Tansel; Gün 5

Yoldaki At

Bu sabah baya erkenciydik evcek sanga. Misafirleri uğurlamak için 6’da kalkıldı. Vedalaşıldı, sonra günlerdir uzak kalınan yoga yerinde yogaya duruldu.

Benim saat Brahma Muhurta’ya ayarlı değil sangacım. Keşke ayarlı olsa da günün o en makbul enerjisinin cömertliğinden yararlansam. Ancak gündelik hayatın rutinleri ile yogik hayatın rutinleri şu anda tam üst üste oturamıyor bende. Bir şeylerin korkusundan değil de olanın sürdürülebilmesi için hafif gevşek dizgin yöntemimden kaynaklı.

Benim at biraz asidir, eğer dizginleri gerginleştirirsem muhtemelen kendi istediği tarafa çeker beni. O da sırf inat olsun diye. O yüzden ne zaman belli bir yöne gitmesini istesem dizginlerini gevşetirim. O da sağolsun beni benim dilediğim yöne götürür.

Daha önceleri disiplin ve kural hastası olan tarafımı içimdeki komutan eşliğinde büyüttüğümde türlü numaralarıyla karşılaştım. Bir baktım, bir şey yapmaya niyet etmişim, kıyın kıyın kaçıyorum. Bir yap iki yapma, iki yap bir yapma. Tam yapmaya kalkış bir şey çıksın. Bak şu işe, tam da başlayacaktım. Acaba evren bu olsun istemiyor mu? Bana mesaj mı gönderiyor.. Kaç, suçluluk duy, suçluluk duygusuyla daha da kaç. Açılan ara nedeniyle geri dönemeyeceğin kaygısıyla kaçmaya yeni bahane yarat, sonra “sen zaten”lerle kendini döv; kendine kötü davrandığın için haz odaklı yeni kaçışlar yarat. Pişmanlıkla kendini tekrar döv.. Dikkat ettim kaçmak için harcadığım enerji yapmaya üşendiğim şeyden çok daha fazla.

Zihin diye kendimizden ayrı düşürdüğümüz o mefhum hep kendisi ile meşgul olalım istiyor. Olayı o çünkü, varoluş mekanizması onun üzerine kurulu. Devrede olmadığı zaman kendini yok olmuş zannediyor. O nedenle de sürekli bir oyunbazlık, bir bilmişlik, bir bahane üreticilik, bir mantıklı nedenler yaratmacılık.. Bir bir önüne döküyor. Yeterki ben onunla meşgul olayım. “Tamam teslim oluyorum” dediğinde de bu sefer o, bu, şu geziniyor. Kendisinde konu çok nasıl olsa. Ciltler ciltler. Sor “şu geçen gün takıldığımız mevzu neydi” diye hatırlamaz, o anda seni meşgul etti ya hedefine ulaştı.

Ben benim atı rahat bıraktım sanga, ama dizginleri tamamen bırakmadım. Kibarca onu bir yöne yönlendirmeyi öğrendim. Bugün yoganı yapmak istemiyorsan sen bilirsin, ama bir git bak bakalım gerçekten öyle miymiş? En azından bir suçi.. bir malasana.. bir arda mandala.. biraz denge.. uttanasana.. Efendim?.. Hazır doğrulmuşken biraz samapadada mı duralım? E olur tabi.. Isınmaları da yapalım değil mi?.. Yapalım.. Hazır ısınmışken uddiyana iyi olur, e biraz khaki, hazır çökmüşken çakra mandala? … Buraya kadar gelmişsin kurmastana çok kırılır uğramazsan… minik uddiyana.. .. ..

Yazının başlığını uzun ince bir yol diye atma niyetiyle oturmuştum, bu kez başlık önden gelmişti. Ama Aşık Veysel’in bu müthiş metaforunun altını dolduracak cüreti bulamadım kendimde. O müthiş ifade etmiş her şeyi ustalığınla. Benimki ondan esinlenen bir benzetme. Uzun ince yolu uykudan yoga yerine giden yol olarak düşündüm yazdıklarını okuyunca sanga. Hepimizin her sabah yürüdüğü o uzun ince yol, sanki sırat köprüsü mübarek. Düştün mü aşağısı zihnin cehennemi.

İşte o yolda ben atımın dizginlerini gevşek bırakıyorum, o da her sabah gitmeye alıştığı yolu tercih ediyor. Burada aslında dizginleri elinde bir kovboy değil de, eğersiz sadece bir kilim üstünde atına binmiş apaçi olmaya başlıyorum sanki. Atım ve ben aynı şeyi doğal olarak ister hale geliyoruz, yönlendirme ve manipülasyon olmadan.

Sadece yap diyorum zihnime, önünü arkasını düşünme. Yapmayı sürdür. Ben lineer bir insanım, her sabah aynı döngünün içinde.

Vaktin mi yok, yapabildiğin en kısa versiyonunu yap. Çok mu yorgun hissediyorsun, öğrendiklerinin en “restoratif” olanını dene. Hasta gibi mi hissediyorsun? Yapma, ama yaparsan iyi hissedebilirsin, biraz yap bak bakalım duruma. Bir sakatlık mı var yaşadığın en çok oraya dikkat ederek yap yoganı. Senden tek istediği o çünkü.

Kaçış senaryolarının hep bir alternatifi var yoga adına. Bütün alternatif cevaplara rağmen yapmak mümkün olmuyor mu, e yapma o zaman. Sadece arkasında bir bahane yaratmadan yapmamış ol. Kendine dürüst olduktan sonra hiç bir önemi yok.

Benim saat Brahma Muhurta’ya ayarlı değil sanga. Ama sabah yogasına ayarlı. Dizginler gevşek olduktan sonra gün gelir güneşin öncesine de ayarlayıverir kendini. Anladın sen onu. ; )

Hızır ile Ilyas’ın kavuşması mübarek olsun, gönülden diledikleriniz sizi bulsun.

Sevgiler sangacım.

Tansel; Gün 5” üzerine 3 yorum

  1. fatma dedi ki:

    tansel ❤ benim saat de brahma muhurtaya ayarlı değil. ayarlı olduğu zamanlar da oldu, iş seyrekti, başka bir uğraşım yoktu, merak ediyordum nasıl olur diye ve çok da güzel oldu olduğu zaman. ama benim saat galiba ahimsaya ve satyaya ayarlı artık. senin de öyle biraz sanki. eğer dörtte işe gitmek için kalkacaksam üç buçukta yoga yapmak takıntılı zihnimden ise ve uzun günde bana faydadan çok zarar verecek ise ve bu dediklerim dürüstçe böyle ise yoga yapmışım ne fayda diyorum kendime. gerisine her akşam istediğim saatte yatıp her sabah istediğim saatte kalkabileceğim zamanlar gelince bakacağım. hayatında böyle bir yer olanlara da gıpta ediyorum. ne mutlu onlara. ay çok güzel yazmışsın. ellerine sağlık.

    Liked by 5 people

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s