Nilüfer – Gün 14: Plaj kafası

Yaz gibi bahar günü. 14 Mayıs. Bu sabah 7 gibi uyandım. Gün doğumunun öncesindeki hikmeti çok konuştuk ama gün aydınlandıktan hemen sonraki saatlere pek değinmedik burda. Ben bu saatleri çok seviyorum. Özellikle baharda, yazda. Özellikle şehirdeysem. Yansımaların rengi, sokakların sessizliği. Eğer hava da üşütmüyorsa bayılıyorum bu saatleri solumaya. Egzozsuz sokaklar. Uyku mahmuru 3-5 insan. Fırından gelen sıcak ekmek kokusu. Kuşların derin muhabbetleri. Biraz daha dinlesem anlayacak gibiyim söylediklerini. Çocukken uydurup uydurup söylediğim İngilizce şarkılar gibi kuşlara da uydurma bir hikaye geçiriyorum içimden. Farklı kuş türleri acaba birbirini ne kadar anlayabiliyor, düşünüyorum.

Gece 4’e kadar uyanıktım halbuki. Yakın arkadaşlarla battaniye altı dizi maratonu. Ortalığa dağılmış bitik cips paketleri. Peki junk food zaafı çocukluğun hangi aşamasına dahil? Sevmemek için daha ne kadar büyümem gerek? Erşan Kuneri. Yeni Türkçe Netflix işi. Ben sevdim. Beklentisiz başladım, bitirmeden uyuyamadım. Cem Yılmaz fanı değilim ama sevdim. Ortalamada 12 gibi fişi çekilen ben, yediğim bilimum çikolata cipsin verdiği enerjiyle midir, uykuya bir türlü geçmek istemedim. İzlerken düşünüyorum, mizah işi giderek zorlaşıyor. Memlekette de her yerde de. Her yerimiz yara, her yerimiz duyar. Dokunmaktan çekinmeyeceğin alanlardan mizaha pek malzeme çıkmıyor. Hak hukuk ve mizah el ele yürümüyor. Sarkazmdan, akıllı şaka üretmekten anlayan insanlardan sanırım inceden hoşlanıyorum. Erşan Kuneri de bu hoşlantımı besliyor; zaman zaman bel altına düşse de dengeleme çabasını gördükçe rahatlıyorum. İnce düşünülmüş, çok elekten geçmiş, gözümüze layık bir renk paletiyle sunulmuş. Önyargı katmanlarının altında oldukça lokal ve keyif veren bir baz oluşturulmuş.

Dün gündüz vakitleri Caddebostan Plajı’na gittim. Caddebostan-Dalyan sahil hattı sıkça vakit geçirdiğim yerlerden biri. Ne zaman ki evde daha çok vakit geçirir, kafelerden barlardan zevk alamaz oldum, parklar bahçeler yükseldi hayatımda. Karton bardaklar mataraya, uzun oturuşlar yürüyüşlere, müzik sesi kuş ve rüzgar sesine döndü. Bu hafta bir gün Özgürlük Parkında iken içimden keşke iş yerim burası olsaydıyı geçirdim. Yapabileceklerimi ve yapamayacaklarımı düşündüm. Biraz daha düşüneceğim çünkü neden olmasın 🙂

Heh, plaja gittim ve bu kez güneşlendim. Doğma büyüme Marmaralı olmanın avantajı; denizin kokusu, taşı, yosunu beni hiç rahatsız etmiyor. Hepsi tanıdık. Yazlığımız zaten karşı kıyının hemen arkası. Biraz gözü karartsam girerim de denize ama artık pek yemiyor. 23 derecenin öğle güneşine bırakıyoruz kendimizi. İlk kez yapıyorum bunu İstanbul’da. Yani evime yürüme mesafesinde plaj günü yaşamak. Ada gibi, Kilyos gibi zihnimin kabullenebildiği bir yer değil burası. Ama ihtiyacım var. Plaj günü lazım bana. Havalar ısınınca hep böyle oluyorum. Denize ayağımı soktuğum ana kadar zihnimdeki küçük Nilüferler minik minik kemiriyor beni. Son yıllarda fırsat bulursam kış denizine de giriyorum bu yüzden. Sarkastik insanlar gibi sıcak soğuk şoklamasından da hoşlanıyorum. Küçük Nilüferler de soğuktan paralize olup sessizleşiyorlar. Bu yıl da Bodrum’da Ocak denizine girmiştim. Kullanım süresi yavaştan doluyor olmalı ki Nilüferler dürtmeye başladılar yine. Bir 10 gün sonra yine Bodrum’dayım. Olsun. Denize çıkan bir muhitte yaşayıp içinde tatil ruhunun bulamamak beni üzüyor. İyisiyle kötüsüyle var olan bir fırsatı geri çevirmek gibi. Kalıplarımız var, eski yeni hassasiyetlerimiz. Niyet zaten kalıptan çıkmak değil miydi, ya da kalıbın içinde akışkan hale gelmek?

Dün, günün bir vakti, üzerimde bikinim, başımda serinlemek için ara ara denize batırıp çıkardığım şapkam. Önümü denize, arkamı şehre vermişim. Etrafta sadece birkaç insan. Kulağında kulaklığı gökyüzüne dalmış bir şeyler dinleyeni, üstü sporcu sütyeni altı şortlu güneşleneni, mayolusu, bikinilisi, denize gireni, girmeyeni.. Bu az ve öz kalabalıkla her günümü geçirebilirim. Plaj kafasını hayatımın içine taşıyabilirim. Haftanın her günü ya da günün her saati olmasa da muhitte kendimle mini tatillere çıkabilirim. Hep yürüdüğüm yolların aklımdaki hikayesini küçücük değişikliklerle yeniden inşa edebilirim. Kalıplarımı kırabilirim. Minik minik. Şehir arkamda, yüzüm denize dönük. Arkadan geçen meraklı gözleri görmemeyi seçebilirim. Yalnızca denize bakarak tüm günümü burada geçirebilirim. Burada mutlu olabilirim.

Reklam

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s