Nilüfer – Gün 3: Acele etme

Madem bugün yılın en şanslı günü, madem güneş ay ve yıldızlar bizden yana, ben bugün aceleci yanıma seslenmek isterim. Yıllar içinde yol kat ettiğimi biliyor, görüyor, hissediyorum. Yol uzun yine de, gidecek mesafe var, görebiliyorum.

Zor bir çocuk değildim ben. Ablam ailenin yaramazlık kotasını ben henüz doğmadan doldurmuştu bile. Aramızdaki 9 yıl yaş farkı onu ben bebekken çocuk, çocukken ergen, ergenken yetişkin yapmıştı. Yetişkinlikte buluştuğumuzda ise kotamı kullanmak için çoktan geç kalmıştım. Yaramazlık konusunda kendimi aştığım yirmilerim de ailemden uzakta olduğum günlere tekabül ettiği için hatalarım tabiri caizse tamamen içimde patlatı. Sanki azar bekleyen bir tarafım vardı ve tatmin olamıyordu bir dönem. Azarlanmadıkça durumların daha çok içine giriyor, içine girdikçe de midem bulanıyordu.

Evin “uslu” çocuğu olmanın hediyesi güven ilişkisini daha sağlam bir yerden kurmak oldu sanıyorum. Söze güven, kararlara güven. Ha çatışmıyor muyuz, çoook. Yine de bir bildiğim olduğuna olan inançları yüksek, ellerinden geldiğince karışmamaya gayret ediyorlar, biliyorum. Onların ebeveynleri çok daha müdahilmiş kararlarına. Daha sert kurallarla büyümüşler. Aksi yöne çevirmeye çalışıyorlar rotalarını, biliyorum. Birkaç yıl önceki babamla şimdiki arasında dahi dağlar fark var görebiliyorum.

Tahterevallinin iki ucundaki ağırlık tabii ki dengelenmeliydi. Sakin ve güvenilir yanım sol uca yerleşirken, kararlarımda ısrarcılığım ve aceleci yanım sağdan sağdan ağırlığı verdi. Sağ-sol uçlardaki ağırlık yıllar içinde değişip durdu.

İstediğim şeye, istediğim zaman erişmek bir zaman takıntım oldu. Büyük büyük şeyler değil bunlar, yine de şımarıklığın sınırlarında geziyordun be küçük Nilüfer! Usluyum ya bi de, çığlık kıyamet durumlar yok ortada. Ağlıyorum! Ağlıyorum ve kıyamıyor kimse. Hayal ettiğim şey gerçekleşene kadar aralıksız ağlıyorum ve dayanamıyorlar.

9-10 yaşlarımdayım. Spice Girls dünyada esiyor. Benim yaş grubumdaki herkesin bir “Spice Girls” grubu var. Ders aralarında şarkıları dinliyor, ezberliyor ve dans ediyoruz. Biraz doğaçlama, biraz uydurma. Aklım fikrim Spice Girls. Annemle ev alışverişine gidiyoruz. Kişisel Bakım reyonunda şimdi hatırlamadığım bir markanın Spice Girls işbirlikli bir deodorantını görüyorum. İnce, küçükçe bir şişede. Çocuk boy. Tam bana göre diyorum, alıyoruz. Eve dönünce aklıma düşüyor. Anne diyorum, biter bu. Daha çok alalım. Çocukluğum ergenliğe dönüşecek birkaç yıl içinde. Parfümler, makyaj malzemeleri, bakım bişeyleri hep dikkatimi çekiyor. Kendime göresini bulmuşum. Ya biterse. Bana göresini bulamayacağız sonra. Bu bana göre. Annem almıyor. Ağlıyorum çok. Yine de almıyor o kez. Bilmem neden. Bitiyor sonra gerçekten. Günlerce ağlıyorum. Dünyanın sonu gibi. Büyük bir kayıp duygusuyla. Aldığım deodorantın keyfini de çıkaramadan. Alamadığıma ağlıyorum.

Yıllar sonra, 20’lere varmadan hemen önce birkaç ay için Amerika’ya gidiyorum. O ara fotoğrafa meraklıyım. Küçük dijital bir makinem var ama bana yetmiyor. Gönlüme göresini buluyorum orada. Babam diyor dur, cebindeki parayı buna yatırma. Gitmişken gez, dolaş, seyahate harca. Dön ve burada bakalım. Olur, diyorum ama içim rahat değil. Döner dönmez hemen hadi diyorum, alalım. Almadan içim rahat etmeyecek. Babam yine dur! diyor. Ablam evleniyor o günlerde. Masraf çok, bi bakalım duruma. Böyle anlaşmamıştık ama. Sonranın ucu açık. Ya alınmazsa. Annemi kafalıyorum. Annem dayanamaz hiç, kıyamaz. Alalım, ama babana söylemeyelim şimdilik diyor. Evde olay çıkmasın düğün dernek üstü. Alıyoruz makineyi. Oh! Aklım nasıl rahat. İstediğini alamayan yanımın yarattığı parazit sonunda yok oluyor.

Dilimi tutamıyorum tabii, “Babaa biliyor musun aldık biz makineyi” diyorum. Neşeliyim, heyecanlıyım, sevinecek sanıyorum (neye dayanarak?). O gün babamdan en büyük azarlarımdan birini yiyorum. “Gerçekten mi, Nilüfer? Sence doğru zaman mı?” ile başlayan cümleler serisi. Önce o, sonra ben mosmor oluyoruz sinirden. Parazit beynimi ele geçiyor. Pişmanlıktan kıvranıyorum. Aceleciliğime yenildim, güven ilişkimi bozdum. Makineyi birkaç ay içinde çaldırıyorum. O zamanlar yaşadığım Dikilitaş’ta seri hırsızlık yapan tayfa bizim eve de uğrayıp değerli olan her şeyimi alıp götürüyor. Üzülmüyorum, içimde bir ses hak edilmiş sonucun bu olduğunu söylüyor.

Yine bir 10 küsür yıl sonrası kafamı padmasanaya takıyorum. Artık kendi deodorantımı ya da fotoğraf makinemi alacak yaştayım. Ancak padma, anneyle çıkılan alışverişte reyondan seçilen bir şey değil ya. Ah Nilüfer. Shadow Yoga öncesi gittiğim bir yoga stüdyosunda tüm öğrencilerin diz açıklığını ölçen hoca bana “sen yapamazsın” diyor. Sözlerinden de kendisinden de oracıkta nefret ediyorum. İnanmıyorum ama inanıyorum ona.

Sonra Shadow Yoga hayatıma giriyor ve fark ediyorum ki yapabilirim. Yapabileceklerimin sınırı pek yok. Aramızda yalnızca bolca ön pratik ve zaman var. Kimileriniz için doğuştan, kimileriniz içinse yıllar içinde ve çabayla gelen diz açıklığı bende yok. Sabır Nilüfer, acelesiz. Çoğunlukla sabırla yaklaştığım padma yolculuğumun arasına zaman içinde kaçaklar giriyor. Vücudum yeterince ısındıysa deniyorum kısa kısa. Korkak, kısa ve mutlu anlar. Bu anlarda padma parazitleri terkediyor zihnimi. Geliyor diyorum, az kaldı.

2-3 hafta kadar önce, katılmadığım bir dersin kaydını izlerken, gayri ihtiyari çekiverdim ayaklarımı üst bacaklarıma doğru. Isınmadan, günün erken saatlerinde, öylece. Sol dizimden kocaman bir ses geldi. Sanki ahşap ahşapa vurmuş gibi. Kocaman. Sinirim bozuldu. Kızdım kızdım kızdım kendime. Aceleci anlarım geçti aklımdan. Anlayışsızlıklarım. Bazen aileme, bazen kendime. 2 adım ileri gitmeye çalışırken kendimi 5 adım geri düşürmelerim. İçinde kendimi mutlu hissettiğim suçiyi, talasamı kendime yasak haline getirmem.

O gün bugündür yağlar, kremler, buz kompresleri en yakın dostum. Büyük bir sakatlık değilse de sinir testi bir parazit durumu yine. Sevgiyle, ilgiyle, acelesizlikle iyileşecek. Siz de diz dostu önerileriniz varsa yazın bana.

Nilüfer – Gün 3: Acele etme” üzerine 4 yorum

  1. Ayça Kamacıoğlu dedi ki:

    Çok geçmiş olsun! O diz incinmesi sesini tee buradan derinden hissettim (benim de sağ diz vukuatım var). İlk etapta epeyce sabır ve dinlendirme, dizi bükerek oturmaları kısa tutma,…buz ve krem en destekçi ikili. Sonrasında yapılabilecekleri Pınar’la konuşursunuz zaten. Çok sevgiler ♥️

    Liked by 1 kişi

  2. pinarustun dedi ki:

    Nilüfer yahu, amma çok şey çağrıştırdı yazın bana. Spice Girls, 9 yaş büyük ablalı bir evde cereyan edenler.. Bayıldım.
    Padma’ya gelince.. onu böyle sevmeye çalıştıkça hırçınlaşıp tırmalayan, ama kendi haline bıraktığında kendiliğinden kucağına gelip yerleşen bir kedi olarak düşünmek hoşuma gidiyor. Dizler ve dirsekler vücudun iç mekânını temsil eden bölgeler, inner space yani. Hayatımızın ‘dar’ dönemlerinden geçerken buralardan imdat sinyalleri almamız olası. Gerisi.. gerisini biliyorsun zaten. Asla bitmeyecek deodorant yapmışlar 🙂

    Liked by 1 kişi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s