Fatoş: Korkular ve tortular

“Ne garip değil mi? Hayalindeki hayatı yaşadığını bile bile o hayata bir türlü yerleşememek, bir türlü sahiplenememek onu, bir türlü ona varamamak.” demiş Pınar .

Evet, ancak bu kadar güzel kelimelere dökülebilirdi sanırım. Benim de kendime anlatmaya çalıştığım, bu aralar kafamı kurcalayanlar bunlar. Peki nedir bu rahatsızlığın sebebi diye soruyorum kendime sık sık.

Sanırım tekrar geriye dönme korkusu. Yine o hiç istemediği hayatı yaşayan ben olursam? korkusu. Bugün yaşadığım hayatın bir gün benden alınacağı, ya da benim bir zorunluluk için kendi ellerimle feda edeceğim korkusu. Peki bu korku bizim memlekete, jenerasyona, sangaya, ya da ne bileyim yıldız haritasında yengeç burcu bilmem kaçıncı evinde olanlara mı has?

Birkaç ay önce yoga ile ilgili bir şeyler okuyordum. Ve şöyle bir şey yazıyordu; “Yoga çalışmasının huzurlu ve barış içinde olan bir ülkede yapılması uygundur”. Şimdi hatırlamıyorum nereden okuduğumu. Belki de yaşadığımız huzursuz ortam bizim içine yerleşmemizi engelliyor? Yani madem görünmez ince bağlarla bağlıyız birbirimize, huzursuz kardeşlerimiz dışarıda mı kalıyor? Biz bir bütünsek, o korku veren hayatlar, düşünceler de mi bize bağlanıyor? Varabiliyor muyuz oraya?

Mesela huzurla hayatımı sahiplendiğimde bana enayi gözüyle bakan arkadaşlarım var. Ülkeden hemen kaçmamız gerektiğini düşünen arkadaşlarım var. Ya da fakir hayatı yaşadığımı düşünen yakınlarım var mesela. Çok zengin olmamı istiyorlar, şöyle hızlı bir çıkış yapacak pop şarkıları yazayım, jingıllar üreteyim, parayı kırarmışım ha.  Ya da baharı kutlamak için giydiğim çiçekli, yırtmaçlı eteğimden görünen bacağımı görünce şehadet getiren sakallı molla adam var (bir çıplak bacağın Allah ile kulu bu kadar yakınlaştıracağını hiç düşünmüş müydü acaba molla abi?) Yani anlayacağınız üzere ben sahiplensem de, bazen etrafım bir türlü sahiplenemiyor benim yaşadığım hayatı.

Böyle çatışmalı zamanlarda ilk olarak çok tepki veriyorum içimde. sinirleniyorum, cevap veresim, şöyle ağız dolusu okkalı bir laf sokuşturasım geliyor. Sonra sakinleşiyorum ama geriye tortuları kalıyor ne yazık ki. Bekliyorum su berraklaşsın, tortular dibe çöksün ve asıl olan ortaya çıksın.

Peki ben ne diyor? Sevdiğim şeylerin içinde derinleşeyim. Daldığım derinlerden elimde incilerle çıkayım. Doluysa üreteyim. Ya da elim boş olsun.  Boş olduğunda “kısmet” deyip geçeyim. Kalpten yaparsam, gerisi gelir diyor. Yırtmaçlı eteğim konusunda kafam hala karışık ama.

Güzel günler diliyorum sevgili sanga.

 

 

 

 

 

Reklamlar

Fatoş: Korkular ve tortular” üzerine 2 yorum

  1. pinarustun dedi ki:

    Hatha Yoga Pradipika’da okumuşsundur. Hatta adaletin doğru dağıtıldığı bir ülke diye de ekler yanılmıyorsam. Ben de hep bunu bizim hocalara sormak istemişimdir. Nasıl yorumlamak lazım gelir bunu? Tarifteki gibi bir ülkede yaşamayınca yaşam enerjisinin büyük bir kısmı sanırım oralara gidiyor, ondan.

    Liked by 6 people

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s