fatma- uç, kon, tekrarla…-14. gün

HipstamaticPhoto-541514787.673551

 

Bu yazıyı  yazmaya  yirmi dört saatimi geçirdiğim otelin karşısındaki köri lokantasından başladım. Otele hala kablosuz ağını kullanabileceğim kadar yakın olan bir nevi Hint McDonalds’ı. Korkunç bir müzik çalıyordu içeride. Rica edip biraz kıstırdım, keşke utanmayıp kapattırsaydım.  Aslında Little İndia’ya giderim diye planlamıştım yola çıkmadan evvel. Olmadı. Gide gide o köriciye kadar gidebildim.

Singapura vardığımda  gece mi gündüz mü olduğunu bilemediğim, bir nevi kerterizimi kaybettiğim bir alana adım atmışım gibi hissediyordum. İşte o bulanıklıkta tam on altı saatlik bir uyku uyudum.  Doğuya doğru uçtuğum zamanlarda sevindiğim şeylerden biri de bu; nasılsa dünyanın o tarafına konduğumda kendimi  kolaylıkla uykuya bırakabilişim. Hayret ediyorum…

Hava sıcak ve nemli, hatta ağırdı. Yine de kışlık kıyafetler giymek zorunda olmamanın, çıplak ayaklarım ve bacaklarıma değen havanının verdiği bir hoşnutluk, hafiflik vardı üzerimde.  Vardığım gün yoga yapmadım. Ertesi gün de o uzun uykudan uyanınca ilk içimden gelen kendimi sokağa atmak oldu. Çıktım. Çarşı pazar dolandım. Çok eskiden kaldığımız otellerden birinin yakınındaki kahveciye kadar yürüdüm. O zamandan bu zamana değişen yiyecek tercihlerimi hesaba katmamışım, yiyecek bir şey bulamadım. Daha dolanacak takatımın kalmadığını hissettim. Çok uzun yürüdüğüm için değil; yürüdüğüm yollardaki vitrinler, ışıklar, kalabalık, yer altından birbirine bağlanan alışveriş merkezlerinin curcunası beni sarhoş ettiğinden. Oturdum, bir kahve söyledim. Bir zamanlar burada oturup düşünen beni düşündüm. Onun heyecanlarını, can sıkıntılarını, kalp çarpıntılarını. Kırmızı gagalı küçük siyah kuşları hatırladım; ötüşlerini, burada oturup onları neşe ile seyredişimi. Nostaljime doyunca yanımdaki Ayfer Tunç’u okudum biraz da. Sonra daha oyalanmadan otele döndüm. Köriciye gitmeye de otele dönünce karar verdim işte. Önce odaya çıkıp elimdekileri bırakayım dedim. Yoga yapmaya niyetim yoktu. Baktım kocaman pencerelerde gün güzel güzel batmaya başladı. Kısacık dedim. Suçi. Sonra malasana. Sonra purna mandala. Ekleye ekleye güneşe selamlara vardım. Güneşe veda demeli aslında. Oda iyice karardığında kendimi uzun bir upavişta konasanaya bırakmıştım. İyi ki o ilk suçiden dönmemişim. Oh…

Keyfim yerindeydi aslında, yazacak bir şeyim yoktu ama yazasım vardı ama işte kötü müzik, hemen gelen yemek falan derken yazmaya devam edemedim. Zaten az da kalmıştı geri dönüş yoluna çıkmaya. Odama dönüp hazırlanmaya başladım.

Bu sabah eve varıp da yattığım üç saatlik uykumdan uyanınca beklenen regl teşrif etti. Hem de ne hikmetse acısız, ağrısız. Çadırdan bildiriyorum sanghacım. Güzelce dinlenmem lazım yarın çünkü  bir gün boşun ardından yine bir maraton başlıyor benim için. Çadırda olduğumdan yogaya ayıracağım zamanı size yazmaya ayırabilirim. Ama yine çadırda olduğumdan belki yazacak bir şey bulmakta zorlanır mıyım? Bakalım. Belki ilham verecek bir şeyler okurum. Belki ilham verecek bir yerlere giderim.Bazen dayanılmaz oluyor ”belki”ler; bazen de onları oldukları gibi kabul edebiliyorum.

Tamam, bu akşamlık bu kadar. Belki yarın görüşürüz.

 

 

 

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s