Pınar – Hep Yuvaya Dönmek

Sevgili Sanga,

Bu yazının hayalini kuruyorum döndüğümden beri. Belki de salondaki kanepemden, kendi klavyemden, sevdiğim, bildiğim insanlara biraz içimi açarsam tam olarak döndüğümü anlarım, idrak ederim, yerleşirim, olduğum yere varırım diye.

Üç hafta bir kültürü tanımak, bir halkın arasına karışıp turist gözlere gizli dinamiklerini anlamak, orada oralı gibi yaşamaya başlamak için elbette çok kısa bir zaman. Ancak evden uzak kalmak içinse oldukça hatırı sayılır bir süre.

Döndüğümden beri bir çeşit boşluktayım. Cuma günü ilk, bugünse ikinci dersimi verdim. Aile, arkadaşlar, öğrenciler, herkes merakta. Anlat bakalım neler yaptın, nasıldı oralar? Tam anlatamıyorum, sözcükler ağzımda büyüyor, veya çok küçük kalıyor gördüklerimin yanında. Diyelim kavramları bir kenara bıraktım, hangi hislerle döndüm? Bu sorunun cevabı da net değil. Bu belirsizliğin içinde kendi hislerimden kopuk oluşuma getirip dem vuruyorum. Travma mı dersiniz, Türkçesi’ni aramaya üşendiğim dissociation mı dersiniz, bilmiyorum ama ben çoğunlukla duygularımın olduğu yer katmanının çok daha üstünde bir yerlerde, herhangi bir an ne hissettiğimi, neden öyle hissettiğimi anlayamayacak kadar kopuk oluyorum. Hislerden kopukluk otomatikman zihnimi devreye sokuyor. Veya çok çalışmaya alışkın bir zihin hislerin sesini bastırıyor. Belki de hisler katmanında aranan boşluğu unutturmak için bu kadar ön planda zihin. Bilmiyorum. Galiba d, hepsi.

Gelir gelmez hasta oldum. Aksırmalı tıksırmalı. Yapmam gereken şeylerin, bir türlü tüm detaylarıyla planlayamadığım kursumun, beni bekleyen çevirinin ağırlığı gelip göğsümün üzerine oturdu. Neden her zaman aynı koşullar altında benzer tepkiyi vermek zorunda olduğumu düşündüm. Belirli koşullar bir araya geldiğinde illa turnusol kağıdı gibi renk mi değiştirmem lazım? Farklı bir varoluş bulamaz mıyım? Bu koşulların ürünü illa bünyemde stres veya hastalık olarak mı vuku bulmalı? Aslında hayalimdeki hayata çok yakın yaşıyorum. Hayalimdeki hayat ile aramdaki tek fark bu his çemberi.

Çalışma ve üretme şevkiyle dönüyordum oysaki Nepal’den. Oradayken içimden bunlar geçiyordu. Haziran’a kadar canla başla çalışacaktım. Gökay’ın gelir gelmez şantiyeye gitmesini fırsat bilip hayatımı hemen eski düzenine koyacak, erken uyanıp erken yatacak, süper verimli bir şekilde çalışarak hem daha çok ders verip hem de çeviriyi bitirmenin yollarını bulacaktım. Her şeye yetecek enerjim vardı. Şimdi? Şimdi şu kanepeye kıvrılıp uyuyacağım bu yazıyı bastıktan sonra.

Tüm sangayı, derslerimizi, İstanbul’u, evimi, her şeyi çok özledim. Bak işte bu net bir his.

 

 

Reklamlar

Pınar – Hep Yuvaya Dönmek” üzerine 4 yorum

  1. incognitans dedi ki:

    Şöyle bir söz vardır muhtemelen biliyorsun; “allah içine sindirsin”. Gördüklerinle, kokularıyla, tatlarıyla, anılarıyla hepsi hazım sürecinde şimdi, laya. Onlar nasıl olsa bir şekilde dile gelecektir. Hoş geldiniz.. (Geçmiş olsun) ❤

    Liked by 3 people

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s