Gün 7_Defne_Teselli Bul Sanga’dan

Cumartesi. 7 Mayıs 2022. Atina. Kalabalık Willi Waw Kahvesi. Kipseli.

Kahramanımız bu sabah uyandığında dokunsan ağlayacak vaziyetteydi. Saat almış yürümüş. 9’a on var. Brahma Muhurta’ya kurulu alarmları kimler, nasıl, ne zaman kapatmışlar bilinmiyor. Gece 3’e kadar uyuyamadı kahramanımız. Kocasının isilik acısı ikisinin de canına okudu. Bütün gün tekerlekli sandalyede oturmaktan zavallı Bey K’nın iç bacakları yanmış, gece yatağa uzanınca alev aldı. Kremler, yağlar, üflemeler, pudra var mı (yok, sadece karbonat var ona burada ΣΟΔΑ deniyor, soda, o olmaz mı? Deli misin, yanıyorum!)lar arasında saat 3’ü ettik. Ayak ucuna başımı dayayıp azıcık kestireyim demiştim, yatağımda uyandım. (Benim yatağım ayrı)

Yüzümde yastık izi, alerjiler tavan yapmış, hoş geldin cumartesi. Sürünerek kapıya gittim. Kristina geldi. Kahvemi hazırlıyordum. Yeni bir iş aldığını artık Çarşambaları da çalışacağını müjdeledi. O anda başımı dayayabileceğim bir omuz yakınlarımda olsaydı ağlardım sanırım. Ama tuttum kendimi. Ağlamak devlet dairelerinde işe yarıyor ama domestik ilişkilerde ters tepebiliyor. Gözyaşları (benimkiler en azından) suçlama okları çünkü. Ağlarken yalnız kalmam gerek. Yanımda biri varsa ona saldırıyorum. Çok sık ağlarım üstelik. Haftada bir garanti. O benim için bir öfke atma yolu. Ama dediğim gibi ilişkileri sarsıyor çünkü benim için bir rahatlama yolu olan ağlama karşımdaki için başka anlamlar taşıyor. Yanlış anlaşılmalar gırla gidiyor.

Çarşambaları Kristina’nın izin günü. Pazarları benim çok derslerim olduğu için Pazar da bize geliyor, buna karşılık benim hafta sonum sayılan Salı ve Çarşamba günlerinde ona ihtiyacımız daha az. Çarşamba tatil yapıyor(du). Şimdi yeni bir iş almış. Oysa çok rica etmiştim, daha dün hatta sözleşerek ayrılmıştık. “Çarşambayı doldurmak yok tamam mı?” “Tamam.”

Sözleşmemize ihanet edildiğine mi üzüleyim, Atina’dan uzaklaştığımda Bay K’nın bakımı için soru işaretine dönüşen çarşambalara mı yanayım (boş kalsaydı Kristina fazla mesai yapacaktı ben gittiğimde), alerjilere mi, yorgunluğuma mı bilemedim… Öte yandan Kristina genç bir kadın ve kendi hayatı hakkında karar alma hakkına da sahip tabii. Kahvemi alıp çalışma/yoga odama çekildim. 10-16 yaş arasında geliştirdiğim bir sakinleşme mekanizması. “Kapıyı kapat ve kütüphaneden bir kitap çek dostum.” Arkadaşım Melis Danişmend’in kitabını geçen İstanbul’a gidişimde annemin elinden almış, Atina’ya getirmiştim. Adı Büyüyemeyenler. Onu açtım. Bir dostun tatlı sözüne muhtaçtım. Türkçe iki cümle duymaya. Önsözünü okurken yine ağlamaklı oldum. Melis bu kitabı coşkuyla, her saniyesinden haz alarak karantina sırasında Bodrum’da yazdı. Biliyorum. Takip ettim. Ben de Bodrum’da iki sene geçirip kitap yazmak istiyorum. Oysa bir çarşambam bile yok. Gözyaşlarımızı bitti mi sandın? Hayır hayır devam. Kaptırdım. Çok tatlı yazmış Melis. Mutlaka okuyun. İçli, hisli, zeki, komik, içten ve çok gerçek. Yarım saat sonra iyileşmiş, içeri gibi Kristina ve Bay K ile yüzleşecek gücü bulmuştum. Sevgi dedim. Nefes al, sevgiye odaklan. Dünyayı güzellik kurtaracak. Ama hayır onları görünce içeride, dünyanın yükü Olimpos Dağı’ndan aşağı yuvarlanarak üzerime doğru gelmeye başladı ve dedim ki “ben çıkıyorum. bir saat sonra döneceğim. kahvaltıyı o zaman ederiz.”

Bir maske bir de anahtar. Başka şey istemem. Son dakikada ayakkabılarımla paldır küldür yoga odama daldım, bir mum yaktım ve köşede üzgün bekleyen, kullanılmamaktan yorgun yoga matımı kaptım. Parka çıktım. Maskeyi çıkartınca alerji patladı. Burun anınnda iptal. Olsun. Parka girdim. Evimizin önü şahane bir park. Çamların altında suçiye durdum. Sizi düşündüm. Şahitliğiniz olmasaydı bugün yogayı kesin atlardım. Evin içinde suratsız ve ağlamaklı dolanır, bir yerden mutlaka hır gür çıkartırdım. Kavga etmek bizim ailede bir stres etme yöntemi, sevilen bir spordur. Bay K böyle bir aileden gelmiyor. Onlar bağıra çağıra kavga etmek yerine içlerine atıp birbirlerine saatlerce surat asan bir kabileler. Surat asmak bizim kabilede en büyük günah. Kavga et, bağır çağır ama asla surat asma, uzatma, dök eteklerindekileri ve yola devam. O beni böyle seviyor, ben onu böyle…

Ağaçların altıdan suçi. Dualar. Uttanasana. Herifin biri bana bakıyor. Olsun. Sen zamanında Frankfurt, Amsterdam havalimanlarında baş duruşu yapmış yogisin (deliydim herhalde). Biraz bakar sonra sıkılırlar. Dikkat havzası dar. Yoga uzun. Açık havada yoga olur mu ya, rüzgar, güneş, nem… Alerjiden göz gözü görmüyor. Ağzından nefes ver, udiyanayı öyle tut. Sabahın harala gürelesinde tuvalete vakit mi kaldı, ne udiyanası. Hadi canım, çevir bilekleri ve başı ve şimdi vaişaka. Kapat gözlerini. Saldırmayalım. Sen Tayland’da ilk tek başına yoganu akşam üzeri bir parkta yaptın hatırlasana. O sene havalar ısınanan kadar her akşam gün batarken o parka gidip yoga yaptın. Biz böyle başlamıştık. Elementlerden şikayet etmezdin o zaman. Elementleri bilmezdin bile. Bilmemek saadettir bazen.

Vaişaka, Ananda Tandava, Kısa form, Uzun Form, Tranyalikrantam… Tanrı ne verdiyse ayakta yapılacak yaptım. Matıma oturdum. Tranyalikrantam derslerindeki asana serisini de yaptım. Yer biraz meyilliydi. Bir tarafa döndüm, diğer tarafa kolum yetişmedi. Padmasana kendiliğinden attı. Karın üzeri padma çalışmazsam padma kendiliğinden atıyor.

Bitti. Vyapaka. Kiliseye uğrayıp biraz gölgede, sessiz otursam mı? Yok. Ayin bitmiş. Yerleri siliyorlar. Eve döndüm. Kristina ile Bay K mutfakta. Kahve yapıyor biri, kahvaltıyı hazırlıyor diğeri. Seviyorum onları. Konu kapandı. İlk zorlu çarşamba geldiği zaman düşünürüz. Ver ekmeğimi, domatesimi, zeytinimi. İstemem başka şey. (yalan)

Kahvaltıdan sonra Kristina’ya yapılacak işler listesini hazırlayıp çıktım. Bisikletle kahveye. Sizlere yazmaya. Yazdıklarınızı okumaya… 28 Gün yoga’da, Sanga’da teselli bulmaya.

Siz de benim gibiyseniz ağlamaklı bir günde şu üç şeyi yapın demeye geldim:

  1. kapısı kapalı bir odada kahve kitap,
  2. kapıyı çekip çıkmak,
  3. yoga.

Ve tabii yazmak… Dost sangada bulunan tesellinin gücünü de unutmayalım.

Nasıl gidiyor yüce Şani’nin günü sizler için?

Kahramanınız Defnesu.

Yannis Moralis
Kaynak: https://www.pinterest.com/pin/664914332473563562/

Gün 7_Defne_Teselli Bul Sanga’dan” üzerine 5 yorum

  1. fatma dedi ki:

    ♥️ mahallemizin kahvecisinde okuyorum şimdi yazdıklarını. Bir WilliWaw olmasa’da güzel. Kapuçino’su Bay K. ‘nınkiler kadar olmasa da o da güzel. Buradan Atina’ya kalplerden bir köprü kuruyorum. Zor gece geçmiş, gitmiş olsun.

    Liked by 2 people

  2. meltemkuttas dedi ki:

    Birazdan evden çıkıyorum, ama okumadan edemedim su gibi.. Gece ben de ağladım, yıldızların altında yalnız değilmişim.. Öfke iyidir, anlam vermeden yol vermek çeker çıkartır yaşama.. O domates ve zeytinlerden sonra başka neler yemiştin onu da merak ettim. Ve Yohannis paylaşımlarına, yazılarına bayılıyorum. Günün kolayından olsun, ilhamla Defne Hocam İstanbul’dan Atina’ya yürekten sarılmalar gönderiyorum🤗✨🕯️❤️

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s