Tansel; Gün 17

Ortalama

Selam sanga,

“Güne dair kendime dair yazılacak şeyler olmadan da yazabilir miyim diye yazıyorum” diye başladığım yazı aşağıdaki gibi gelişti, arz ederim.

Bugün benim için ortalama bir frekansta aktı diyebilirim. Ne çok düşük ne çok yüksek. Anoloji yapsam hertz cinsinden neye tekabül eder veya alfa, beta, teta dalgaları olarak niteliği nedir bilemem. O nedenle ortalama deyip geçiyorum. Kendi zihin akışlarım içinde, kimi zaman görüş alanıma giren hiç tanımadığım insanlara yönelik anlık yargılar, ezberler eşliğinde ve benim suretimin de başkalarının zihin akışlarında bir yerlere iliştiği varsayımıyla sabah yolculuğu…   

Yaşadığım kent önceki yıllarına göre çok kalabalıklaştı sangamu. Aşağı yukarı aynı saatlerde, belli yerlerde olmama karşın tanıdık simalara veya birden fazla görüp aşina olduğum yüzlere artık neredeyse çok az denk geliyorum. Eskiden böyle değildi, yolculuk ahbaplıkları olurdu. Hiç konuşmasan, tanışmasan bile birbirini her gün görmenin getirdiği bir tanıdıklık hali.

Bunun olması veya olamaması birbirimize karşı olan insani ilişkilerimizi etkiliyor. Bir daha nasıl olsa görmem, karşıma da çıkmaz diyerek insanlar birbirlerine kaba ve duyarsız davranabiliyorlar. İstanbul’da yaşayanlar bunu yıllardır tecrübe ediyor ve biliyor sanırım. Çünkü ben İstanbul’a geldiğim zamanlarda üçüncü gün itibari ile bu duyguya bürünürdüm. Kalabalık içinde kendime yer açabilmek için daha sert bir kabuk sahibi olmak gerektiğine ikna ederdi kent beni.

Eski küçük dünyalarımızda herkesin herkesi tanıdığı, yabancının hemen fark edildiği dönemlerde bu bize bir korunma duygusunu kattığı gibi, eylemlerimizin sorumluluğunu da yüklerdi. Şimdi artık bu en azından bir çok büyük şehirde ortadan kalktı. Önce semtimizde, sonra sokağımızda ve nihayet apartmanımızda birbirine yabancı insanlar topluluğuna dahil olduk. Sonra da kalabalıklar içinde yalnız olmanın iç sıkıntısıyla baş etmek için türlü türlü terapiler…

Ben belki muhacir atalarımdan dolayı çok güçlü aidiyetler kuramadım yaşadığım yerlerde. Öyle göçebe de yaşamadım, neredeyse 35 yıldır aynı mahallede yaşıyoruz. Ve ben hala kendimi oralıyım diye tanıtmam. Yere ait bir kimlik inşaasına hiç giremedim. Ne bir takımın koyu taraftarı oldum, ne mezun olduğum okulların mezunu, ne mesleğimin mensubu, ne de iştigal ettiğim şeylerin öznesi. Bunun arkasında ne var bilemiyorum, çok da kurcalayasım yok. Kendiliğimden memnunum sanki. Micro varoluşumun nitelikleri yakından nasıl görünüyorsa öyle olmak bana yetiyor gibi. Dostlarımın, arkadaşlarımın bana sağladığı “inner circle”ımda mutlu mesut yaşadım, ihtiyaç duymadım ayrı bir kimlik inşasına. O grubun bir üyesi olmak yeterince aidiyet duygumu da doyuruyordu sanki. Belki birey olarak kendimi açık etme korkusu, fark edilmek endişesi bir grup içinde kalmanın daha güvenli olduğunu düşündürdü bana.

Oysa öyle değilim, ben de tıpkı sizler gibi biricik bir varoluşum. Ardı arkasına gelmesi mucizelerle tarif edilecek ihtimaller zincirinin şu an ve zamandaki tezahürüyüm. O nedenle bugün ortalama frekans olarak aktığını söylediğim gün de hayatın devamı anlamında mucizelerle örülü bir gündü aslında. İlla “aksiyon” veya depresyon olması gerekmiyor onu hissedebilmek için.

Eve dönüş yolunda gördüğüm bir tabeladaki semt takımının kuruluş yılı vurgusu, takımın yüzüncü yıl kutlamarının olduğu gece, o zaman oturduğum sokaktan bir araba içinde bağıra çağıra geçen arkadaşımın anısını getirdi zihnime. Onun kendisi gibi koyu taraftar bakkalımızın önünde durup coşkuyla bağırıp, taraftarlık hukukuna dayalı bedava bira isteyip koparmasını hatırladım. Semt aidiyeti, kendini bir yere köklü hissetmek düşünceleri eşliğinde karizmatik bakkalımızı düşündüm. Bülent abi.. Bir ara iki üç hafta bakkalı açamamıştı, adama bir şey oldu diye endişelenmiştik. Meğerse oğlanı üniversiteye yerleştirmeye başka şehre gitmiş, sonra beli tutulmuş filan. Acaba iyi midir diye düşündüm… A a. araç 30 metre ilerledi ana caddede bizimki alakasız bir sokak içinden scooter’ı ile göründü, banka atm’sine yanaştı. Saçlar iyice beyazlamış. Dedim iyiymiş şükür, selam çaktım evrene, araç devam etti…

Sen halâ anlamlı tesadüflere inanma, zaman ve mekanla sınırlı zihninin gevezeliklerine prim ver demedim kendime, gülümsedim : )

Tansel; Gün 17” üzerine 2 yorum

  1. Derya dedi ki:

    “Yere ait bir kimlik inşaasına hiç giremedim. Ne bir takımın koyu taraftarı oldum, ne mezun olduğum okulların mezunu, ne mesleğimin mensubu, ne de iştigal ettiğim şeylerin öznesi.”

    Çok benzer inşaasızlıklarda olup bunu ilk kez böyle (hem de ne güzel ifadelerle) derli toplu yazılı görünce “evet ya” dedim. Ayrışıklığımın olmaması ama dahilliğimin de olmaması. Çalkaladın suları Tansel, iyi oldu 🙂

    Liked by 2 people

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s