Tansel; Gün 9

Çember ya da Chamber

Merhaba,

Selamlayarak yazıya başlamak sanırım yazının değil konuşmanın doğası gereği. Burada aslında yazı aracılığıyla konuşuyoruz malumunuz. Bugün Ayça’nın yazısına yorum yazarken de ifade ettim. Burası bizim çemberimiz.

Çember denilen şeyi bir çoğunuz biliyorsunuz veya bizzat çeşitli vesilelerle yaşamışsınızdır. Çok kabaca söylemem gerekirse; geçmişten gelen bir uygulamadır ve özellikle bir arada yaşayan küçük topluluklarda, topluluğun dinamiğini sağlıkla yürütebilmek için harika bir araçtır diyebilirim. Günümüzde terapi gruplarında, psiko dramada ve benzeri bir çok topluluk bazlı çalışmalarda hali hazırda kullanılıyor. Şifa çemberleri, kadın, erkek çemberleri vb. gibi bazı seyreltilmiş(?) varyantlarını da bolca işitmişsinizdir.

Yıllar önce kendi arkadaş grubumun içinde de bir dönem sıkça başvurduğumuz bir yöntemdi çembere oturmak. O dönem benim için kendimizi dürüstçe ifade edebildiğimiz, aramızdaki bağların arkadaşlıktan kardeşliğe evrildiği çok şanslı bir dönemdi. Sonra çemberlerimiz zaman içinde son buldu ama halâ kardeş gibi hissettiğim dostluklarım baki kaldı.

Burası da aynı dinamikle bize hizmet ediyor sanga, biz de ona.. Öncelikle her birimiz için zor bulunur bir iyileşme, şefkat ve anlayış alanı yaratıyor. Her yazıda paylaşılan samimi düşünceler, şefkatle kendimize baktığımız aynalara dönüşüyor. Diğerlerinden ayrı sandığımız “kendimiz”den ne kadar çok olduğunu fark ediyoruz.

Bu döngüde bugüne kadar kendimle ilgili o kadar çok şeyi görme fırsatı buldum ki, müteşekkirim.

Genellikle kendime dair süreçlerden bahsederken çoğul ifade yerine “ben” tekil şahsıyla yazmayı öğrendim bir defa. : ) Daha önce sanki egocu bir ifade bahanesi ile aslen kaçındığım kendi duygu ve düşüncelerimin sorumluluğunu cümlelerime ben diye başlayarak nasıl alabileceğimi öğrendim. Kendimi açtıkça, şefkatle nasıl çevrelendiğimi gördüm. Sesinin tonunu bildiklerimin yanı sıra hiç seslerini duymadığım insanlarla candan sohbetler etmenin mümkünlüğünü yaşadım, yaşıyorum. Çok kişisel olduğunu düşündüğüm hallerimin ve dertlerimin ne kadar ortak haller ve dertler olduğunu anladım bir kez daha. Çember içinde “söz alan” veya “almadan sadece dinleyen” herkesin de, bir şekilde çemberin şifasından nasiplendiğini biliyorum.

Her gün olduğumuz hali paylaşacağımız veya tanıklık edeceğimiz bir çemberimizin olması, el ele tutuşmasak da bir birimize kalpten dokunabiliyor olmamız, mesafelerin zihinler için olduğunu, kalplerin mesafe tanımadığını yeniden anladım sanga mu.

Burada sürekli yaptığımız şeye güzelleme yapmak niyetinde değilim. Ama o, olmakta ve güzel bir şeyin parçası, tanığı olmak dönüp dolaşıp kendisinden bahsetmeme sebep oluyor. 

Gün dokuz, yazamadığında kaçan bir tren yok sanga. Eğer bir tren olduğunu düşünüyorsan onu oyuncak bir tren gibi hayal et. O, çemberde dönüyor. Canın istediğinde önünden geçerken atlayıver. : )

Sevgiyle..

Tansel; Gün 9” üzerine 4 yorum

  1. pinarline dedi ki:

    Yazını okurken uzun zamandır duymadığım uzunlukta bir vapur düdüğü öttü, martılar çığlıklarla havalandı, ben de içimden sonuna yavaşlayan bir tren çufçufu ekledim, hayal bu ya. Tam da bu kaçırmışlık halime ne iyi geldi!

    Liked by 1 kişi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s