Ayça – Gün 5-6: Ne Brahma Muhurta’ymış arkadaş

Ah ne güzeldir o gün doğumu öncesi saatleri diye romantik bir söylemle buraya bıraktığım satırlar sanırım biraz stres unsuru olma yolunda. Öncelikle söylenmesi gerekeni bugüne sakladığım ve bu süre boyunca sana gün doğumundan önce kalkamadım, alarmlı kalktım, alarmsız sızdım gibi vrittiler yaratmana vesile olup kabir azabı çektirdiysem kusura bakma sanghacım. Şimdi biraz ferahlama geliyor.

Güneşten önce kalkmak gibi alışkın olduğumuzdan farklı işlere girişmek, eğer zaten hırslanmaya meyilli isek kendine sürekli yeni bir oyuncak arayan zihni heyecanlandıran tipten. Dolayısıyla onu tam da anti-yoga bir yere koymadan, ulaşılması, elde edilmesi gereken bir hedefe dönüştürmeden, asi bir tayı tımar edecekmişcesine sakince yaklaşmak gerek.

Zaten yoga öğretisi de bunu söyler. En başta Ahimsa der, ne başkasını, ne de kendini incitmeyeceksin. Burada kendimi incitmeyeceğim, zorlamayacağım diye tembelliğe düşmemenin de ince bir çizgisi olduğu aşikar.

Bu yoldaki öğrencilerin üzerinde en çok çalıştığı husus da bu denge tutturma hali olsa gerek. Arkadaşlarla keyifli bir akşam geçirmek ve bu sebeple ertesi sabah kalkamayıp kendini hırpalamadan (ve vicdan azabı çektirmeden) yogayı ertelemek de var denklemde. Fakat gücün kuvvetin yerindeyken yogayı sırf canın istemiyor diye geçiştirmemek de. Gerçekten canının isteyip istemediğini görmek için o alanı bir kısa ziyaret etmek, ondan sonra karar vermek işin inceliği.

Shandor Hoca güneşle uyumlu bir yoga düzeni oturtmayı uzun zamanlara yaymak gerektiğini, bir günde, bir haftada, bir ayda bile gelmeyeceğini söyler. Biz zaten gündelik hayatlarımızda yogamızı ne zaman yapabilsek makbul. Bu yolda isteyenler, imkanı ve gücü olanlar zamanla, kendiliklerinden (alarmsız :)), her gün beşer-onar dakika erken kalktıkça yaklaşacaklar Brahma Muhurta’ya. Nasıl ki 108 arda mandala çökmesine bir günde ulaşamıyor, bize böyle bir çalışma verildiyse buna doğru yavaş yavaş yol alıyorsak, öyle.

Yine benzer bir konuya Shadow Yoga kitabının 2. Bölümü’nde Mitahara (Saf besinlerin idareli tüketimi) anlatılırken değinmiş hocamız “…Beslenme nihayetinde tamamen vejetaryen olmalı ve kişinin bünyesine uygun birkaç gıdayla sınırlandırılmalıdır…Seçilen bu besinlerin idareli tüketimi bünyeye birdenbire dayatılmamalı, zaman içinde yavaş yavaş takdim edilmelidir…” Burada, bugünkü konumuzla ilgili kilit kelimeler nihayetinde, dayatmamak, zaman içinde ve yavaş yavaş. (Yani vejetaryenlik meselesine takılmayacağımızı umuyorum.)

Nihayetinde…ne kadar güzel bir kelime. Yani bir şeyler olmuş, yapılmış, bir zaman, bir süreç geçmiş, işte onun sonunda, bir anda, bir hevesle değil. Bir anda, bir hevesle olmasın ki kişi bunu sindirsin, sürdürebilsin.

Yine kitaptan bir bölümle bağlayayım o zaman. “…(Kişi) Uygulamalı yoga bilimiyle uğraştığını unutmamalıdır. Teorik bilgi çalışmaya asla dayatılmamalı, onun yerine kişinin kendi davranışını gözlemleyebileceği bir metot olarak kullanılmalıdır.”

Brahma Muhurta’ya dair teorik bilgilerimizi kendimize dayatmadan, erken kalktığımızda nasıl, günün farklı saatlerinde nasıl yoga hallerinden geçtiğimizi izlediğimiz günlere…

Gün doğumunu yakalayamayınca bir gün batımı bırakayım buraya…
Reklam

Ayça – Gün 5-6: Ne Brahma Muhurta’ymış arkadaş” üzerine 7 yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s