BEGÜM ~ Bir Şey ki Seni Çağırıyor, O Şimdi Ne Olmalı*

Bir kelimeye karşılık gelen tanımları bize her defasında aynı cümlelerle açıklayan tek yer Türk Dil Kurumu’dur. Gerçek hayatta kelimelerin ruhumuzda aydınlattıkları yerler duygu dünyamıza göre şekillenir. Herhangi bir anda; bir kelimenin karşılığı sorulduğu kişi sayısı kadar farklı hislerle açıklanabilir, benzer şekilde bir kişi için de belirli bir kelimenin anlamı hayatının çeşitli evrelerinde birbirine zıt yönde yükselerek farklılaşabilir. Toprak; kimine göre ölüm, kimine göre yeryüzünün derisidir. Ateş; kimine göre ışık kimine göre yangındır. Hava kimine göre kibir, kimine göre nefestir. Su; kimine göre hayat kimine göre taşkındır.

Hayatımız, tanımladığımız-tanımlayamadığımız duyguların geçitinde savrulmadan ayakta kalabilme, olan biteni anlayabilme ve ilerleme çabası içinde geçmekte. Nasıl ki renkler kendi yelpazesini siyahtan beyaza doğru ton ton açıyorsa; hayat da türlü renk değişiklikleriyle bizi en tepeden en derine doğru konumlandırır. Yerimizi değiştirmeye cesaret etmek, sonsuz olasılıklardan bir diğerine doğru adım atmak bizim seçimimizdir. Hayat, bizi savurduğu yerde usulca beklememizi değil; ustalıkla içinde bulunduğumuz durumu değiştirme çabamızı takdir eder.

Çocukluk yıllarımız; hayatımızın eskizi olarak adlandırılabilir. Yaşama tutunabilmek için bir başkasına muhtaç olarak gözlerini açtığımız Dünya; bize bir sevgi bahçesi ya da kuruluktan çatlamış bir toprak parçası olarak bahşedilebilir. Bebek, anne sütüne olduğu kadar sevgiye de açtır. Kendini ifade edebilmesi; ebeveyninden aldığı sevginin gerçekliğine bağlıdır. Bu sevgi gerekli yerlerden edinilemiyorsa; bebek sevilme isteğinin baskınlığıyla duygu dünyasını bilinç dışına iter. Öncelikle başkalarının neler düşüneceğinden endişe duyan; üzüntüsünü, korkusunu dile getirmeyen bir çocuğa, sonrasında da duygularını tarif etmekte zorlanan bir yetişkine evrilir. Bireyin duygu dünyası; başkalarının sevgisini kazanma ya da kaybetme kurallarına göre yeniden düzenlenmiştir. Bu “sahte benlik”; artık hatırlanmayan sevimsiz çocukluk anılarının maskesi olarak kişiye eşlik eder.

Ekran Resmi 2018-03-29 21.19.39

Anlamlandırılamayan huzursuzluklar, umutsuzluklar, taşkınlıklar olarak beliren duygu durum değişiklikleri hemen geçip gitmesi istenen belirsiz sıkıntılar olarak düşünülür; oysa bu anlar çoğunlukla çocukluk darbelerinin su yüzüne çıktığı alanlardır. Birey her ne kadar korku ve kaygılarını bilinç dışına iterek mükemmel bir çocukluk yaşadığını farz etse de; o dönemin duyguları bedeninin çeşitli yerlerinde konumlanarak onunla birlikte yaşamaya devam etmiştir. Türk Dil Kurumu’na göre ruhsal yaşama ve bedene egemen olmayı amaçlayan Hint felsefe sistemi olan yoga; bu huzursuzluk anlarını tetikleyerek çocukluğa dair bir duyguyu; o yollar o yıllar hiç arşınlanmamış gibi, o ilk anki saf haliyle karşımıza çıkartır. Bu huzursuzluk; birey için(sen,ben) anısına sahip çıkma ve gerçekleri kabullenmeye yönelik bir fırsattır. İlk bir kaç deneyim bir tesadüfün izi gibi gözükse de; zamanla açığa çıkan detaylar; bedeni mesken tutmuş duyguların yogayla yer yüzünde can bulduğunu kanıtlar. Bu çaresizlik anları; aslında çok kıymetlidir. Olumsuz hislerin bir an önce çekilip gitmesini dilemek yerine; olası kaynakları araştırmak, o dönemde günlük tutmaya yoğunlaşmak ve anılarının izini sürmek; kaynak anının tespiti için önemlidir. Bilinç dışından bilincimize taşınan bir anı; ara ara bizi yoklayan ve anlamlandıramadığımız bir histen azat edilmek anlamına gelebilir. Yoksunluğunun farkına varan ve bu durumu kabullenen kişi, artık aynı duyguyla sınanmayacaktır. Yoga; herkes için farklı anlamlar taşısa da; benim için en önemli öğretisi geçmişin yasını tutmama izin vererek özgürleşmeme kanallık etmesidir. Şimdilik…

Sevgimle,
Begüm

*Bir Şey ki Seni Çağırıyor, O Şimdi Ne Olmalı- Edip Cansever
*Fotoğraf:Elena Kalis

BEGÜM ~ Bir Şey ki Seni Çağırıyor, O Şimdi Ne Olmalı*” üzerine bir yorum

  1. kemrasa dedi ki:

    Yasını içe sine yaşayamadığımız her kayıp o ‘gölgeler’ bagajımızda yerini alıyor. Bazımız bunun üzerine basabilmek, bilincin derinlerine gömebilmek için her türlü eski kızılderili numarasını kullanıyor. Bazımız da terapiyle, sanatla ya da her ne ise kendi yolu bunu bilinç düzeyine çıkarıp helalleşebiliyor. Ne iyi ki senin de bir yolun, yogan olmuş.
    Ve “Belli ki susmak yaratılmamış şekliydi dünyanın”
    Sevgimle
    Kemal

    Liked by 2 people

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s