fatma- yeni başlangıçlar? – 9. gün

fullsizeoutput_890

Eve döneli üç gün oldu. Döndüğümden beri ne yoga yapabildim ne de yazabildim. Gitmeden evvel kendini hissettirmeye başlayan soğuk algınlığı her gün biraz daha can sıkıcı bir hal aldı. Pert oldum desem abartmış sayılmam.

Gidişatımın pek parlak olmadığını farkedince, Atina’daki son günümde acaba akşam uçağı yerine öğleden sonra uçağına binip erkenden eve dönüversem mi diye düşünmeye başladıysam da sonunda aman dedim, bir daha ne zaman geleceğim Atina’ya. Sekiz saat daha dayanırım.

Kahvaltıda erken dönmek fikrimden Defne hocaya bahsettim. Nasıl istersen, dedi. Hem hava da kapalı. Belki de bir işarettir bu. Neden olmasın?

Nick Cave o harika İnto My Arms şarkısına ‘’İ don’t believe in an interventionist god’’ diye başlıyor ya; alın benden de o kadar. Şimdilerde Tanrının müdahaleci olduğuna pek inanasım gelmiyor. İnterventionist (müdahaleci) değil de son zamanların moda terimiyle facilitator (kolaylaştırıcı) kendileri bence daha çok. Kendini kötü mü hissediyorsun, aklından erken dönmek mi geçiyor; öyleyse al bulutlar ve yağmur. İşaret istiyorsan buyur; zaten hava da kapattı dersin, aklın kalmaz. Vazgeçtin, kalıyor musun; öyleyse hava açsın da son gününün tadını çıkart. Peki ya hastalık; onu da dönüş uçağına kadar erteliyorum. Sonra uğraşacaksın artık onunla.

O son gün erken dönmekten vazgeçince planımıza sadık kalarak şehirden (pek tabii ki) kırk iki kilometre uzaktaki Marathonas’a gittik üçümüz beraber. Atina ile birlikte yağmur ve gri bulutlar da ardımızda kaldı. Gök maviye döndü, güneş yüzünü gösterdi biz de kıvrılan yollarda tıngır mıngır deniz kenarına doğru yol aldık. Harika bi yemek yedik; denizin, sahilin ve bulutların güzelliğine, Ege’nin soframıza sunduğu lezzet ve berekete teslim olduk. Uzun zamandır geçirdiğim en güzel günlerden biriydi.

Evde uyandığım ilk sabah salon boşalttığım ama yerleştirmediğim çantam tarafından işgal edilmişti. Kafam da en az salon kadar dağınıktı. O günü evden çıkmadan geçirebilsem, koltuğa bir dinlenme istasyonu kurup kitap okumak ve uyuklamaktan başka bir şey yapmasam belki biraz toparlanabilirdim ama yapmadım. Onun yerine, terziye ve kargocuya (ve her seferinde bir şeyleri evde unuttuğum için aslında iki defa gerisin geriye eve ve yine kargocuya) sonra başka bir teslimat için yakındaki (ve aslında huzursuz ortamı yüzünden kendi kendime bir daha gitmeyeceğime söz verdiğim) kahveciye… koşturdum durdum. Yoga? No yoga….

Ertesi gün şirkette bir görüşmeye gitmem gerekiyordu. Salon bütün sevimsizliği ve dağınıklığı ile bıraktığım gibi duruyordu. Sabah yükseldiğini farkettiğim ateşim için bir kaç damla lavanta yağı damlattığım sudan medet umdum. Gıda takviyelerimi aldım, ilaca yüz vermedim. Kendi kendimi yıkılmadım ayaktayım diye teselli etsem de yıkılmam an meselesiymiş gibi hissediyordum. Yine de giyindim, süslendim ve yola çıktım. Sahile inip gördüğüm ilk havalimanı taksi ile pazarlık yaptım. Size de tavsiye ederim. Dönüş yolunu boş gitmektense önereceğiniz fiyata razı oluyorlar çoğu zaman. Beklediğimden uzun süren görüşmem bitince, cuma trafiğini de hesaba katarak Havalimanı-Taksim metrosunu kullanmaya karar verdim dönüşte. Ne oldu, nasıl oldu bilmiyorum ama galiba o dönüş yoluna karar verme sürecimde bir şey değişti benim algımda sanghacım. Havataş otobüsü yerine metroya doğru yürürken, limandaki Cafe Nero’ya uğrayıp bir dirty chai aldım ve hasta da olsam, yorgun da olsam daha keyifli, daha ferah olandan yana bir tercih yapmanın mümkün olduğuna vakıf olabildiğim yeni bir level’a vardım bilincimde.

Dur-kalk, mide bulantısı, iç sıkınısı bir trafikte helak olmak yerine metro ile yaklaşık 55 dakikada eve ulaştım. Evi toparladım hızlıca, çabucak yemek bile yaptım. Yine no yoga ama en azından zihnimin yoga yapmışım gibi bir düzlüğe eriştiği bir gün oldu dün.

Gece öksürük uyutmadı pek ama bu sabah derli toplu eve uyanmak ilaç gibi geldi. Bugün günlerimin en yavaşıydı denebilir. Öğlen uykusuna da yattım, kitap da okudum. Öksürük de dindi biraz. Bu sefer de yaklaşan reglin habercisi baş ağrısı ile uğraştım öğlen uykumdan uyanınca ama yine yağlar sağ olsunlar, sıcak duş, sevgiliden talep edilen masaj ile ilaçsız savmayı becerdim şükür.

Öyle işte sanghamu. Bende durum böyle. İyileşmeye çalışıyorum. Bu gece nöbetçiyim. Alandan yazıyorum size bunları. Bu gece uçmaz da eve gidebilirsem yarından itibaren art arda çalışacağım günler başlayacak.

Atina’ya doğru yola çıkarken bir kart çekmiştim. Çektiğim kart bana ‘’yeni başlangıçlar’’ ben ise ona ‘’yok artık daha neler’’ demiştik. Hem eski başlangıçlar olacak hali yok ya diye dalga geçmiş hem de birşeylerin başlamasının başka bir şeylerin bitmesi demek olduğunu düşünüp tedirgin olmuştum. Ben iflah olmaz bir koç burcu olarak başlangıçlara bayılırım fakat sonları yüzüme gözüme bulaştırırım hep.

Oradayken size yaza yaza bitiremediğim alan, açıklık, boşluk ve üzerimdeki etkisi; eve döndüğümde kendimi ne kadar sıkıştırdığımı, fiziksel olarak da zihinsel olarak da nasıl bir sıkışıklığa mahkum ettiğimi anlamama yarayacakmış meğer. Nasıl oldu bilmiyorum ama oldu. On üç yıldır oturduğum, ucuzdur, kutu gibidir, yeri güzeldir diye kendimi bir on üç yıl daha oturmaya ikna etmeye çalıştığım evimden taşınma vaktimin geldiği kararı çıkıverdi içimden. Karar verdim desem yalan olur, verilmiş bu kararının farkın vardım sanki daha çok.

Ev arıyorum anlayacağınız sangacığım. Bütçem kısıtlı ama umidim ve hayallerim sınırsız. Kolaylaştırıcım da yanımda.

Bu gece off olunca (yani bu rada bekleme vaktimi her hangi bir uçuşa planlanmaksızın tamamlayınca)  eve gidip öksürükle bölünmeyeceğini umduğum bir uykuya yatacağım. Yarın artık yoga yapabilecek miyim yoksa sabah kırmızı çadırın kapısını mı çalacağım bilmiyorum. Keyfim yerinde, onu biliyorum : )

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s