pınarlıne – gün 20: tıpkı benim gibi

Nasılsın sanga? Biraz Rousseau yaklaşımı olabilir ama sanganın ruh halinin, sangayı oluşturan her bir bireyin ruh halinin toplamından daha fazla bir şey içerdiğini/ifade ettiğini düşündüm birden. Bu yüzden merak ettim, nasılsın?

Ben pastel renklerle dolu bir günden geçiyorum. Sabah erken uyandım, rakı içilen akşamların ertesi sabahının verdiği erkencilik. Hiç üşenmedim, içimde kalan rakı damlacıkları varsa güzelce çalkalansın diye ısınmalarla başladım. Yerim dardı ama parke üzerindeydim, dın dın! Geldi Balakrama. Gün uzun, yapacak çok iş var, erkenden de uyanmışım madem, o adım o güce atılacak. Zaten kırgınlığım hala kalbimde, sudan çıkmış balık gibiyim, daha fazla akmaya hacet yok. Yerim dar diye mangalanamaskara bir kez uğramış olmam dışında hakkını verdim. Tasavvufta ya da bir cemaatin inanışında şöyle bir şey olduğunu duymuştum, mesela bir günah işledi kişi ve bunu fark etti, bu günahın bedelini ödemek ve ondan arınmak istiyor diyelim. İçinden dedi ki mesela şu kişiye de yalan söyledim iyi olmadı, gideyim şu adama sadaka vereyim günahım affolsun. Bu gerçekten tabii ki bunu sömürmek için değil de içinden böyle gelerek gelişmişse, o günah siliniyormuş. Yani kişi gerçekten içinden yaptığı bir hataya, bir fenalığa (kötülük yapmak yerine fenalık yapmak/etmek ne güzel söz) vicdan terazisinde nakdi ya da ayni bir bedel bulup bunu o fenalığa denk görüyorsa, gerçekten günahı yok oluyor. İçine sinmek gibi bir şey sanırım. Kendini affetmek ve böylece içine huzur dolması vesilesiyle günahla vedalaşmak… İşte benim de bugünkü balakramam böyle oldu. Mangalanamaskar uyduruk olsa da hakkını verdiğime içimden ikna olacağım bir seri çıktı.

Sonunda ayakta warm-down vardı gönlümde ama kapanış kakileri bitince, ellerim kalbimde buluşunca, kırgınlığım içeriden yokladı, ateşi de almış olacak, öfke ile yokladı. Sözüm ona kendimize annelik edebilmek ödevimiz, yalnız içerideki çocuk öfkeden deliye dönmüş durumda, nasıl olur da bu arkadaşının bunca yıl sonra yine beni üzmesine, yok saymasına, önemsememesine izin verirsin, hani beni koruyacaktın diyen bir ateş topu, kalbimin yerlerini tekmeliyor adeta. Ne yapabilirim ki? Anne baba olanlarınız söylesin, çocuğunuz, öfkesinin ateşinde kaybolduğunda ne yaparsınız? Ben dedim, şu an gerçekten karşımda böyle bir kız çocuğu olsa, onu herhangi bir şeyle avutabilir miyim? Mümkün değil. Tek bir şey var yapabileceğim onun böyle tepinmesine izin vermek. Sakince oturdum, sakince oturduğumu görene kadar sakince oturdum. Eskiden olsa sözler vermek isterdim, haklısın, tabii ki yapamaz böyle ama yaptı, bazı insanlar böyle, ben de bu kadar yapabildim ne yapalım ama çok haklısın, bir dahakine söz… Yok hiçbirini demedim, dinledim, kendini yalnız, yenilmiş, sahipsiz hisseden bu hırçın kızı sadece dinledim. Ne kadar oturdum orada bilmiyorum, saate bakmadım, sonunda sakinleşmiş olmalı ki beraber atalarımızı, öğretmenlerimizi andık, ölümlü olduğumuzu hatırladık, acı çeken bütün varlıklar için mettamızı gönderdik ve elleri warm-down için birbirine sürtmeye başladık. O kadar uzun süre bitişik kalmaktan olsa gerek ellerimden çıkan ateşler, göz çukurlarıma çok iyi geldi.

Bir sonraki durak Eyüp Sultan… Arabayı park etmeyi teklif eden ve arabayı park ederken koltuk ayarını değiştirmeyen koca yürekli otoparkçı abi sen ne güzel insansın. Genelde Pazar sabahları uğradığım ve huşu içinde bulduğum bu yerde şimdi Cuma namazı telaşı vardı. Tabii Cuma olduğu için bir sürü yerden gelen bir sürü insan. Eskiden beri böyle kutsal yerlerde kalabalık olunca nefes alamam, insanlardan, kalabalıktan, kalabalığın gürültüsünden ve insanları pervasızlığından son derece rahatsız olurum. Huzur bulmaya geldiğim yerden katil olma raddesine gelip öyle çıkarım. Bugün öyle olmadı… Burayı dolduran yüzlerce insanın tıpkı benim gibi olduğunu hatırladım. Tıpkı benim gibi beklentileri var, kaygıları var, kimi bugün telaşla gelmiş buraya, kimi dileği olmuş onun için bir şeyler dağıtıyor, kimi her dağıtılandan alma telaşında, kimi hasta çocuğuna şifa diliyor, kimi oğlu sınavı kazansın istiyor… Ne çok anne baba var… Çocuklarını nasıl da seviyor bunca insan. Kimi evlenmek, kimi aldatan eşiyle tekrar huzurlu bir yuvada olmak, kimi sağlık, kimi bolluk bereket diliyor. Hepimiz ölümden korkuyoruz. Hepimiz sevdiklerimizi kaybetmekten. Hepimiz parasız kalmaktan korkuyoruz. Çocuklar avluda koşturuyor, ağaçlara tırmanıyor, Cuma’ya hazırlanan erkekler güneşin altında bahçeye serilen kilimlerde oturmaya başlamış. Kadınlar gölge tarafa oturmuş. Kadın mescidinde asla oturmak istemeyen çocuklar, eşiyle beraber dua etmeye gelmiş ağır aksak yürüyen yaşlılar. Uzak şehirlerden burayı görmeye gelmiş teyzeler. İnanılmaz bir cümbüş. Hepsini dinleyebildim. Aynı sabah bu küçük hırçın ve haklı kız çocuğunu dinlediğim gibi. Bütün hallerim var bu avluda, bu mezarlıkta, bu çocukta, bu yaşlı kadında, bu telefonuyla oynayan genç kızda. Hepsi tıpkı benim gibi. Her birinin gözünün içine baktıkça gözlerim doldu. Yaşlanmak böyle mi oluyor sanga? Dua ederken sesleri beni rahatsız etmedi, her bir duyduğum sese metta gönderdim içimden.

Sonra eve geldim, evin önünde park işlemleri ve bizim mahallenin şen erkekleri. Geçmiş hayatta hepsiyle top koşturduk herhalde mahalle takımında, başka açıklaması olamaz 🙂

Evde dağ gibi iş var. Bahar temizliği bahar kirliliğine dönüştü. Evin tamamı temizlenmeden boyası badanası bitmeden, temizlenen yerler kirlenmeye başladı desem yeridir. Ay burcum da Başak bu arada, teşekkürler. Dün güzel sözle kurulan dolaplarıma kitapları, anıları ve biraz da çakalak çukalakları yerleştirmem gerekiyor. Kendime bir iyilik yaptım, yere minderimi koydum, bütün kutuları aldım, oturdum, bir de spotifydan mfö listesi açtım. Daha önce açmamıştım, içim MFÖ çekti. Başlarda çok eğlenceli şarkılarla CD’lerimi ayıkladım. Sonra çakalak çukalak sınıfına giren kablo, şarj aleti, pil, delgeç, zımba vb yerleşti yerine. Kitaplara geçmeden sıra geldi anılara. Önce bebek defteri çıktı. İçinde babamın özenli el yazısıyla aldığı notlar. Defter Sümerbank’tan. Sümerbank’ı düşünürken fonda hüzünlü bir şey vardı muhakkak ama hatırlayamadım şimdi. Sonra hatıra defterim, ilkokuldan liseye kadar bütün öğretmenlerimin ve çoğu arkadaşımın bana yazdıklarını okudum ve okurken MFÖ “yalnızlık ömür boyu” diyordu. Zamanın bir yerinde beni düşünerek eline kalem almış ve bu renkli sayfalara benim için iyi dilekler yazmış bu insanları düşündüm. Kırgınlığım hatırlattı yine kendini. Bu dilekler için ne kadar şanslı olduğumu ve çoğu ile ayrı düşmüş yollarımız sebebiyle ne kadar şanssız olduğumu… Önemli ölçüde de bir çoğundan ayrı düşmekten vaktiyle ne kadar mutlu olduğumu ama buraya yazarken yine de herkesin hep güzel şeyler yazmış olduğunu düşündüm. Bu bir düşünce dedim. Bu dilekler ise zenginlik. Ve yalnızlık, ömür boyu…

İşte böyle sanga, kıran kim kırılan kim buradan bakınca?

pınarlıne – gün 20: tıpkı benim gibi” üzerine bir yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s