Alican – Gün 20 “Anne Baba Olmanın İlk Kuralı…*”

Sabah sanki dündü.. Orada bir yerdeydi.. Güneşliydi.. Sakindi..

Kedilerin kumları.. Kedilerin mamaları.. Kedilerin macunları.. Çöpler.. Geri dönüşecek çöpler..

Kahve içtim mi?

Bir iki mesaj.. Ödemeler.. Asistandan haftanın özeti.. Yapılacaklar.. 

Minderleri yere diz.. “Parkur yapalım baba.. Parkur yapalım..”

Blog yazıları.. Doğum günü kutlamaları.. Sönen ateşler.. Yitenler.. Enerji topları..

Regli uyumlanmış plaza çalışanları gibi hep birlikte bir karın ağrısı..

Fatoş Ozan’ı oyun grubuna götürüyor..

“Hoşça kal oğlum.”

“Hoşça kal baba.”

Hava sıcak.. Ada turist istilasında.. Danişmend’e bir bakış.. Kanepede veda sözcükleri..

Paylaşırım diye almak istediğim notlar.. Kaçınılmaz sona yaklaşırken akıp giden cümleler.. Gözlerimde yaş.. Kalbimde sızı.. 

Yine anlam veremediğim hisler.. Oysa güzel başlamıştık.. Gülüp eğlenmiştik.. 

Sanırım unutmayacağım seni.. Unutsam da arada aklıma geleceksin.. Aklıma gelmesen de bir sözün, bir cümlen.. Sonra sonra “kimin kitabındaydı ya”ya dönüşeceksin.. Belki kulak misafiri olduğum bir sohbete, “Çok pardon, Danişmend’in kitabından bahsediyorsunuz değil mi?”ye dönüşeceksin.. Ya da sadece bir tebessüm.. silik bir anı.. insanlar içinde bir insan.. belki de.. olması gerektiği gibi.. büyüyemeyen.. büyüyemediğini kabul eden, siyah beyaz olduğu kadar renki de bir eskiz..

Sabah uykusu..  Adımlarım geri giderken dışarı çıkma mecburiyeti.. “Anne seni bırakacak baba gelip seni alacak,” demiştim Ozan evden çıkarken. Neşeyle tekrar etmişti.. “Anne beni bırakacak baba gelip beni alacak..” 

Taksiye bineyim.. Kartta ne kadar bakiye var.. Yetmez.. Uygulama aç.. Para yükle.. Gelen şifreyi gir.. Ödemeniz kabul edilmedi.. Bankanız arıza çıkartıyor.. Tekrar şifre gir.. Ödemeniz kabul edilmedi.. Hayat.. Beni neden sınıyosun..

Ayakkabı.. Ceket.. Anahtar.. Laptopu çantaya koy.. O kadar vakit yok.. Laptopu çantadan çıkart.. Gözlük.. Telefon.. Cüzdan.. Kitap?.. Çantayı almadım.. Cebine koy.. Seviyorum seni kargo pantolon..

Hava sıcak.. Karnım aç.. Çok vaktim yok.. Karta para yüklemek için iskeleye yürümem lazım.. Hayır turistler hayır.. Gezmeye çıkmadım.. Gerçekten acelem var..

İskele.. Turist akını.. Kart yükleme makinası.. Kuyruk yok.. Makine bozuk.. Para yükleyebilirsiniz.. Yükleyemem.. Nakidim yokmuş.. Geri yürü.. ATM.. Sıra bekle.. Elinde biriktirdiği faturaların hepsini ATM’den ödeyecek ada emeklisine denk gel.. İçine ofla.. İçine pufla.. Şaka yapmıyorum.. Gerçekten acelem var.. İki yaşında bir çocuğa oyun saati bitince baba seni almaya gelecek deyip geç gitmenin ne demek olduğunu bilmiyorsunuz.. Henüz öyle bir kıyamet filmi çekilmedi..

Diğer bankanın ATM’sine mi gitsem?.. Göz ucuyla ekrana bakış.. Sayıları yanlış girip duruyor.. Yardım teklif etsem mi?.. Ada emeklisine!.. Vaz geçtim.. 

Cepleri karıştır.. Cüzdanın dehlizinde sıkışmış bir 20lik.. Beni götürür..

..

İskeleye geri yürü.. Makine.. Para yükleyebilirsiniz.. Lütfen ödeme yönteminizi seçin.. NAKİT – KREDİ KARTI.. Bu seçenek ilk geldiğimde de var mıydı?.. Hayır küfretmeyeceğim.. Ettim..

Oyun grubu.. Ozan.. Vaktinde yetişmiş baba.. Gurur.. Vaktinde alınan bebek.. Sevinç.. Sarılmış tebrik eder gibi omzumu patpatlıyor..

Öğle uykusu.. Yapış yapış bir mayışıklık.. Uyandığımda sabah oldu sandım.. Bu hangi günün sabahı?.. Kırk beş saniye kadar beynim dünle bügünü, sabahla öğleni birbirinden ayırt edemedi.. Evde herkes uyuyor.. Yoga?.. Pantolon çıkart.. Çorapları çıkart.. Eşofman giy.. Karnı ağrıyan çocuk.. Suçi..

“Babaa”

“Oğlum?”

“Öyle yapmayacaksın, böyle yapacaksın..”

Blog yazıları.. Enerji topu işe yaramış.. Generalden emir gelmiş.. Ordular ataleti yenmek için taarruzda..

Gelen ödemeler.. Giden ödemeler.. Kağıtçıyla yazış.. Ajansla mailleş.. Yazarla hoşbeş.. 

“Baba evde durmayalım.. Gezelim..”

Ayakların geri gitmesi yürümeye engel değil.. Geri geri yürümeyi de söküyor insan.. 

“Baba scooterı da alalım..”

“Baba burda oturmayalım..”

“Nerde oturalım?”

“Hoyoza gidelim..”

Elbette evin yakınında oturmayalım.. Elbette uzaktaki parklara, çay bahçelerine gidelim.. 

Çay bahçesinde otururken Fatoş geldi.. Ayakları geri giderken yürümekte ustalaşmış o da.. “Nasıl çıkmayı başardın?” dedim.. “Kazak giydim, gerisi geldi,” diyor.. Keramet bu kazakta mı yani diye baktım kazağa.. Geri geri de olsa bize yürüme motivasyonu veren şeyin ne olabileceğini tahmin etmek gerçekten zor..

Dönüş yolunda çiçekçiye uğradık.. Ozan ilk eline geçirdiği fesleğen saksısına sıkı sıkı tutunup bunu alıcam dedi.. Fesleğenlerin en pörsüğü Ozan’ın elinde tuttuğu saksının içinde.. İkna olmadı.. Fatoş şunu mu alsak, bunu mu alsak diye daha canlı ve taze fesleğenleri gösterip Ozan’ı ikna etmeye çalıştıkça elindeki saksıya daha da sıkı sarıldı.. Hem seçme özgürlüğü verip hem de elinden zorla saksıyı alamayacağımıza göre, pörsümüş fesleğenimizle mutlu olmayı seçtik.. Aslan ağızları, papatyalar ve gülü Fatoş seçti.. En azından ordan kurtardık.. Ben turuncu bir çiçek seçtim.. Adını bilmiyorum.. Gözüme o takıldı.. İçim ona çekildi.. Evde o olsun, sabahları ona su vereyim, her nereye koyacaksak önünden geçerken doğrudan bakmadığım zamanlarda, her neye bakıyorsam farkında olmadan onu görmek istedim..

Ozan uyudu..

Boşluk..

Yoga..

Sessizlik..

Bugün herhalde benden yazı çıkmaz diye düşünüyordum ama Pınar(line) bir soru sormuş: “Anne baba olanlarınız söylesin, çocuğunuz, öfkesinin ateşinde kaybolduğunda ne yaparsınız?” diye.. Galiba bu soru bana bu yazıyı yazdırdı. 

O an gerçekten karşında/içinde/yanında o kız çocuğu vardı Pınar. Ve yöntemin benzer bir durumla karşılaştığımızda benim ya da Fatoş’un yaptığımızdan farklı değil. Öfkenin ateşinde ya da başka çok güçlü duygular yaşarken, şiddetli ağlama krizlerinde, Ozan’ı karşımıza alıp, bak çocuğum şu şöyledir bu böyledir diyerek onu avutmamız mümkün değil. İzin vermek.. Sakince oturmak.. Dinlemek.. Görmezden gelmeden.. Yok saymadan.. Ne kadar zor olsa da o ateşin, o hırçınlığın da yanında, onunla birlikte olduğunu göstererek.. İsterse ve ihtiyaç duyarsa temasla.. İstemezse sadece yanında durarak, oturarak.. Büyümenin, büyütmenin en zorlayıcı anlarından.. İnsana neden her şeyin yavrusunun daha tatlı olduğunu hatırlatan anlardan.. Yoksa çekilecek dert değil!

Ayla birlikte yükselmek ve düşmek.. 

Her günün bir diğerinden farklı olacağını kabullenmek..

Eskiz Defteri

..,

Alican, Büyükada 2022

___

* Yok öyle bir kural..

Alican – Gün 20 “Anne Baba Olmanın İlk Kuralı…*”” üzerine 3 yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s