Tansel; Gün 18-19

İkileyenler kervanına ben de katıldım. Dünün temposu içinde sana yazmak biraz zorlama olacaktı, bir iki niyetlenip oturdum ama ı.. ıh olmadı sangamu. Olmayınca olmuyor madem dedim, içimdeki zincir kırana izin verdim gitti. Ama seni okudum tabi, o baki.

Dün yogalı başlangıcın arkasından biten dönemin son dersleri için okula gittim. Finaller öncesi son uyarılar, kritikler, kapanış kabilinden konuşmalarla benim için geçen haftadan kafamda bitmiş olan dönemi dersler bazında kazasız bitirdim. Şimdi artık değerlendirmeler, final haftası, not girişleri vesaire vesaire.

“Hocalık” makamının öğrencilik makamından farkı sanırım kendi iç motivasyonunu kendinin yaratmak zorunda oluşun. Kendi motivasyonunu düşürmemen gerekli ki, zaten doğuştan bu biçim öğrenmeye demotive kuşağın motivasyonunu yükseltmek mümkün olsun. Ama gelgelelim bu devirde bu işler zor anacım. Yani motivasyon kırıcı bir çağda, üstüne onu granül hale getiren bir dünyada ve nihayetinde un ufak eden bir ülkede var olmak zorunda kalan bu gençlerin işi de gerçekten çok zor. Cümlemize kolay gelsin.

Hocalığın motivasyonu öğrencilerimin başarıları filana getirmeyeceğim sözü. Hiç işim olmaz, onların başarıları ancak onlar adına mutlu olmama vesile, gerisi beni ilgilendirmiyor. Hadi tamam ince bi gurur oluyor tabi ama samimi olarak bunda payım onların kendi çabalarının yanında solda sıfır virgül sıfır sıfır… Ben kendi yürüdüğüm yolun tecrübelerinden yola çıkarak bir yolu nasıl yürüyebilirsin diye öneride bulunurum, o da kendi yolunu yürür dilerse.

Hocalığını yaptığım mesleğimi, kendi öğrendiklerim üzerinden tekrar tekrar düşünmek, öğrenmenin nasıl bir şey olduğunu öğrenciler aracılığıyla görüp, anlayıp, öğrenciyi öğrenci psikolojisinden çıkartıp kavrama anlayışına davet etmeyi öğrenmek, sanırım hocanın öğrenciliği oluyor. Ayrıca bir de bunun tek taraflı bir alış veriş değil, çift taraflı bir bilgi, anlayış, yaklaşım süreci olduğuna da uyanık olmayı gerektiriyor. Çünkü bilgi bu çağda çok hızlı bir biçimde yenileniyor. Eskiye tutunup “tutturuk” olmak olacak şey değil bence.

Gençlik ve spor bayramı vesilesiyle köşemizin konusu döndü dolaştı gençliğe, öğrenciliğe vardı. İçimdeki Hıncal Uluç her ne kadar İrlanda sempatizanı olsa da, orada ve yaşıyor bir şekilde sangamu.

Bunlar dünün teması ile bugüne yankılananlar (burada ‘tema-s’ sözcüğünün iki anlamda da yer alması hoşuma gitti, sen dileğin gibi oku sangacım). Bugünün sabahı ise gençlik ve spor bayramının spor kısmına selam çakarcasına, sakin ama uzun bir sadhanayı mümkün kıldı. Perşembe günleri ders günü olduğu için epey zamandır uzun yoga yapamıyordum ona vesile oldu.

Güne Umut’un dans ile ilgili şahane yazısını okuyarak devam ettim, o güzel tango videosunu yazdıklarının ışığında izledim. Bir ara herkes gibi benim de gündemime girer gibi oldu, yakınımda şahane tango hocası arkadaşlarım dolaştı ama benim yol oraya bağlanmadı bir sebeple. Oysa gençkene dans, hayatımın olmazsa olmazıydı. Halk oyunlarından, break dans’a, oradan rock’n roll’a  geniş bir yelpazede kıpraşıp dururduk. Daha önce bahis etmiştim sahne varsa bir şekilde kendimi orada buluveren bir yanım vardır. Dans da biraz rol model abimin biraz da o sahne meraklısının kendini ifade ettiği bir haldi bende. Sonra bir “cool”luk geldi sebepsiz(?). : ) Dansta partnere uyum esastır, benimki de o hesap ama tersten. Partner dans etmeyince dans etmemeye uyumlandım. Sahnede olma hevesim geçince belki sadece dansa ve kendime uyumlanırım diyerek umudumu yitirmedim halâ.

Bu arada yine Umut’un yazısından referansla diyeceğim ki; bazen bizi küçümseyen öğretmenler gelir hayatımıza, umut kırıcı davranırlar. Bakalım biz onu gerçekten istiyor muyuz, ya da ne kadar gönülden istiyoruz’u görmemizi sağlarlar. Benim de ritme olan tutkumu sınayan, küçümseyen, o an için gayet kaba bir biçimde de bunu bana yansıtan insanlar girdi hayatıma. Ama her konuda çıtkırılan gururum ve güvenim bu alanda nedense tınmadı bile. Ben ritme olan ilgimi yitirmeden sadece devam ettim, gönülden ve tutkuyla. Hayat da bana çok iyi müzisyenlerle  aynı sahnede müzik yapabilme hediyesini verdi. Deli gibi heyecanlandım, mideme kramplar girdi, heyecandan bayılayazdım ama o sahneye çıkma cesaretim hep oldu. Bu da derin tutkunun hikmetinden sual olunmayacağının kanıtı oldu benim için.

Yoga da bunun gibi işte. Cesaretimi kıran, kendime olan güvenimi sınayan, gölgelerimle yüzleşmeme neden olan; kan, ter, gözyaşına mâl olan… Ama ben onu da bırakmıyorum çok şükür. Bu da sanırım kendi gerçekliğimize olan tutkulu merakımızın hikmeti. Yoksa deniz kenarında, gün batımında, tüller arasından türlü havalı pozlarda, fit vücudumu sergilediğim bir sahnenin konuyla alakası yok bende. Her ne kadar sahne merakı olsa da, burada hocaların yolu esas. : )

O zaman Şiva’yla dans!.. 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s