını düşününce hikâyemi doğrudan yarıya iniyordu. İşe gidip gelmek için artık harcamadığım 2 saati de hikâyeden düşmek gerekiyordu. Bir sevdiceğim olmadığından; bana yeterince zaman ayırmıyor, beni anlamıyor gibi konular hikâyemden otomatikman düşüyordu. Ailem başka şehirde yaşadığından onları ziyaret ve olası yaşanacak problemler de ortadan kalkıyordu. Arkadaşlarımın çoğunluğu yurt dışında yaşadığından, burda yaşayan arkadaşlarımın da işi gücü, çoluğu çocuğu olup zamanı olmadığından ilişki hanesi sıfırlanıyor, ilişki olmayınca hikâye de olmuyordu. Peki, hikâyem olmadığında bana ne oluyordu, ben kim oluyordum?

Ben kim olduğumu, hayatımda bir kırılma yaşadığım 6 yıl önce sordum kendime ilk kez, o zamandan beri de çalışıyorum bu konu üzerinde. İlişkimin olmadığı ve bol zamanımın olduğu bugünse sorunun değiştiğini görüyorum; “Kimim ben?” den “Ben ne istiyorum, yaşam amacım ne?” ye geçmişim.

İlk duyduğumda kulağıma klişe gelip sonradan bana aydınlanma yaşatan bazı cümleler var. Duyduklarımızı anlamak için hazır olmuyoruz her zaman sanırım, taşların yerine oturması için deneyimlemeye, zamana ihtiyaç var. Tamı tamına cümleyi hatırlamasam da; karanlığımızdan değil aydınlığımızdan korktuğumuzla ilgili bir şeyler dönüyor kafamın içinde. Yapamadıklarımızdan ziyade yapabileceklerimizin enginliği korkutuyor gözümüzü. İnsan her zaman yoklukla değil varlıkla da sınanırmış, yeni fark ediyorum.

Yemek yapmayı ne kadar sevdiğimden sürekli bahsediyorum. Kurumsal işimi bırakmadan önce bununla ilgili bazı girişimlerim olmuş, profesyonel aşçılık eğitimim olmadığı için kabul edilmemiştim başvurduğum yerlere. Geçen gün bir arkadaşım bana kendisi ve ailesi için yemek yapmamı önerdi. Benden beklediği fazla bir şey yoktu; haftanın 3-4 günü gidip evinde birkaç çeşit yemek pişirecektim. Bolca zamanımın olduğu ve biraz paranın oldukça işime yarayacağı bu dönemde çok sevdiğim bir şeyi yapma olanağı sunan bu teklifin beni mutlu edeceğini düşünürken çok acayip hisler içinde buldum kendimi ancak hissetmediğim tek duygu mutluluktu diyebilirim. Hani artık yürümediği için yol ayrımına geldiğin erkek arkadaşından ayrılmadan hemen önceki o an vardır ya; yaşanan tüm kötü olaylar unutulur, adam sanki bir melekmiş, ilişkiniz dünyanın en harika ilişkisiymiş gibi hissedersin, tabiri caizse adam kıymete biner bir anda, aynısı oldu. İşin güzelliğinden çok bir feryat duyuldu ilk “Ama ne kadar zamanını alacak bu iş? “Nispeten uzak bir yerde oturuyordu arkadaşım, otobüse mi binecektim şimdi? Ben daha çok zamanım olması için ayrılmamış mıydım işimden? Hem arkadaşımla para ilişkisine girmek iyi bir fikir miydi? Sorular ardı ardına sıralandı. Arkadaşım kararsızlığımı sezince rahatsız olur gibi oldu. Olabilir dedim ama kesin karar vermeden önce bir hafta deneyelim diye ekledim.

Bunun üzerine çok düşündüm sonra, istediğimi söylediğim şeyleri ne kadar istediğimden şüpheye düştüm. İstediğimi söylediğim şeylerin ardı ardına gerçekleştiği bir dönem yaşıyordum aslında. İşimden ayrılmıştım, istediğim seyahate çıkmıştım, daha fazla zamanım vardı, yoga dersi veriyordum ve şimdi de yemek pişirmekle ilgili hayalim gerçek oluyordu ama ben nedense mutlu hissetmiyordum.

Ertesi hafta gittim arkadaşımın evine. Arkadaşımın 1,5 yaşında ikizleri var. Çocuklar, temizlikçi, dadı, arkadaşım derken mutfak benim tek başıma yemek yaptığım mutfak ortamından oldukça uzaktı, alışmak biraz zaman aldı. Yeni bir ortama alışmak, gidip gelmek derken ilk gün çok yoruldum. Eve geldiğimde o kadar bitkindim ki; kendime yemek yapacak takatim kalmamıştı. Dışardan mı söylesem diye düşünürken kendime gülmeye başladım. Ama, ama, yemek yapmayı çok seviyorum ki ben 🙂

O hafta boyunca gittim arkadaşımın evine, sonraki günler daha kolay ve keyifli geçti. Bu teklif sadece yemek pişirmekle ilgili değil, çocukla ilgili düşüncelerimi detaylandırmama sebep oldu. Çocuklu evde bir günün nasıl geçtiğiyle ilgili pek çok gözlemim oldu. Anladım ki hayat beni istediğimi söylediğim şeyleri göstererek sınıyordu. Haftanın sonunda arkadaşıma eğer tam zamanlı çalışacak birine ihtiyacı varsa alması gerektiğini, birkaç saatlik çalışma yeterli geliyorsa gelmeye devam edebileceğimi söyleyerek ayrıldım.

Sonrasında kendi başıma olduğum sessiz dönem devam etti, ben çokça düşündüm. İnsan zamanı bol olunca yapabileceği şeylerin çokluğundan bunalıp hiçbir şey yapamayabiliyormuş meğer. Zamanımın olmasını mı olmamasını mı istiyorum karar veremedim. Rüyalarım derinleşti. Vakti zamanında hayatımda yer etmiş ancak 15 yıldır görmediğim ve dahi haber almadığım kişileri gördüm rüyamda, nedenini merak ettim. Yine rüyalarımda; oyalandığım için otobüslere yetişemedim, vakit kısıtlıydı ben bir türlü yetişemiyor, kaçırıyordum. Yoga pratiğimde kalp açıcılara yoğunlaştım bir süre. Ardından toksinlerden arınma sevdasıyla burgulara sardım, eğildim, büküldüm, çamaşır sıkar gibi sıktım bedenimi derken bugüne geldim. Kayda değer bir şey yazıyor muyum, burayı ağlama duvarına mı çeviriyorum endişelerini bırak, kafanda yazmaktansa otur yaz şu yazıyı Serap dedim. Hikâyemin olmayışından bu hikâye çıktı sanga.

Son olarak not düşüyorum buraya; istediğimiz daha doğrusu düşündüğümüz her şey gerçek oluyor ona göre.

Benim gibi ne istediğini bilmeyenler varsa ses edebilir mi? Sanki dünyada bir benmişim gibi geliyor.

En son olarak da; yakında sanganın shadow bacağına da dahil olacağımı bildirmek istiyorum, heyecanlıyım.

Şu suçi neymiş öğreneceğim sonunda, oh be!

Serap – Bir hikayem yok!” üzerine 12 yorum

  1. alpererdoganblog dedi ki:

    Tek değilsin. Ben de istediğimi sandığım şeyleri gerçekten istiyor muyum diye sorguluyorum kendimi arada. Zaman bolluğundan hiçbir şey yapamamak bende de var. İşe gittiğim günleri iple çekiyorum. İnsan kendini disipline sokacak meşgaleler edinmeli bence.

    Liked by 1 kişi

  2. Beste dedi ki:

    Ben de varım. Benim de çok istediğimi sandığım şeyler gerçekleşince aslında o kadar da istemediğimi anladığım oluyor. Aynı şekilde bir daha asla yapmam dediğim şeylere de bir süre sonra seve seve döndüğüm. Bazen düşünüyorum, belki de bazı şeyler sadece hayal oldukları için o kadar güzel oluyorlar. Hayaller hep mükemmel çünkü.

    Liked by 2 people

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s