fatma-diri-28. gün

 

fullsizeoutput_8d8

Sonum bu mochi’lerden olacak eminim sanga. Mochi bir tür Japon lokumu. Haşlanmış ve dövülmüş pirinçten yapılan yapışkan, yarı saydam sakız kıvamında büyükçe bir top düşünün. İçini çeşit çeşit malzeme ile dolduruyorlar. Benim en sevdiğim şekerli siyah fasülye püresi dolgulu mochi. Buraya geleli dört gün oldu. Her gün iki mochi götürmüş olsam eder sekiz. İki de yarın yesem on. Milo telefonda mochi getirecek misin diye sordu. Evet sevgilim dedim, mochi alacağım ama eve getirmek kısmet olur mu bilemiyorum. On üç saatlik dönüş yolunda herşey mübah.

Mübah kelimesi bana henüz küçücükken babamın aşkta ve kahvaltıda herşey mübahtır deyişlerini  hatırlatıyor. Babam aşkta ve kahvaltıda her şey mübahtır der ve tavadaki son sucuğu ağzına atıverirdi. Bir yandan ağzını şapırdata şapırdata; ardından atlı kovalıyormuş gibi, hemen yemezse önünden alacaklarmış ya da bir başkası kapacakmış gibi neredeyse çiğnemeden yutar, bir yandan da keh keh gülerdi. Sinir olurdum. İlahi baba, aşkta ve kahvaltıda ha….

Dört gündür Japonya’dayım sanga. Buraya gelişim bir hediye bence. Size en son Hong Kong’a gitmeden evvel yazıyordum. Biraz tatsız bir ruh halinde idim. Orada geçirdiğim zamanda da duygusal kozamı saran o tatsızlık bulutundan tam olarak sıyrılamadım. Yoga yapmaya kalkınca vaişakada zelzeleye tutuldum. Dizlerimi azıcık bükmemle başlayan, merkez üssü alt karnım ve bacaklarım olan bir zelzele. Bacaklarımın açısını değiştirdim, biraz daha aşağıyı, biraz daha yukarıyı denedimse de istemsiz sarsılmamı durduramadım. Sıtkı TRE (trauma releasing excercises) öğretmişti, yere yatıp onu deneyeyim dedim ama bu sefer de kalçamı ve göğsümü yere öyle hızlı ve sert şekilde çarpmaya başladım ki bir yerime zarar vereceğimden korktum. Sonra başka bir sebepten Pınar ile mesajlaşırken laf arasında ona halimi söyledim. Vatan coşmuştur canım dedi. Kemiklerimin yere dayayacağım bir kaç asanayı hatırlattı. Tabi ya…  Onun hatırlattıklarına kendi hatırladıklarım ve dinlemeye başladığım bedenimin talep ettikleri eklendi. Bir saati mermer zemine kemiklerimi bastıra bastıra geçirince vatanın şiddeti dindi,  apana uyanmaya ve akacak yer bulmaya başladı.  Sokağa çıktığımda bacaklarım hala güçsüz olsalar da sesleri gür idi: Gitme! Bunu diyorlardı sanırım. Şehre gitme Fatma. Yarım saatlik metro yolculuğu ile ulaşacağın o şehir vata demek. Görüntü, kalabalık, gürültü. Olmaz. Gideceğim. Gitmem ve bu şehrin hayalimde yaşayan nüshasını beslemem lazım. O nüsha beslendiğinde o nüshayı yaşamış olan ben ile bağ kuruyorum sanki. Ne gerek var? Bilmiyorum, bir nevi nostalji-melankoli sevgisi bendeki ; Portekizlilerin saudade dediğinden.

Gittim şehre sanga. Kendimi güzel bir gün batışı izlemeye ihtiyacım olduğuna inandırdım. Güneşin battığı o anda Kawloon’dan Hong Kong’a geçen bir motorda olmayı kurdum ama ben şehre varıncaya kadar hava kapattığından motora planladığım saatte binmiş olsam da bahtıma kara bulutlar ve şehir ışıkları düştü, bir de yorgunluk tabi.

Otele dönünce dua ettim. Bu işi yapmaya devam edebilmem için gerekli olduğunu düşündüğüm iki şeyi diledim. Birincisi artık ne olur, bir zahmet biraz akıllanıp dinlenmeyi öğrenmem diğeri ise şansımın yaver gitmesi ve bu yaşımda artık daha seyrek, daha az yorucu, daha uzun dinlenmeli seferlere planlanabilmek. İlkinde hala bocalasam da ikincisi kabul oldu sanırım. Eve dönünce haberini aldım ki, ard arda üç geceyi uyanık geçirmeme sebep olacak (ve gözümde büyümekte olan) nöbetlerimi alıp yerine bu uzun Japonya seferini vermişler bana. Mutluğumu size nasıl anlatsam. Mutluktan oynadım yahu sanga. Şapşal şapşal sırıttım. Bir hediye olarak kabul ettim bu yatıyı. Teşekkür ve şükür ettim. Çok çok sevindim.

Tabi bu yatının bu kadar uzun oluşu bu uzun vakti nasıl geçireceğim, daha doğrusu bu uzun vakitte Tokyo’ya inip inmeyeceğim sorusunu da yanında getirdi. Artık anlamışsınızdır ama yine de söyleyeyim. Yıllar içerisinde kısalan konaklama süreleri, konakladığımız yerlerin de şehir merkezlerinden havalimanlarına doğru kaymasına sebep oldu. Burası hariç.

Burası, Narita. Yirmi yıl evvel ilk geldiğim seferden beri değişmeyen köyümüz. Tokyo’nun iki havalimanından uluslararası olanı burada olduğundan, bu küçük köy de havacılık endüstrisine paralel olarak büyümüş. İçinde Japonya’nın en güzel tapınaklarından biri var. Tapınağa giden yokuş aşağı yolda sağlı sollu yılan balığı restoranları, bisikletle azıcık yokuş çıkmayı göze alınca minik çiftlikler, ufuk çizgisinde izlemeye doyamadığım ormanlar, orada burada erkenci kiraz çiçekleri, Miyazaki çizgi filmlerinden tanıdığım tepeleri göğe uzanan ahşap evler, tek başına bir orman olan ağaçlar, kocaman bir kuşun tüyleriymişler de toprağa saplanmışlar gibi güzel dalları olan başka ağaçlar, kıvrılan yolun kenarında kendi krallıklarını ilan etmişcesine sık ve uzun bambu ağaçları … Burası benim Japonyam. Yine de aklımın bir kenarını aynı soru kemirmekte. Şehre gidecek miyim?

Her aklıma geldiğinde erteledim bu soruyu. İlk gün çok güzel ve güneşli; bir bahar gününden farksızdı. Sabah  biraz geç uyanınca belli oldu ki tercih yapmam lazım; ya kahvaltı ya yoga. Açık büfe kahvaltıdan vazgeçtim. Defne hocanın bu ay sadece bir gününü yakalayabildiğim kursumuzda öğrettiği seriyi yaptım. Tapınakta geçirdim günümü. Girişteki dilek kutusundan üzerinde bad luck yazdığı yetmezmiş gibi arkasında da boşuna kötü talihini değiştirmeye çalışma, aşkta da, işte de şansın yok, iyileşmeyi umduğun bir hastalık vardıysa ondan da umidi kes, ufukta taşınma maşınma da gözükmüyor diye sıralayan rezalet bir kart çekmemiş olsam keyfim yerindeydi. Shintocunun zoruna bak, insana böyle çat diye  söylenir mi bunca kötü haber. Alıştıra alıştıra geleydi. Bayağı absolüt badluck.  Bir yüz yeni daha gözden çıkartıp makus talihimi değiştireceğini umarak bir niyet daha çektim. Bir nevi geleceğe yatırım. Bu sefer goodluck çıktı. İyi bari.  İlk çektiğim kartta kötü talihinden kurtulmaya çalışma, teslim ol falan diyordu, sıfırlanmış mıdır ki şimdi o diye düşünmeye başladıysam da amaaaan yahu dedim. Dırdırcılığın alemi yok . Tapınağın girişindeki tütsü ile kendimi tütsüleyip kötü talihi temizlediğimi hayal, doksan sekiz  numaralı kartı hayalimde yok, bir daha böyle şeyler çekmeye de tövbe ettim.

Dün sabah uyandığımda baktım sol yanımda yaşamakta olan ağrı da uyanmış benimle birlikte. Dirsek, avuç, kalça, omuz…. kol geziyor. Kartın hayaletinin kötü kahkahasını duydum; iyileşemeyeceksin! Dün yoga yapmadım. Dün canım acıyor diye yoga yapmamakla hata ettiğimi bile bile yapmadım yoga. Üzgündüm çok sanga. Ya Avustralya kursuna kadar iyileşmezsem diye evhamlandıkça evhamlandım. Hamama gittim. Alışveriş yaptım. Koca günü yedim.

Bu sabah saatimi yediye kurdum. Birinci prelüdü yaptım. Hoca boşuna dememiş prelüdlerin hakkını vermek için üç ila yedi yıl gerekir diye. Ben dün shadow yogadaki üçünü yılımda ilk defa bir yanımda (sağ) virastanaya tam olarak inip kalkmayı becerdim. (Pınar haklıymışsın!) Sol da çok bekletmez gelir diye ümit ediyorum. Bazıları ilk dersten beri yapabiliyorlar bunu. Benim için üç yıl gerekti. Olsun! Ve tabiki dirseğimdeki ağrıdan eser kalmadı. Bacağımda kalçamda hafif bir sıkıntı devam etse de bir defa daha anladım, buraya küçük harflerle, kafama ise büyük ve bold harflerle yazdım: Bir yerim ağrıyınca yoga yapmak, yapmamaktan çok daha iyi geliyor. Hem dokulara can ve kan gidiyor. Hem bedenim hem de kafam daha iyi çalışıyor yoga yapınca.

Öyle işte sanghamu. Size köydeki bir kahveden yazıyorum şimdi. Modern masaların dışında bir de geleneksel yer sehpaları var. Onlardan birine oturdum. Eve de böyle oturaklı bir düzenek kurmanın hayalini kurmaktayım. İçeride asansör müziğinden hallice bir hafif müzik çalıyor. Dışarıda yağmur yağıyor, hava bozdu bugün. Keyfim yerinde. Sangamın geri kalanı bugün beraberler ama ben binlerce kilometre uzakta da olsam onlardan ayrı hissetmiyorum.

Bugün ayın yirmisekizinci ve son günü. Bu aydan bana kalan bir kelime/kavram var: DİRİ. Ay boyunca algımın seçtiği, okuduğum bir çok metinde karşıma çıkan bir kelime vardı: firmness. Bu kelimeyi nasıl çevirebilirim, bundan ne anlıyorum diye düşünürken nihayet emin oldum ki benim çevirim budur; diri.

Defne hoca son derste söylüyordu; nefesin yetişsin diye hareketlerin arasında duraklama, durakladıkça bu boşluklardan Prana kaybediyorsun. Haklı, ben sadece yogada değil, hayatta da yaptığım şeylerin arasında gereksiz ve uzun boşluklar koyuyorum. Bu boşluklarda kendimi oyaladığım sayısız şeyden sızıp gidiyor hayat enerjim; Prana. Hepimiz gibi ben de zaman zaman, ortak zekadan payıma düşen akıl, fikir ve esini alıyorum. Özellikle yoga esnasında ve sonrasında; bazen rüyamda; ya da jetlegin o yarı uyanık bölgesinde gezinirken; bazen de çok gündelik bir işi görürken beklenmedik bir şekilde harika bir bilgi, bir esin, bir anlayış gelip her hücremi mutluluk ile titretiyor. Adeta biri bir ışık düğmesine basmışçasına aydınlanıyor içim. Bu anlayışın ışığında bir şeyleri değiştirmek üzere kararlar veriyorum, planlar yapıyorum. Ya sonra. Sonra diri tutmayı beceremiyorum ne yazık ki hiç birini. Fiziksel olarak da durumum pek farklı değil. Defne hoca buradayken ard arda üç ders yapınca vücudumun şekli değişiyor. Kaslarım uyanıyor. Diyorum ki her hafta sonu ders yapsak başka bir Fatma olurum. Daha esnek, daha güçlü, daha diri bir ben. Hoca gidince ben kendimi onun bizi çalıştırdığı gib çalıştıramıyorum. Can yavaş yavaş çekiliyor kemikten, kastan.

Neyse şikayeti bir yana bırakayım sanga.  Madem geride bıraktığımız ay bana bu kavramı öğretti ayın gelecek döngüsü için niyetim de öğrendiklerimi diri tutmak olacak, belli.  Zihinsel olanı dikkatimi onun üzerinde tutarak, bendensel olanı düzenli çalıştırarak, asanada canımı tüm bedenimde hissederek diriliği sürdürebilir miyim? Kararlarıma sadık kalarak, bedenimi duyunca sözünü dinleyerek, işler arasında oyalanmayı, asanalar arasında duraklamayı bırakarak canımı muhafaza edeceğim. Yogadaki gibi hayatta da her an mevcut, net, ne yapacağını bilen… Evet, niyetim budur.

 

ps:  Hayır Tokyo’ya gitmedim. Evet, bütün mochileri yediğim için fotoğraf yok 🙂

 

fatma-diri-28. gün” üzerine 2 yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s