Doğa – Gün 2 –

Sabah 6:30’ta kavga dövüş bir rüyadan uyandım bugün. Uzun zamandır Türkçe rüya görmemiştim, buraya yazarken anadilde düşünmenin bir ikramı olsa gerek.
Güneş doğalı bir saat olmuş, evden çıkmama bir saat var. Yoga? Yoga yok bu sabah, bakalım gün içinde nerelerde yer edinecek kendine. Söz verdik doğacım, yogaya durmadan yatağa girmek yok. Dili n’asıl yapalım? Dudak kenarı uçuğu var, geçsin hele izin ver. Dilini temizlemediğin ne ilk gün bugün, ne de son gün olacak.

Öğle arasına hazırlanmalı, kahvaltıya bi’ kaşık sadeyağınan yarım kaşık hurma pekmezi yeter. Bal kalmamış, zaten olanı da bal mı, aromalı glukoz şurubu mu bilinmez. Pekmez daha mantıklı gelmeye başladı kulağıma. Ha marketten alınan bal, ha Youtube’dan izlenen yoga dersi. Defne Hoca katıldığım ilk ve tek dersinde kameralarımızı açmamızı rica ederek “Tabiattaki her varlık gibi, yoga yapan öğrencinin de görülme ihtiyacı var.” (tam bu sözcüklerle de değilse de bu minvalde, tam bu minvalde değilse de artık ‘Bellek’tir, affola) demişti, balını yiyeceğim arıyı görme ihtiyacı hissederken aklıma geldi birden. Bizatihi arıdan izin alıp, vermezse de gerekli riskleri kendime alarak edindiğim baldan yiyemedikten sonra niye bal yiyorum ki? Ha aynısını hurmadan muza, ıspanaktan pirince düşünmüyor muyum, düşünüyorum tabii. Lakin gel gör ki dünya kısa yoldan köşeyi dönme dünyası. Yarım kilo balın içindeki dönümlerce tarladan titre edilmiş böcek zehri miktarıyla bi kilo hurmaya düşen zehir miktarı arasındaki farkın derdindeyim. Emeği sömürülen çiçeklerin, şekere banılmış arıların, koloniye demokrasi getiren arı işçilerinin, yayında ve yapımda emeği geçen tüm petrokimya fabrikalarının, mola nedir bilmeyen ulaşım ekibinin… -tüm herkesin bayramını kutlamakla birlikte- o bal kavanozundaki ah’ını hesaplamaya çalışıyorum. Hurmaya henüz gelmedik, sonra o. Sırayla gidelim.

Instagram’ı telefondan silme ve şifremi unutma sebebimi hatırladım Sangham. Buraya yazdığımın bilmemkaçıncı saatinde hatırladım. Acaba birisi bi’ şey yazdı mı, acaba yazım okundu mu, beğenen oldu mu, yorum mu gelmiş… İçeride dönen dopamin ataklarını çıplak gözle gördüm, gözüm yandı bir an için. Gündoğumuna bakarken o altın rengi güneşi bitirip de parlak sarısına dalıvermişsin farketmeden gibi, riskli benim için sangham. Sınırlar belirsiz, iyisi mi burada da sınırları belirleyelim. Güneş yokken, yogadan yarım saat kadar önce-sonra, yemek esnasında, müzik yaparken, ders çalışırken, bir şeyler okurken ekran yok, okey bunlarda tamamız. En azından bir başlangıç noktamız var, güzel. Buradan kökleniriz, ekransızlığa varasıya yolu var. Yol uzun, udiyanabandha misali. Nefese duyulan açlıktan arınasıya yolu var. Yavaş yavaş. İki ileri bi geri, nereden geldiğini unutmadan, nereye gittiğini
nereye gittiğini
bilmeden? görmeden? düşünmeden?
Nereye gidiyoruz hakikaten, düşünmemişim üzerine. Çok biliyormuşum gibi nefese duyulan açlık falan bi’ şeyler karalamışım da duyduğunu tekrarlayan papağan onu yazan, özümsemiş ben değil. Ne diyeyim, bu da bir öğrenme biçimi sonuçta.
nerede olduğunu duyumsayarak.

Öğle yemeğinde kendime parkta yoga ısmarladım, güneşin bağrında ısınan eklemlerden midir, çıplak ayak bastığım topraktan mıdır, yediğim içtiğimin etkisi midir, mahalledeki patlayan trafodan mıdır bilinmez, çok (görece) açık gitti bugün. Çâyâ Yoddha Sançalanam yapayım diyordum, lakin kurmastanada gözyaşlarımı içime akıtarak geldiğim sonuncu nefese bir nefes daha eklemeğe yeltendiğim sırada doğalardan biri “güç” diye fısıldadı kulağıma, titrek bacaklarım ve buruk yüreğimle rotayı vahniye çevirdim. Hemen arkasından buruk yüreğime merhem yetiştirdi bir diğeri, akşama, dedi, yoğururuz gölgeyi. Gün batarken daha büyük olur, yoğurulacak alan genişler, ferahlar. Gönlümü aldı bu sözleri, yüzüme bir gülümseme kondu bir an için. Sonra güneş yine az çattırdı kaşlarımı ama dudaklarımdaki belli belirsiz gülümsemeyi çalamadı.
Yemeğimi yedikten sonra kendimi gerçek bir okur-yazar gibi hissedebilirim dedim, oturdum, hem okudum hem yazdım. Afiyet olsun.

Resim: Pablo Picasso – Don Quixote

Doğa – Gün 2 –” üzerine 6 yorum

  1. fatma dedi ki:

    o layk avcısından bende de var 😣 instagramı silip silip geri yüklüyorum. ben seviyorum çok yazdıklarını. benden peşin 28 layk’ın var haberin olsun doğa😜

    Beğen

    • doakalolu dedi ki:

      Oley! Elimden geldiğince (kendimi günün belli dilimlerine sınırlandırarak) okumaya ve yazmaya devam. Madem içeride bir beğeni canavarı var, onun da bir canı var, görülmek ister en nihayetinde. Bakmasam arkamdan konuşur, en iyisi göreyim yüzüme konuşsun ne diyecekse 🙂

      Liked by 2 people

    • doakalolu dedi ki:

      Hurma çok tehlikeli, onun çözümlenmesi için zeminimi sağlam kurmak zorundayım gibi hissediyorum, en ufak bi hatada açlık kaçınılmaz. Belki sıralı tam liste sunacak bir ayna değil de genel bir görü kazandıracak, nerede bulunduğumun bulunmak istediğim yöne göre konumunu algılamamı sağlayacak bir “hurma çekirdeğinden pusula” yapabilirim, ektim tohumu bakalım, tutarsa bahtımıza 🙂

      Liked by 1 kişi

    • doakalolu dedi ki:

      Gerçekten de genişledi, Pınar(line)’ın yazısının ilk yarısı üstüne gelen ikinci prelüd gibisini daha evvel yaşamamıştım 🙂

      Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s