fatma- gün 0: one more time with feeling

Dün sabah sıkıntılı rüyalardan uyandım. Sabahın köründe uyandırmasınlar diye akşamdan mama kaplarını doldurduğum kediler birbirlerine sabah banyosu yaptırıyordu. Kalktım, kahvemi yapıp oturma odasına gittim, onlar da peşimden.

İşe dönme, yola gitme gerginliğime bağladım rüyamı. Nedense aklıma bu bir ay içimden dışarıya hakikatten başka bir şey çıkmaması dileği düştü.

Telefon çaldı. Ödünç verdiğim ve bana akşamdan getirmesini istediğim arabamı getirmeyip sabah otoparkta ön sol çamurluğuna çarpılmış olarak bulan kardeşim telefonda ağlamaklıydı. Özür dilerim abla. Telefon trafiği, can sıkıntısı… yogaya ayırmayı planladığım zaman bunlarla işgal oldu. Kardeşim üzgün ve sıkkın olmasından korktuğu yüzümü görmek ona zor geleceği için arabayı yakındaki bir otoparka bırakıp kaçarcasına uzaklaştı. Ondan yirmi dakika sonra otoparkın önünde sol tampona bakıyordum. Pek büyük bir şey değil şükür. Yola çıktım. Yola çıktıktan yirmi dakika sonra daha büyük sıkıntı ihtimali yüreğimi darladı: bavulumu bagaja koydum mu? Koymadım galiba, hiç hatırlamıyorum, kesin orada bıraktım. Geri dönüp alsam uçuşa yetişebilir miyim? Geri kalan yolu bu kaygıyla gitmek zorunda olmadığımı akıl edinceye kadar beş dakika daha sürdüm arabayı. Derken vahiy geldi. Dörtlüleri yakıp sağa çektim, korkuyla bagajı açtım, oradaydı bavul. Oh! Küçük meltdown’um jandarmanın çaldığı düdük ile sonlandı. Burada duramazsınız. Durmayayım. Burada durmayayım ve ayın bu döngüsü boyunca otomatik pilottan çıkabilmeyi ekleyeyim niyetime.

Uçuş fena değildi. Misafirlerimizin çoğu kibardı. İki saatlik dinlenmemin tamamında uyumayı becerdim. İnişten evvelki iki saati muhtemelen besin zehirlenmesi yaşayan yaşlı bir teyzenin elini tutup sırtını okşayarak, ona herşeyin geçeceğini, doktorun vurduğu ağrı kesicinin yakında işe yarayacağını yineleyerek geçirdim. İyi niyetler de yalana dahil halbuki, yoksa değil mi sanghacım?

New York’ta otele vardığımızda hava kararmak üzereydi. Dışarı çıkacak enerjiyi bulamadım kendimde. Saat sekiz bile değildi herhalde, bu saatte yatarsam gece yarısı hortlayacağımı bildiğim halde kendimi uykuya bıraktım. Gece birde, sonra üçte, sonra beşte uyanarak üç fazda ihtiyacım olan uykuya doydum sanırım. Son gördüğüm rüyamda doğadaydım ve tüy gibi hafiftim, bir sıçrayışta yükseklere eriyor, cambaz gibi dengede duruyor, bir hoplayışta nehirlerin bir kıyısından diğerine atlıyordum.

Beş sene olmuş ha sangha? Beş senede ne çok şey değişti hayatımda. Değişmeyen şeylerden biri hala hosteslik ediyor oluşum. Hala mekan büküyorum sanghacım, çat orada çat buradayım. Zamanıysa bükmek değil haşa, ama kendi çapımda, bir kitap sayfasının ucunu katlar gibi kenarından katlıyorum diyelim.

Hayatımda yeni sayfalar, kalbimin saraylarında yeni odalar açıldı. Bir takım rol ve oyuncu değişikleri oldu. Anlatırım.

Sabah yogadan sonra kendimi sokağa attım. Hava çıtır, crisp dediklerinden. Badem sütlü bir latte aldım yandaki kahveciden. Huyum olmadığı halde içine şeker attım, karıştırdım ama iki paket şekerden sonra hala hiç de tatlı değildi kahve. Boşverip henüz hala boş olan sokalarda hızlı adımlarla sevdiğim ve sabahın bu saatinde açık olduğundan da emin olduğum bagel dükkanına doğru yürüdüm. Kocaman yudumlar aldığım bardağın sonuna yaklaştıkça tatlılaşan kahve bana sadhanamın sonunda vardığım şekerli halleri hatırlattı.

Reklam

fatma- gün 0: one more time with feeling” üzerine 2 yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s