Derya – Gün 2 – İki Ritim Arası Araf

Patti Smith doğaçlama müzik yapmaya çalışırken kendine güvenmez, “Ya ritmi kaçırırsam?” diye sorar endişeyle. Davulcu arkadaşı der ki, “Kaçıramazsın. Kaçırırsan da yenisini yakalarsın.”

Hayat ritmim kaçtı Sangha. Toprak grubu insanı ve yeniliğe ilk tepkim baş yeniçeri gibi “istemezük”çü olarak yeniliğe karşı eskisi gibi direnmiyorsam da hiç zorlanmıyor da değilim hani. 

Son 15 yıldır değiştirdiğim sayısız ev ile artan-azalan eşyalarım iki ayrı şehirde üç ayrı depoya yayılmış durumda. Ben dördüncü bir evdeyim. Sevgilim beşincide. Hokus pokus yapıp hiç uğraşmadan tüm bu eşyaları ortadan kaldırıp, satılacağı satmış, verileceği vermiş olarak, benimle kalacak üç beşi yanıma alıp bu sonuncu eve ışınlanmış olasım var. Tüm kararsızlıklarım, ya master için yurt dışına gidersem’lerim, ya Airbnb ev alıp kiraya verirsem’lerim, yoga hocalığına mı devam müzeciliğe mi tamam’larım – hepsi hepsi bitsin, eşya ve düşünce saçaklarım toparlansın, üçer beşer farklı şehirlerde depolanmış mavi tabak takımlarım, yeşil pufum, canım kitaplarım, tahtadan noel geyiğim, geleceğe dönük niyetlerim buluşsun ve tek bir Derya olarak/tek bir evde/tek bir yaşamda kalayım istiyorum – artık. 

Araf yorucu. Arafta olduğunu bile hissede beklemek daha yorucu. Uzatmamak gerek. Şunun da gönlü olsun, başladığım bu projeyi bitireyim, gelmişken yine dersler vereyim… diye diye verilen o son dersten ne kadar hayır geliyordur öğrenciye acaba? Burada kontrol edebildiğim, ihtiyaç ve keyfime göre esnekçe yönlendirebildiğim bir maddi gelir kapım ve manevi-gönüllü uğraşım/tatmin kapım var. Diğer şehirde yok. Buna mı tutunuyorum? Büyük ihtimalle. Kontrol edebildiğim şeyler olduğundan muhtemelen.

Ritim kaçtı bile, ben bırakmıştım kaçsın diye. Ama yeni ritmi yakalayamadığım her an bozuk sesler korosu olacak. Bana ahenk gerek. Ahenk öte tarafta bekliyor, sen gel, biraz dağılır sonra durulur ama elbet burada da merkezleniriz, diyor. İç merkez yine yogama, iç ritmime kavuşmak istiyor. Bit kırmızı çadır, bit. Bu akşam biraz meditasyon deneyeyim. Onu boşlayalı daha da çok oldu. Nefesimi izleyeyim. Bu yazı boyunca izledim zaten.

Öte yandan… Bu blogda bugün okuduğum harika yazılardan birinde de hatırlatıldığı gibi, “it is what it is.” Ne güzel yazıyorsunuz. İç dünyalarınıza, renklerinize, Büyükada’ya, Datça’ya, çocukluklara misafirlik ne güzel. 

Bugün kendi bölünmüşlüğümden ve belki yüksek basınçlı tuhaf ve kararsız (yağsa mı, yağmasa mı, sise bulansa mı, güneşi gösterse mi?) havadan ve belki kırmızı çadırdan – belki hepsinden birden kaynaklı baş ağrım, tansiyon düşmüşlüğüm var. Kimselerin bayramını kutlamadım. Evden çıkmadım. Fatma hocam sık düşüyor içime bugün. Belirli bir şey demiyor, şöyle bir görünüp, bir ses tonu verip gidiyor. Hani kendi yogamız sırasında hocamızın yönlendiren sesi gelir kulağımıza. Onun gibi. Kırmızı çadırın hüzünçlü hali bugün böyle gecinden vurdu sanırım. Yarına geçer. 

İki ritim arası bayram. İki ritim arası kırmızı çadır. İki ritim arası boş ev. İki ritim arası kararsız bahar. Geçişim muhteşem olacak. Zaten yeni ritim de ohoo kaç kez dönüşecek. Ben boşluktan çıkayım hele.

Yardım yarın geliyor. Yalnız değilim. 

Derya

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s