Pınar – Gün 14: Pazar Gibi Cumartesi

Şabat şalom cümlemize sangam. Gözler iflas. Yine blog geçe kaldı. Yine gün boyu kafamda evirip çevirdiğim cümleler dolaşıma giremeden tedavülden kalktılar.

Yataktan kalkınca yüzümü bile yıkamadan, üstüme bir hırka geçirdiğim gibi evdeki tüylüyü sabah çişine çıkardım. Çıkardım dediğim merdivenlerden bir kat indikten sonra zaten o depar atarak merdivenlerden iniyor, bahçeye koşuyor, işini bitirdikten sonra da gerisin geri merdivenlerden yukarı çıkıyor. Bir buçukuncu katta buluşup birlikte eve dönüyoruz. Bugün o da vurup kafayı kestirdi sonrasında ben de. Dünkü bisiklet macerasının hesabı kesilmiş. Güneş yorgunluğu, ağrıyan sele yerleri. Yataktan kendimi kazıdığımda saat yediydi. Ev, mutfak, bal dök yala. Her sabah içtiğim hayıt tentürünü acı acı yudumlarken kolilerimden çıkan bir Turgut Uyar kitabına gömüldüm. Aklıma eski sevgilim geldi, Turgut Uyar severdi. Üstelik dünkü yazıya attığım başlık, zaten atarken de bir acayip gelmişti, meğersem bu blogun yıllar önceki döngülerinden birine yazdığım bir yazının başlığıymış. O eski sevgiliyle Nepal’den yeni dönülmüştü. Nepal’e de zaten ilişki krizine bir nevi çelik ayna görevi görsün diye gidilmişti. Nepal’e kim birlikte gittiyse ayrıldı diye şakalar yapılmıştı. Döndükten dokuz on ay sonra da kehaneti gerçekleştirenler kervanına katılmıştık.

Bir kez daha parka, denize gidecek takatım yoktu bu sabah. İnsan görmek istiyordum. Guş’la çıkıp buranın bir nevi Bağdat Caddesi olan Dizengof’a doğru yol aldık. O da hâlâ tam uyanmamış, yürürken beni çekiştirmiyor. Bakery’den bir kruvasan bir de yulaf sütlü kapuçino patlattım. İçimde bir boşluk vardı, dolmadı. Uzunca bir tur attıktan sonra eve geri döndük, insan açlığım giderilmişti. Bugün fırtına olacak denmişti. Gökyüzüne baktım, buralıların ovech dediği şey. İngilizcesi haze ama tam karşılamıyor. Kum fırtınası göğü sarımtrak bir beyaza boyamış, geliyor. Türkçe en yakın aklıma gelen sözcük, alamuk. Yine karadenizli ex’imden yadigar. Sabaha da Özgür’ün Sümela manastırı fotoğrafına gözümü açtım, her şey birbirini çağırıştırıyor.

Gün öylece geçti işte sanga. Burada bugün Pazar. Tüm dünya saturday night fever yaşarken ben parlament sinema gecesi mavisindeyim. Öğleden sonra kopan fırtınayla rüzgarın hızı saatte 35-40 km’yi buldu. Akşam gezmesinde gözlerim kumdan mahvoldu. Eve geldikten kısa bir süre sonra, hiçbir şeye benzetemediğim bir bangırtı koptu dışardan. Ne olmuş? Ağaç mı o? Evet, ağaç devrilmiş. Baya büsbütün, kocaman bir çınar ağacı. Yine mucize eseri birileri korundu, olan yalnızca birkaç arabaya oldu. Validem akşam arkadaşlarına yemek veriyordu, beni de davet etmişti. Dışarı adım atacak hâlim yok dedim, gitmedim. Onun yerine Shandor’un dün yarısında bıraktığım konuşmasını izledim, hız kesmeden birtakım başka yoga notlarına gömüldüm. Bugünkü yogam budur.

Kaç gündür söylicem unutuyorum. 28 gün diye diye dilimizden düşmeyen döngümüzün bu ay 28 değil 29 gün çektiğini fark ettik artık sanırım? Bugün 14. gün ancak dolunay 2 gün sonra. 30 Mayıs’taki yeni aya kadar da bir 15 gün daha. Bu karışıklık daha evvel de yaşandığı ve vaktiyle kafamı çok kurcaladığı için biraz araştırma yaptıktan sonra şu yazıyı yazmıştım. 28-29 karmaşasına kapılmış olan varsa aramızda bakmak isterse diye buraya koyuyorum.

İyi geceler sangamu.

Yarkon Nehri

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s