fatma-tatsız- 18.gün

Dolunay galiba her şeyin en parlak ve güzel olduğu o tepe noktası imiş benim için ve o zamandan sonra ne yazık ki hayatım, yok  aslında hayatımdan ziyade hayatım hakkında hissettiklerim demeliyim hızlı bir düşüşe geçtiler. Bunu size nasıl daha net ya da daha güzel dille anlatırım diye düşünürken aklıma dolunayı sarı yaldızlı folyosu ile elimde  bir çikolata gibi tuttuğum  imajı düştü.  Ben mutlu bir çocuk gibi elimde kafamda birbirine karışmış haliye  ay/çikolata/hayat temsilimi tutup seviniyorum. Ama işte çikolatadan bir ısırık alıncaya kadar sürücekmiş bu mutlu halim. Çünkü çikolata bozukmuş sayın sanga. Yaldızlı folyosunun altından çıkan hayatımın tadı berbatmış.

Cuma günü Pi ile konuşurken kendimi özlediğim dostumla yaptığım muhabbetin zevkine kaptırmış, ne dediğimi pek de ciddiye almadan, şaka ile karışık ona anlatıyordum: Milo Nisan’da Bali’de bir düğüne gidecek. Ben de o düğüne onunla gidebilirdim. İznim denk geliyordu ama ben onunla Bali’ye gitmek yerine yalnız başıma Avustralya’ya Shadow kursuna gitmeye karar verdim. Bali’ye gitmeyi de çok istiyordum. Hele de onunla gitmeyi çok daha çok. Ama ben Bali’ye bizim tatilimize gitmeyi istiyorum, tanımadığım birilerinin düğününe değil. Zaten ben artık zorunda kalmadıkça düğünlere gitmemeye çalışıyorum. Gittiklerimde ağlıyorum çünkü. İlk önce arkadaşlarımın mutluluğuna duygulanıyorum da ağlıyorum diye düşünüyordum. Sonra anladım ki duygulandığım doğru  ama en baskın duygum hüzün.  Ben kendi halime hüzünlenip ağlıyorum. Ne zaman o kürsüde iki kişiyi yan yana görsem kendi yalnızlığımın altı çiziliyor sanki.  Yalnızlık benim için bir sevgilimin olmaması hali değil. Hayatın güçlükleri karşısında yalnız olmak hali. Şimdi de var bir sevgilim ama ben yine de hayatı yalnız başıma sırtlandığımı düşünüyorum. Hatta şimdi sadece kendimin (ve aileminkini) değil onun da hayatını sırtlanmışım gibi…

Bu laflar ağzımdan çıktığından beri de önleyemediğim bir duygusallık dalgasına kapıldım gittim. Yine annem babamdan başlayarak herkese sitem, serzeniş ve öfke…aynı hikaye…önce herşey için herkesi sonra  her şey için sadece kendini suçlayış… İsyaaan!!! Gene hayata bağırıyordum sonunda; Hayaaat, hayat!! Senden de güçlüklerinden de bıktım. O kadar gücü sporda harcasaydım şimdi en azından yogada  semeresini alırdım. Senin semeren ne hayat! (excuse my arabesk artık sanga)

Bu sabah itibariyle Avustralya kursuna kadar sadece bir ayımın kaldığını idrak edip bari kendimi çalışmaya vereyim dedim fakat böyle çorba gibi bir zihin ile nereden başlayacağımı karıştırdım. Normalde bugün reglimin beşinci günü. Dün dördüncü gün yogası yapmam gerekirdi ama geceden öğlene kadar iki saatlik uyku ile uçuyor olduğumdan dünü hiç bir şey yapmadan geçirdim. Bugün de dördüncü gün yogası yerine birinci prelüdü çalışmaya karar verdim sonunda. Bu ay en çok birinci ve üçüncü prelüdleri çalışmak istiyorum. Güçlenmek, ve o güçlü yerde zerafeti deneyimlemek hayalim. Hocalarımın hocalarının karşısına çıkmak için hem fiziksel hem de duygusal olarak güçlenmem gerek diyorum kendime. Bunu demek motive falan olmama değil sadece daha çok gerilmeme ve kendimi olduğumdan da güçsüz hissetmeme sebep oluyor. Susayım öyleyse. Beni ne motive edecek onu bulayım.

Velhasıl bu gün uzun zamandır yapmadığım için hareketlerin giriş çıkışlarında tereddüt ederek prelüdlerin bu ilk ve bana en zor gelenine bir başlangıç yapmış oldum. Kopuk kopuk oldu yogam. Kafam da kopuk kopuk. Bedenim de yorgun hala. Üstelik bu gece de sabah kadar çalışacağım. Bir yandan bunlar geçti aklımdan, kendini zorlama madem dedim,  bir yandan da her şeyi bir kenara bırakıp bedene inmek, derinleşmek, kendimi yogada kaybetmek arzusu duydum. Ama yok. Ben yogayı kendimi kaybetmek için değil bulmak için yapıyorum. Oturdum. Yerde iki asanadan sonra padmasanada belki yarım saat oturdum.

Ben bu akşam yine yola çıkıp cuma sabahı döneceğim eve. Çok iyi geliyor bana biraz uzaklaşmak, ihtiyacım olan perspektifi sağlıyor. Bu gitmeler gitmek değilse de, kalmaktan daha iyi oldukları kesin.  Size oradan da yazarım.

 

 

 

Reklamlar

fatma-tatsız- 18.gün” üzerine bir yorum

  1. kemrasa dedi ki:

    Fatma,
    Hayatı yalnız başına sırtlamak aslında sırtlamak zorunda olduğun yükün de çok daha az olması anlamına gelmiyor mu?
    Ve bu gitmelerin, uzaklaşmaların sana iyi gelmesinin nedeni de bu ‘daha az yük’ değil mi?
    Sevgimle
    Kemal

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s