Pınar – Gün 3: Taşikardi

Sana bu satırları yazarken içimden yükselen taşikardi dalgalarını düzenli nefeslerle sakinleştirmeye çalışıyorum sangha. 2.5 ay önce İstanbul’dayken günler boyunca özenle paketlediğim, streçlere sardığım, birden ona kadar hangisinin üstünde ne var ne yok en ince detayına kadar yazdığım, şu yaşıma kadar hayatımda biriktirdiğim tüm eşyalarımı taşıyan koliler, bir barda tartaklanıp kapı dışarı edilen masum adamlar gibi yaka paça, darmadağın, yorgun, ve nihayet geldiler. Kolileri eve taşıyan Rus adam (acaba Ukraynalı mı?) onları getirip yoga odasına dizdikçe göz ucumla sayıyorum, beş, altı.. Acaba on edecek mi? Peki ya halılarım? İsrail gümrüğü içinde ellişer gram nane ve top kekik olan minik poşetlerime, şık tahta kutusu içindeki tütsülerime ve Hindistan’dan getirdiğim bir masaj yağına el koydu. Büyük bir milli güvenlik meselesini bertaraf ettiler böylelikle heralde. Kim bilir daha neler eksildi kutulardan. Peki ya kitaplarım, onlar ne haldeler? Katı meyve suyu sıkacağım çalışacak mı? Çok gerginim.


Şimdi saat oldu gece 10. Yarın sabah 8.30’daki yoga dersimiz için 6 gibi uyanıp, yollara düşeceğiz. Bugün burada Yom HaZikaron, (zikir), yani İsrail’in kuruluşundan bu yana tüm savaş ve terör saldırılarında hayatını kaybetmiş kişileri anma günü. İstatistiksel olarak İsrail’de herkes ya savaşta ya da terör saldırılarında ölen en az bir kişiyi tanıyor. Linkedin’deki birinci circle gibi. Hazin. Anma töreni için evin yakınındaki devasa Yarkon Parkı’nda bir o kadar devasa bir sahne kurulmaktaydı günlerdir. Biz de gittik. Saygı duruşu sırasında çalan sirenler yine beni benden aldı. Başımıza yine roketler mi yağıyor diye tekrar taşikardi olmak üzereydim. Geldiğimin ikinci haftasında burada yaşadığım mini savaştan PTSD kalıntılar.. Sanırım asla geçmeyecek bir panik response içimde takılı kaldı. Buralı pek çok kişi gibi.


Adam kolileri güç bela yoga odasına attıktan sonra bir koşu evden çıkıp Guş’u berbere götürdüm. Yazlık traşını oldu. Üzerinden bir hayvan kadar daha tüy çıktı. Border Collie’ler bildiğimiz anlamda traş edilmiyorlar, ama saatlerce süren bir tarama işleminden sonra yarım beden küçülmüş ve fönlü hâliyle karşımdaydı. Eve dönünce ancak giriştim kolilere. Evet.. Eşyalarım.. İstanbul’da onlara kavuştuğum zaman içimde yarattıkları nostalji ve aidiyet hissi yerini kocaman bir ağırlığa bıraktı. Karnım ekşidi. Nereye sokacağım bunca eşyayı bu evde? Onlarsız gayet güzel yaşıyordum. Yeni bir bendi onlarsız yaşayan. Şimdi eski benlerimi de peşimde sürükleye sürükleye, oradan oraya atılmaktan, bir o gümrük bir bu gümrükte açılıp içine bakılmaktan perişan ve leş hâle gelmiş kolilerde arkamdan sürüklemiştim. En çok kitaplarıma kavuştuğuma sevindim elbette. Sekizer onarlı gruplar halinde hepsini ayrı ayrı poşet torbalara koyan ocd’min alnından öptüm. Onu yapmasaymışım bin beter çıkacaklardı eminim.

Bu eşya vakası daha devam eder sangha. Şimdilik izninle çekileyim. Bugünkü yogamıza da bir çek atalım.

Pınar – Gün 3: Taşikardi” üzerine 13 yorum

  1. aynuryilmaz dedi ki:

    Haziran da İstanbul a geçince; depoda beni ve İngiltere’yi bekleyen koliler için nasıl zamanlı bir uyarı.. Onlarsız da yaşıyoruz elbet.

    Beğen

  2. meltemkuttas dedi ki:

    Yazdığın derinliği içimde hissettim, aidiyetlik hissine, tek tek koliler açıldıkça, eşyalarını güzelce yerleştirdikçe, kitap kapaklarını açıp kokladıkça, dokunduğun, baktığın his, sana hafiflik vermesini, aidiyetlik hissini tatmanı diliyorum. Sabahki altıda kalkışta, gökyüzü nasıl, hava nasıl oralalarda yazar mısın? Yoga nasıldı? Nasıl bir yerde çalışıyorsun? Yeşillik mi? Çok mu uzak yaşadığın eve? Bu arada Guş sizinle mi geliyor? Guş’un traşlı halini de merak ettim Pınar Hocam

    Beğen

  3. meltemkuttas dedi ki:

    Tüm derinliğini içimde duydum. Dilerim tek tek kutular açıldıkça eşyalarına dokundukça, yerleştikçe, kitap kapaklarını açıp kokladıkça, katı meyve sıkacağınla yapacağın lezzetleri tattıkça aidiyetlik hissini hissedebilesin ve güvende olasın. Pınar Hocam Guş’un tıraşlı halini merak ettim. Sabah uyandığında hava nasıl, gökyüzü nasıl, yoga stüdyosu çok mu uzakta?

    Liked by 1 kişi

    • pinarustun dedi ki:

      Meltem, ne güzel dilekler, hepsini alıyorum kalbime. Eşyalarım bende karışık hisler yarattı, biraz zamana ihtiyacım var sanırım duygularımı anlamak için. Guş’un traşlı hâlini soran çok oldu! 🙂 Uygun bir vakitte fotoğrafını çekip buraya koyacağım. Çarşamba günleri biz (Roei ve ben) yoga hocamızın evinde verdiği derse gitmek için yollara düşüyoruz. Hoca Tel Aviv’den 1 saat 15 dakika uzaklıkta, antroposofik bir kibbutz’ta yaşıyor. Südyosunun camlarından bahçesindeki meyve ağaçları, uzak tepelerdeki yeşillikler görünüyor. Çok güzel bir yer. Çarşambaları Guş’un babanne günü 🙂 Uyandığında o gün Roei’nin annesine gideceğini biliyor, orada diğer 3 köpek arkadaşıyla beraber tüm gün tozutuyorlar. Bizim köpek daycare’imiz 🙂 Sabah uyandığımda gökyüzü nasıldı sorusunu uzun uzun düşündüm. Kalklar kalkmaz evde birimiş bulaşıkları yıkamaya ve çamaşırları katlamaya giriştiğim için camdan bir defa bile başımı uzatmadığımı fark ettim. Bir sonraki sefer için kulağıma küpe olsun.. ❤

      Liked by 1 kişi

      • meltemkuttas dedi ki:

        Ne güzel anlatmışsın gözümde canlandı oralar, kolay değil yaşadıkların sanki bir yasın içinden geçiyor gibi ve dediğin gibi zamanla, bunu en iyi bilen senin sistemin ve dilerim kolayından olur bu geçişin ve Guş ne kadar tatlı gülümsüyor☺️

        Beğen

  4. Derya dedi ki:

    “Onlarsız gayet güzel yaşıyordum. Yeni bir bendi onlarsız yaşayan. Şimdi eski benlerimi de peşimde sürükleye sürükleye…”

    Off. Çarpıldım. Kavuşmayı beklediğim, depoda dursun diye yıllardır para ve endişe ödediğim, bu durumdan ayrıca utandığım eşyalarımı düşünüp çarpıldım.

    Beğen

    • pinarustun dedi ki:

      Yaşayıp görmek lazım galiba Derya. Yıllar geçtikçe kullanılmayan eşya ile bağı zayıflıyor bence insanın. Tanpınar haklıysa eşyanın da ruhu kararıyor olabilir o karanlık depolarda. Benim için arkada dönen senaryo ‘ya bir gün türkiye’ye geri dönmek zorunda kalırsam, bunların hepsini tekrar baştan mı alacağım?’ korkusu. Halbuki cevap çok net. Onu dönersem düşünürüm!

      Liked by 1 kişi

  5. Kalemtıraş dedi ki:

    Ah Picim ya… Evet insan eski kıyafetlerine, pabuçlarına kavuşunca onların ne kadar eskimiş olduklarını anlıyor. Ben bu aşamada çok ama çok şeyimi attım. Yeni hayatıma taşımak istemediğim için. Sonradan çok pişman oldum. Değerli şeyler vardı aralarında. Sen iyi ettin getirmekle. Kekik vs tabi ki gümrüğe takılacaktı. Çok komiksin onları da paketlediğin için. (anahtarlarım?)

    Beğen

    • pinarustun dedi ki:

      Eşya olağanüstü bir ayak bağı değil mi? Bir kez daha anladım. Anahtarları yanıma almışım, koliye atmamışım. Baharatların takılacağını hiç akıl etmedim doğrusu, buzdolabında kalan ne var ne yoksa hepsini atmıştım kolilere. Naneyle kekiğe çökmüşler ama karanfili bırakmışlar.. kim bilir?

      Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s