fatma – yıl dönümü/ yol dönümü



Hoca demese de aklımdaydı. Hatta geçen sormuştum, kime hatırlamıyorum, Fatoş’a ya da Ali’ye olmalı; yıl dönümümüz yaklaşıyor yine bir 28 güne başlayacak mıyız diye. Yazmayı seviyorum. Yazmak için her türlü bahaneyi seviyorum ama en çok yazdıktan sonra birine okumayı, içimden çıkarttığım (bazen de uydurduğum) o hislerin hemencecik bir başkasına geçmesini seviyorum. Başka hiçbir şey beni böyle mutlu etmiyor… Şimdiye kadar yazar yazmaz ona dönüyordum. Acemice de olsa hemen yazdıklarımı onun konuştuğu dile çeviriyor ve gözlerimi gözlerine dikiyordum. Eeee, olmuş mu?

Şimdi o gitti.
Ondan evvel çok uzun zaman boyunca evdeki koltukta oturmuş hayatımın başlamasını beklemiştim. Bir dişçinin bekleme salonunda bekler gibi beklemiştim; hem bu bekleyiş bir an evvel bitsin istiyor hem de sıram geldiğinde başıma geleceklerden, canımın acımasından, o tuhaf aletlerle ağzımın içinde yapılacak anlaşılmaz işlemlerden ürküyordum. Tatsız hislerle, beklemekten sıkılarak ama sıramın gelmesinden de korkarak….

Sonra o geldi. O bir bekleme ustası. İyileşmeyi bekliyordu. Fiziksel bir sıkıntı nedeniyle hayata tutunabildiği tek alan olan müziğini yapamaz hale gelmişti. Saatlerce meditasyon yaparak, hiç şikayet etmeyerek ama etrafına hüzünden ince, incecik ağ örerek bekliyordu. Onun kendisinin, benim onun iyileşmesini beklediğimiz iki yıl geçti. Kendi bekleyişimi unuttum ben.

Ben onun hareket etmesini istiyordum. O bekleyebildiğine göre yapması gerek tam tersi olmalıydı. Becerebildiğimiz asanayı yapmaya devam etmenin bir faydası var mı? Beceremediğimizi, içinde duramadığımızı çalışmamız gerekmez mi? O ısrarla beklemeyi tercih etti. Bana kalırsa Yaradan ondan hayata katılmak için başka yollarda yürümeyi denemesini istiyordu. O, aşık olduğunu düşündüğüm saksafonunu çalabilmeyi beklemek yerine bir şey yapmalıydı. Öğretmenlik, gönüllü işler, garsonluk, bir şey, her hangi bir şey…

Neyse, sonunda hareket etti işte; benden uzağa bir adım attı.

Biraz hüzünlüyüm sangacığım. Hüzünlü de olsam biraz daha özgür de hissediyorum kendimi. Daha yazarsam hepten duygusallaşabilirim, yazmasam da olmazdı. İşte böyle bir yerden başlıyorum bu 28 güne.

Üç gündür dünyanın en güzel yerlerinden birinde uyanıyorum. Seyşeller’deyim. Odamın ahşap zemini için kalbimdeki sunakta hayali bir mum yakıp şükrettim. Vardığım gün yol yorgunu halimle yogasız geçti. Dün yeni aydı diye içime sinmedi yoga yapmak. Kırmızı çadır, uçuş, yeni ay derken beş gündür yoga yapmamış oldum. Dün çok tereddüt ettim aslında, beş günü art arda yogasız geçirmektense bir yeni ay gününü ihlal etsem olmaz mıydı? Deniz ve kum bu kadar baştan çıkarıcı olmasaydılar dün yeni ayı dinlemez yogamı yapardım. Onun yerine kendimi tabiatın kucağına bıraktım.

Bu sabah önce gözüme kestirdiğim alanı bir havluyla sildim, kuruladım. Sonra da çizgisel seri ile başladım bu döngüye. Kısa da olsa aksatmadan yazmak niyetindeyim. Eğer çok yorgun ve üzgün olduğum günler olursa, eğer yazmak acı verirse sözümü tutamayabilirim. Yine de acı çekmenin düşüncesinin acıdan, korkunun korkusunun korkunun kendisinden , yalnızlığın düşüncesinin yalnızlıktan daha zor olduğunu anlıyor ve hayali bir gelecekte çekeceğim acılar için üzülmeye, korkmaya başladığımda kendime soruyorum: Ş U A N D A N E O L U Y O R?

Şu anda biraz hüzünlüyüm. Şu anda hava kapalı ve ılık bir rüzgar esiyor. Dalgaların ve rüzgarın sesi, arkamdaki ormandan gelen kuş seslerine karışıyor. Sahildeki tek tük insanlardan bilmediğim dillerde kelimeler taşıyor rüzgar. Tuşlarına gereğinden sert bastığım klavyemden tıkır tıkır sesler geliyor. Kafamı kaldırınca bembeyaz kumu, suyun cam göbeği rengini, tropik ağaçların parlak yeşilini, ardımdaki yüksek tepelerin üzerinde yoğuşan bulutların içindeki yağmur ihtimalini görüyorum.

On küsür bin çalışanın, yüz küsür bin uçuşun içinden ben, tam da bu zaman, tam da buraya gönderilişimden biliyorum; canım sangamın sarıpsangalayışından biliyorum, şimdi buraya yazmayacağım onlarca minik mucizeden biliyorum: her şey yolunda. Kendimi sırt üstü suya bırakır gibi kainatın seven, saran, kollayan kucağına bırakmaktan başka ne yapabilirim?

Reklamlar

fatma – yıl dönümü/ yol dönümü” üzerine 3 yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s