Derya – Gün 19: Ruj

Yogasız sabah.

Çok kız kıza, fıkır fıkır, bıcır bıcır bir gün.

Fransız stili bir kafede kız arkadaş brunch’ı. Güzel havaya rağmen dekorasyonu güzel diye içeriye oturduk. Poşe yumurtalı, akçaağaç şuruplu krep kuleli, Türk simitli, kafası ve stili karışık bir kahvaltı sipariş ettik. Ortaya. (“Aşkta ve kahvaltıda her şey mübah”ı hatırladım ben. Fatma hoca’nın eski bir 28günyoga yazısından.)

“Şefi bizzat tanımıyorsanız asla Eggs Benedict yemeyin, Hollandez sosu kesin taze değildir, risklidir” diye yazmıştı rahmetli Anthony Bourdain otobiyografisinde. Aşçılık dünyasının küfürlü ve depresyonlu çılgın perde arkasını merak eden okusun. Her hafta havalı kafelerde Eggs Benedict yemediğimize göre, bu risk alınabilir. (Pazartesileri asla balık yemeyin, hele soslu balıklı menüleri hiç. Çünkü balıklar cumartesi sabahından kalmadır, sosa bulayıp tadını gizler, makarnaya salataya katar, müşteriye kakalamaya bakarlar – da demişti mesela. New York hali içindir o. Balık hali yani. Türkiye’de işler nasıldır bilemem.)

Karışık kahvaltımızı yedik. Hepimiz Ted Koleji çıkışlıyız. “Kolejli Kızlar Neden Mutsuz?” isimli ironik yazısında, sanırım Can Dündar idi, batılı eğitim alan doğulu gençlerden bahsetmişti. Düğünlerinde misafirleri keman resitali ile karşılayıp çiftetelli ile uğurlarlar, diye yazmıştı. Modern kafalı koca hayalleri kurar, üç haftada içinden geleneksel Anadolu erkeği çıkan diğer kolejlilerle evlenince mutsuz olurlarmış. Olurmuşuz.

Biz şimdilik simitli ince bel çaylı, Eggs Benedictli double espressolu kahvaltımıza zengin ara(f) coğrafyası çıktısı gözü ile bakıp bu Kolejli konusunda derine inmeyelim. Kahvaltıyı illa kızlar ısmarlayacaklarmış, doğumgünü hediyesiymiş, oraya dönelim. Keselerine bereket olsun.

Caddeye çıkıp cıvıl cıvıl kalabalığı, mağazaları görünce bir alışveriş krizine tutulduk. Üç yıl içeride kalmış gibi (e evet kaldık) güneşli gün, kahve, sohbet, Cadde yürüyüşü, maskesizlik (ohh!) ve uzun zamandır kız kıza sokakta ilk beraberlik bizi heyecanlandırmış olacak, tavaf ettiğimiz mağazanın (maskesiz!) kabinlerinde neşeli yazlık elbiseler, renkli etekler giydik giydik çıkarttık. Kabinden kabine konuştuk. Artık daha az sıkıcı basic, daha çok elbise, etek giyelim dedik. Bak bu tam senlik! – diye birbirimize kıyafetler seçtik.

Beğendiğim sarı eteği de ısrarla onlar alıp hediye ettiler, asıl doğumgünü hediyem o olsunmuş. (Aslında hep beraber gidilecek hamamlı-keseli-masajlı Spa günü hediye etmek istemişler ama geçen ayki seyahatimde kaptığım parazitçiğe sıcak su dokunur diye iptal ettik. Boynumda deri altında enfeksiyona sebep olan bir tip. İlaçla öldürdük hayvanatı.)

Sarı etekçiden çıktık, konuşa konuşa, 19 Mayıs motorsiklet kafilesini izleye izleye yürüdük. Kırmızı rujlu kızlar gördük. “Biz niye hiç renkli makyaj yapmıyoruz, parmağımızla dağıttığımız uyduruk bir smokey eye yapıp çıkıyoruz?” Ruj deneyip seçmek ve muhtemelen yanlış bir tane alıp çıkmaya çok üşendiğim için bir türlü düzgün rujum olamadığını söyledim ben. Tıpkı güneş gözlüğünü tek tek uzun uzun denemesi var diye almaya üşendiğim gibi. Ya da teknoloji ürünü (gerçek) bir ihtiyaç. Bluetooth kulaklık. Aylar önce artık hepten bozulan laptop’ımın yenisi. Kahve makinası. Tripod. Hep istediğim omurgama iyi gelecek daha sert bir yatak. Benim için alması neredeyse imkansız şeyler, çünkü hem araştırmaya üşeniyorum, hem acele edip yanlış bir şey alarak paramı çarçur edeceğim diye cayıyorum. Caydıkça dolarla fiyatlar artıyor. Bir kez de bunun için cayıyorum. Kısır döngü. İstiyorum ki biri “Derya ben seni tanıyorum, bak budur senin ihtiyacın, bunu al” desin. Ne olur desin. Güvenip alayım.

Kızlar ne ara anlaştılarsa, kendi aralarında konuşmuşlar. Birden Mac mağaza kapısından girdiler. Rujlar da kapıya en yakın stantta imiş. Parmakla gösterip “Derya, seç!” dediler. Asıl doğumgünü hediyesinin bu olmasına karar vermişler. Bitmeyen hediye faslı. İlk kez bir Mac’e girmişim. Ay ben seçemem diye mızıklanırken Mac çalışanı kaçırır mı, yakaladı beni. Aynı talebimi ilettim: “Bana en önerdiğiniz en yakışacak doğal ruju verin, alıp çıkalım” dedim. Keyifle ellerini ovuşturdu adam.

Sadece ben değil, hepimiz rujlandık. Denedik, beceremedik taşırdık, eğlendik, kahkahalar attık. Ayna karşılarında oyalandık. Sakız pembesi. Cart. Daha sakin bir pembe. Bunun daha az parlak olanı. Bu gecelik, şu gündelik. Hepimizin çantasında birer ruj ve onları dolaplarda bekletmeyip sürme sözüyle çıktık. Annesi oje sürmesine izin verdi diye tüm gün ellerini önde tuta tuta yürüyen küçük kızlar gibi rujlu rujlu havalı hissettik. (Murathan Mungan’ın romanındaki 5 yaşındaki gıcık kız Sude! Çık aklımdan!)

Pek sevemediğim Bağdat Caddesi bugün pek arkadaşçaydı, uzunca yürüdük. Beatles’ın Hey Jude’unu söyleyen gitaristleri dinledik. İki saplık demeti 70-80’den aşağı değildir diye öylesine fiyat sorduğum Hüsnüyusuflara çiçekçi, 25TL oluversin, dedi. İnanamadık. 125 mi? Hayır normal 25. Hem de büyük demetler. İki demet aldım.

Sevgilim tenis antrenmanındaydı, yol üstünde beni de aldı, yatılı uçuşu öncesi onunla vakit geçireyim diye kızlardan erken ayrılıp eve döndüm. Bavul hazırlayıp dinlenmek için uyuyacaktı. Gerçekten de bavul hazırlayıp uyudu. Sonra hemen çıktı. Benlik/bizlik pek bir şey yokmuş, diye düşünüyordum ki, aklıma geldi: Arabada, trafikte geçirdiğimiz 45 dakika neydi? Yanyana sohbet, şarkılar söyleme, beraber susma da birliktelik değil miydi? Bizlik/beraberlik illa evde dizdize gözgöze mi olacak?

O gitti ama hüsnüyusuflar var. Doğumgünü hediyelerim, yarın olsa da sürsem dediğim rujum var. Okunmayı bekleyen İstanbul’a gelince pabucu dama atılmış yarım bir romanım, batırılacak bir güneşim, bitter çikolatam, çikolatamı kıtlama içeceğim bitki çayım, kız kıza günden kalbimde kalan sıcacıklık var.

Belki yogalı bir akşamım da olur. Kısmet. Ya evet tamam, kısmete emek gerek. Emek de değil hizmet. Alıntının sahibi şimdi Meksika’da. Selamlar saygılar, Fatma hocama.

(Sizler, Alican, Pınar falan neler neler yazıyorsunuz.. Defterime notlar alıyorum yazılarınızdan. Ben böyle ruj muj… Bolca da gevezelikli parantez. Not almak isteyene ben de rujun kodunu söylerim artık. 😅 Kapa parantez.)

Hüsnüyusuflar

Derya – Gün 19: Ruj” üzerine 13 yorum

  1. pinarustun dedi ki:

    Derya gerçekten özlemini duyduğum bir kızlar matinesi yaşamışsın. En son ne zaman öyle cümbür cemaat kabinlerde elbise denedim, o olmaz bunu giy, ay bu tam senlik’ler eşliğinde alışveriş yaptım, hiiç hatırlamıyorum. Böyle yazılara da ihtiyaç var! Sen olduğun gibi yazmaya devam et. Bu arada biz Ted’den aynı dönem filan mıyız?

    Liked by 2 people

  2. AlicanPinarbasi dedi ki:

    Selam Derya.. İçtenlikle yazılmışsa keyifli yazılar okumayı da üzüntülü yazılar okumak kadar çok seviyorum.. Hayattan keyif alabilmek bir başarı mıdır bilmiyorum ama Oscar Amca’nın şu sözü geldi aklıma: “Dostun üzüntüsüne acı duyabilirsin. Bu kolaydır; ama dostun başarısına sempati duyabilmek, sağlam bir karakter gerektirir.” Bu da insanın hallerinden biri değil midir?.. Keyifle okudum yazını.

    Liked by 3 people

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s