Pınar – Gün 12&13: Hep Yuvaya Dönmek

13 Mayıs, Cuma. Hayırlı bir gün olmalı. Döngüdeki günümüzle o günün tarihinin örtüştüğünü bugün fark ettim desem?

Tek başınalık mükemmel bir duygu. Roei’nin dün gece bitmesi gereken iş seyahati Salı’ya kadar uzadı. (Zil takıp oynayan emoji) Tam beş gün daha evde tek başınayım. Tertemiz bir mutfağa uyandım. Roei gittiğinden beri iki öğün yiyorum. Hafiflik hissi hoşuma gidiyor. Korona zamanlarını özlüyorum bazen. Dışarıda yapacak hiçbir iş olmadığından ev rutinine sardığım, her akşam yatmadan evvel ağzımda kokonat yağımı çalkalarken salonu derleyip topladığım, hem çalışma hem de yemek masam haline gelen salon masasını düzenlediğim, birikmiş bulaşık varsa sudan geçirip makineye dizdiğim, mutfak tezgahlarını sirkeli doterralı sularla sildiğim, ve son olarak evi havalandırarak yatağa girdiğim o müthiş günleri. Sabaha sakin bir eve uyanmak kadar insanın iç dünyasını sakinleştiren bir şey yok. Yoga insana neyse evin dirlik düzeni de o sanki. Abartmadan tabi.

Günler verimli geçiyor geçmesine ama günün ortalama 5 saatini dışarıda Guş’la geçiriyorum. Frizbi oynayalım, yere düşen kuru dallarla oynayalım, tenis topuyla oynayalım. Oynayalım ama ben bunların hiçbirini sana vermeyeyim. Sen öyle bana komutlar yağdırdığınla kal. Avucumu yalarsın.

Dün akşam 3 ve ötesi sınıfımla uzun bir aradan sonra tekrar buluştuk. Bir çoğu bu blogun yazarı. Hem onlarla, hem diğer öğrencilerimle tekrar kavuşmanın getirdiği o bildik tatmin hissi, dokularıma hücrelerime yerleşti. Onları sanki daha iyi tanıyormuşum gibi hissettim. Bir çoğunun yaşları bana yakın, bir çoğuyla benzer hayat çemberlerinden geçiyoruz. Aradaki yaş farkından bağımsız, hepimiz birbirimize benziyoruz. Burası net. Dün de aynını konuştuk ders başında. Coğrafyadan mı, eğitim sisteminden mi, yoksa öğrenci kendine benzer hocalara çekildiğinden mi, bilmiyoruz ama hepimiz değişken dozlarda mükemmeliyetçilik hastalığından muzdaribiz. Öğrencinin kendi yogasını bir düzene oturtma macerası, adeta bir mayın tarlası. Tam bunları konuşuyorduk ki, içimde bir idrak belirdi. Hani başkasıyla kurduğumuz ilişkiler kendimizle kurduğumuz ilişkinin birer aynası falan filan diyoruz ya. (Falan filan dediğime bakmayın bu noktayı çoktan kavradığımız için diyorum). Aslında, yogayla (ve yoga hocasıyla) kurduğumuz bağ da anne babamızla kurduğumuz bağın bir aynası. Yogaya ve hocaya bağlanış tarzımız, hayattaki pek çok şeyde olduğu gibi, anne babamıza ne cins bir bağlantı geliştirdiysek tastamam aynısı. Hangimiz yogayla kurduğumuz bağın kaygıdan uzak olduğunu söyleyebilir? Yogasını aksattığında bunu omzunda bir yük, kalbinde bir sızı olarak taşımayan kaç kişiyiz? Hocasıyla kurduğu ilişkide korkudan, güvensizlik hissinden azade kaçımız var? Sizi sevgisinden mahrum etmekle tehdit eden bir ebeveynin yarattığı karın ağrısı.. Bunlar bir yerlerden size tanıdık mı? Hangimiz kendimizi ait hissettiğimiz okula dahi aklımıza yatmayan şeyler varsa bunları dile getirebilecek yürek yemişlikteyiz?

Fakat zaten, ya ne olacağdı? Elbette böyle olmak zorunda. Başka türlü bağlanmayı ne bilelim? Cepte ne varsa onunla bağlanacağız. Güzel haber şu ki, yoga bahanesiyle vücudu soktuğumuz türlü türlü şekiller vücudun içinde yeller estirirken, hasır altı edilen, sus pus olunan, tadımız kaçmasıncı, rahatımız bozulmasıncı ne varsa, birer birer havalanıp etrafa saçılıyor. İdare edemem anne! Bu saçılmanın her biri bir kriz noktası, ya düşeceğiz bu trenden tamamen (pek çok öğrencinin yogayı bıraktığı nokta) ya da daha da güvenli bir yerden tutunacağız ona. Yıllar içinde pekişen bir ilişki gibi. Onun da bizi sevdiğinden emin olduğumuz, güvenli, şefkatli, sağlam bir ilişki gibi. Yer yerinden oynasa, kaş göz birbirimize girsek dahi, hep o yuvaya, o kucağa dönmenin bir yolunu bulmaya söz vermiş gibi. Shandor bu prelüd formları için üç ila yedi sene rakamını ortaya koyarken acaba bunu da mı kast ediyordu? Benim gerçekten de yedi senemi aldı yogayla daha güvenli, daha emin, daha ılıman bir ilişki kurmam.

Validem aradı. Felekten bir gün çalmaya, bisikletlerimizle önce şehre sonra denize gitmeyi kararlaştırdık. O yüzden yazımı burada noktalıyorum. Sabah yogamı yaptım evet. Pek ‘juicy’ değildim, takılmadım, devam ettim. Sivilceli bir günde sevgiliyle buluşmak gibiydi. Omuz silktim, olsun. O da bana boş değil, o da beni seviyor.

Pınar – Gün 12&13: Hep Yuvaya Dönmek” üzerine 5 yorum

  1. Kalemtıraş dedi ki:

    Sadece birbirimize benzemekle kalmıyoruz, analarımız da benziyor. Ya da onların yükünü taşıma biçimlerimiz. Hayırlı 7ler Pi. 2007’de ben başladım. 2014’de sen. 2021’de okul kuruldu. Bunu da düşünmüştür belki sri SR?

    Liked by 2 people

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s