Pinarline – Gün 4: Bazı Şeyler Hiç Değişmeyecek Olabilir mi?

Bugün bir makine gibi çalıştım. Herhangi bir girdi veriyorsunuz ve ben onu bir ppt sunumuna çeviriyorum. Nitelik, içerik hiç fark etmez. Halbuki ben slide tasarımcısı değilim ama bugün öyle denk geldi. Temposu artmayan ve azalmayan bir tenis maçında gibiydim, top geldi vurdum, top geldi vurdum. Skoru bilmiyorum ama beden çok yorgun.

Bahar yorgunluğu dedim, yol yorgunluğu dedim, üzerimden tır geçti dedim ama sonuç değişmiyor, çünkü bitmiyor. Bu sabah biraz uyuyayım dinlenirim belki dedim ama bu bedenin ihtiyarlara has bazı antika özellikleri olduğunu hemen hatırladım. 7 yerine 8 saat uyumak demek sabah daha da yorgun ve acılar içinde uyanmak demekti. Saat akşamüzeri 5 olmuş ve ben hala her minicik hareketin belimdeki yansımasını hissedecek kadar tutuk ve hassasım, bir de boynun sağ tarafını kaptırmışız uykuya. Duş alınca geçerdi, sabah kendimi suyun altına attım, geçmedi, çalışırken zaten geçmedi. Geldi çattı yoga vakti.

Eh dedim, sen misin ikinci prelüdün içine “on dönüm bostan yan gel yat Osman” misali yayılan, sana en hardcore’undan bir Balakrama yazıyorum dedim. İçine de samasuçiler efendime söyleyeyim dört bir yana çökmeli vahniler, uzun uzun takılmalı vaişakalar döşedim. O eklemler öyle yakılmaz böyle yakılır, dinsizin hakkında imansız gelir dedim. Dedim dedim de ne oldu.. Mangalanamaskarda yine debelendim durdum, kurmastanada kasıklarımdan ve üst iç bacaklardan çıkan ateşle durdum durdum ve her yerim hala tutuk. Tebrik ederim, bir de bu zihinsel işkenceyi çektiğimle kaldım.

He iyi yanları olmadı mı oldu. Virastanayı özlemiş bacaklarım, sonra vahnide uzun kalmayı da özlemiş onları da verdim gitti kendisine. Şimdi daha ince ve uzun bir tutukluk var bedenimde, sanki boyum uzamış ama tutulmuşum. Tutuk bir daireden tutuk bir elipse evrilmişim. Çok şükür.

Hiç kendinden yıldığın oluyor mu Sangha? Ben öyle bir yerdeyim, çok fazla to-do var üzerimde hepsi de kaliteli to-dolar ama dermanım olmadığı için çok küskünüm kendime. Dayadık demirleri, folikasitleri, b vitamini fısfılarını, d damlaları bir de yanına maydanoz sularını bekliyoruz ataletimiz bezip kaçsın diye.

Bu da benim baharın gelişini anlama biçimim. Geçmiş hayatlarımda, ilkbahar ve yazları soğuk iklimlere göçen bir kuş olduğuma yemin edebilirim ama ispatlayamam, uçamayınca ağrıyor kanatlarım. Her bahar aşık olanlar var da her bahar ızdırap çekenler olamaz mı? Bazı şeyler sanırım hiç değişmiyor. Mart’ta beni yoklamadı diye sevindiğim arızalarım meğer iklim krizine ve Mart & Nisan tempomun ağırlığına yenik düşmüş, Mayıs’a sarkmış.

Velhasıl, bitirdim warm-down’u, bacaklarımın ısrarla aradığı bir esneme var, birinci prelüdde bulamadığı, dedim artık sırasına, karıştır/karıştırma şeysine bu sefer kaçak yap. Yogam bitti ve bacaklarıma şu yılanlı sütun gibi olan uttanasanayı hediye ettim. Hiçbir şey için değilse de ahirette sırf bunun için bana duacı olacaklarını hissettim (ve tabii Pınar’a ^.^)

İşte böyleyken böyle sevgili sangha… Yarın görüşürüz umarım!

Pinar G.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s