Derya – Gün 21: İlk Bölümü Geçersen Sonra Açılacak

– Düzgün edit’lenmemiş romanlar için öyle denir hani. Yazar sesini, kalemini, ritmini geç bulmuştur, ne güzeldir, ama geri dönüp ilk bölümleri tekrar o ritme göre düzenlememiş, baştan yazmamıştır. Bu yazı da böyle oldu. Sabahın köründe yazdıklarımı hele bir geçin, açılacak. Niye silmedim onları? Gelecek heyecanı ve belirsizliği sardıkça geçmişin kıymete bindiğini fark ettiğim için. Büyüdüğümü hissettikçe çocukluğuma sardığım için. Konfor alanından uzaklaştıkça eski bildik’i hatırladığım için. Sanırım. –

Huzursuz mu huzursuz uyandım. Saate baktım, 03:30. Sevgilinin uçuş saati. Biraz önce sesli mesaj da atmış. Günaydınlaşmış, revize olan varış saatini haber vermiş.

‘Varınca ara’cılardan değilimdir. Hiç. Kimseye tembihlemem, merak hiç etmem, varan ben olsam aramam. Aklıma gelmez, ana baba harici ısrarcıları da küçümserim. Küçümserdim. Allah sınıyor şimdi.

Şimdi hem “Varınca ara” diyesim, buna ek olarak bir de “yoldayken ara” diyesim var ona. İkinciyi diyemiyorum tabii, uçuşta telefon yasak. Ama aslında yol halini merak ediyorum. Huzurda mı, keyifte afiyette mi, uykusu yorgunluğu nasıl, hareket kısıtlılığından, alan sınırlılığından rahatsızlığı var mı… Derdim bunlar mı? Biraz. Toprakta değil havada, sabit değil harekette olması mı? Uzakta diye mi? Bugünkü uçuşun gündüz ya da akşam gözüyle değil, abuk sabuk bir saatte mi başlaması? Nedir nedir? Belki sadece şefkattendir. Kıyamama. Bu his yeni mi? Benim gibi başkasını çok da merak etmeyen bir tek çocuk için? Yeni gibi.

Arkadaşlıktan ve hayranlıktan öte bir şeyler hissettiğimi, yine onun böyle uzun bir gece uçuşu sırasında huzursuzlandığımda anlamıştım. Anlamış ama kendime konduramamıştım. Adam uçsun, sana ne? Uçuş numarasını bulup kaçta varacakmış, gecikme var mıymış diye bakmıştım. Kendime şaşırmıştım. Neydi beni huzursuz eden? Ona erişme şansım yok diye. Bu ihtimal ve davranış özgürlüğü elimden tamamen alınmış durumda diye. Henüz arkadaştık halbuki. Gecenin bir saati zaten aramayacak sormayacaktım. Kaldı ki öyle her gün konuşmuyorduk. (Demek ki konuşmak istiyordum.) Benim herhangi bir hakkımın, iletişme hakkımın elimden alınması mıydı konu? Muhtemelen. Yapmayacak da olsam, yapabilme seçeneğim olsundu. (Bu benim terapi başlıklarından, başka konular altında.)

Kalın yorgan altında üşüyorum, kat kat giyiniğim ama ısınamıyorum. Yanımda olsa da sarılsam. Isınsam. Tüm ihtiyacım sarılmak. Böyle bloglarda gezinmeyip de kendimi uyutsam sabah olur, neredeyse gelmiş olur.

10:00. Bir dut ağacı altındayım. Huzursuz uykumdan yine huzursuz ve mahmur uyandım, uykumu alamadım. Belki açılırım diye ısınmaları, çök kalkları yaptım. I-ıh. Bıraktım. Kahve? Daha yararlı oldu. Çok da değil. Evde kapalı alana sığamadım, granolamı hızla yiyip mideme oturttum ve vınn – yakındaki parka. İşte bu!

Sokağa adım attığım an rahatladım. “Bekleyen kız” modundan başka bir kız moduna geçiş yaptım. Yeşillikler, süslü taş cami, tuğla duvar, beyaz şık parmaklıklar. Bir dut ağacı altında, bankta oturmaktayım şimdi. Okumayacağımı bildiğim, ama yanıma almazsam kesin okumak isteyeceğim kitabım, telefon, anahtar, gözlük. Dut ağacı.

İki koskocaman dut ağacımız vardı bizim. Büyüdüğüm aile apartmanının bahçesinde. Arasına dedem salıncak düzeneği kurmuş, üç salıncaklı. Dutlar taşıttırmış. Demir salıncaklardan biri büyük, yanındaki orta, köşedeki en küçük. Apartmandaki kardeş ve kuzen çocukların yaş ve ebatlarına göre. Gırç gırç ne sallandık orda be! Bizler ve tüm arkadaşlarımız. Elif kafasını o demir salıncakta yardı. Elif yaşıt kuzenim. Bir başkasını sallarken saçındaki taç düşmüş. Salıncağı itip gelene kadar eğilir alırım demiş. Yetişemeyince tokkk diye çarptı demir salıncak. Kan revan. Daha büyük bir kuzen kucakladı, eve taşıdı. Teyzem düşüp bayıldı. 10 dikiş. Unutamadığımız salıncak hikayemiz.

Dutları sülalecek silkelerdik. Pıtır pıtır pıtır. Çarşaf tutmak biz çocukların işi. Dutları bahçedeki kazanda ezip ezip kaynatmak farklı yaş ve ebatlardaki büyük anneannelerin işi. Ağaçlara tırmanmak hepimizin, pek müsaitti dutlar tırmanmaya. Hem basacak, hem tepede oturacak yerleri vardı.

Salıcaklar gırç gırç.

Dutlar pıtır pıtır.

Rita köpek hav hav.

Hiperaktif dedem en üst balkondan avaz avaz. Arkadaşlar gelmiş. Kaç kız, kaç erkeğiz diye merakta.

Hiç koku yok hafızamda bahçeye dair. Hep ses. “Ya kızına bir şey söyle teyze ya!”

Hep yemek. Çay saatleri, doğumgünü pastaları.

Yabancı çocuklar apartman merdivenlerinde pata küte. Kapı açılıyor, bir anne çıkıp bakıyor. Hayrola? “Havuza bakacaktık da.” Yok ki havuz. Herkes terasta havuz var sanıyor. Şehir efsanesi. Çatılı evlerle dolu şehirdeki tek teraslı apartmanın kimin çıkardığı belli olmayan, bir türlü çürütemediğimiz, yok desek de ikna edemediğimiz havuz efsanesi.

Terasta basket topu güm güm. Alt katlara doğru sesi betonda artarak yayılıyor. Oraya basket potasını kim koymuş? Büyükler isyan ediyor.

Bu plastik top bu bacadan sığar mı? Atarsak öğreniriz. Sığıyormuş. Peki bu bacadan? Sığdı. Apartmanın terastaki aspiratör bacaları birer top mezarlığı.

Rita köpek gitmiş, nerede? Hastaymış, biz üzülmeyelim diye dedem köye bırakmış. Yolu bulup geliyor. Dedem yine götürüyor.

Sülalecek anneannemdeyiz, sahur vakti. Deli miyiz neyiz? Televizyon açık, ocakta çaydanlık fokur fokur. Masa donanmış. Anneannem kaçta kalkmış? Biz çocuklar bu garip ve gizemli sosyal aktiviteyi kaçırmamak için kalkmış gelmişiz, oruçla işimiz yok. Çocuk orucu, bazen, günde üç öğün yemeli. Dedem ve tüm anneanneler tutuyor. Annem onlara uyuyor. Babamın umrunda değil, hem anneme kızıyor, hem evinde davulcuya sinirlenerek uyuyor.

Dairelerin anahtarları hep kapılarda. Aç aç gir. Pasta börek varsa ye. Tüm apartman, tüm daireler, ara holler, depoya dönmüş boş kapıcı dairesi, açık garaj, kapalı garaj, bahçe, sebze bahçesi birer oyun alanı. Ama anneannenin evinde ayrıca bir oyuncak odası var, yerleri halı kaplı. Oyuncak dolu bir dolap. Raflar dolusu çocuk kitapları, benim elim gözüm hep onlarda. Bayramda ziyarete gelen her çocuğun aklı bu odada. Haydi içeri git denmesini bekliyor. Ayrılamadığı bir oyuncakla evden uğurlanıyor.

Bayram çocukları bizim apartmana hücum ediyor. Ziller sürekli çalıyor. Çünkü dedem her birine bayram harçlığı veriyor. Demir paraları hazırlamış, kule kule. El öp, şeker seç, paranı al. Ertesi gün kıyafet değiştirip geliyor aynı çocuklar. Dedem yemiyor. Kimlerdensin? Hangi mahalledensin?

Ramazan davulcusu güm güm. Babam çıkıp kızıyor, yürüsene be adam! Tutmuyoruz biz oruç! Adam istifini bozmuyor. Dedem üst kattan para vermiş, anneannem için istek şarkı söylemiş. Davulcu yanında zurnacıyla geliyor, üst locaya konser veriyor. Hatırla Sevgili, İkinci Bahar gibi romantik şarkılarla sahur vakti mahalle inliyor.

Sardunyalar. Apartmanda bir balkon peyzajı yarışı. Büyük babaannenin sardunyaları hep en güzel. Et suyu döküyormuş meğer.

Açık garajda bisiklet sürüyoruz, aynı yerde dönüp duruyoruz. Sokağa çıkarmak yasak. Halbuki şehrin en güvenli mahallesi. Zaten yokuşlu, çıkasımız yok. Mahalle arkadaşımız da çocukken yok. Okul yolunda endüstri meslek lisesi oğlanları hep laf atıyor. Kolejli kızlar kolejli kızlaaar! Duymazdan gel. Dönüşte tekrar. Ertesi gün tekrar. Duymazdan gel.

Pazar günü mantı günü. Herkes yine anneannede. Herkes bükecek. Kazan kazan kaynayacak. İki de fasülye gizlenecek, bulana kadar tabak tabak yenecek. Birini hep babam bulacak. Elif doymuş. Yarısı kalmış tabağında fasülyeyi görüyorum. İstersen ben bitireyim, diyorum. Pes etmiyor.

Pazar sabahı kahvaltı günü. Herkes gelecek. Upuzun masa abartılı donanacak. Neredeyse öğle olmuş, hala dedem beklenecek. Cami altındaki pideciden pideyi bekliyor. Kesin laflıyor. Pideye reçel sürüyorum diye gülecek Elif kuzen.

Cami. Çocuklar Kur’an kursuna. Sonra eve abla gelecek. Dine, inanca dair hiçbir bok öğretmeden sadece Arapça harfleri okumayı, Kur’an sürmeyi öğretecek. Regl günleri iple çekilecek. Dersten muaf. Her yaz, bir ay sabah 11:00’de ders.

Sabah namazına dedem yalnız gidiyor. Dönüşte fırından tazecik sıcacık simitler alıp kapılarımıza asıyor. Ben seviyorum diye dereotlu poğaçayı ayrı bir yerden alıyor. Levazım’da aldığı evin komşularına da aynısın yapacak. Komşular şaşıracak.

Teravih namazlarına gidilecek. Babam yine kızgın, evde. Biz küçükler kıkır kıkır. Eğil kalk, gülmeni sakla. Büyükler anlayış gösterecek. Dönüşte dondurma var, tüm mahalle dondurma kuyruğunda.

Dedem bir kereliğine kurbanı kendi kesmek isteyecek. Biz korkudan evlerde. Hayvan kaçacak. Dedem kovalayacak.

Karşımızda vali konağı var. Çocuklara aşure tepsileri verilecek, valinin hanımına götürülecek. O kapıya çıkmıyor, güvenliğe teslim edilecek. Valinin kızı Simge. Kafayı erkekler bozmuş, bize tuhaf gelecek.

Annem gelip bir sabah perdeleri heyecanla açacak. Derya, kar yağıyor bak! Çamlarda karlar. Sülalecek Kartalkaya. Babam hep aynı virajda arabayı döndürecek. Anneannem lobide çay içerken dedem en tepedeki pistlerden kayıp kayıp inecek. Biz kalabalık lift kuyruklarında sıra beklerken herkes yaşlı ve şişman diye ona yol verecek.

Bir geceyarısı telefon. Herkes zıplayacak. Dedem üst kattan arıyor: “Berran kalk, aya bak.” Çat. Bu kadar. Dolunay varmış. Mehtap. Nefis

Güneş batıyor, koşun. Limana gemi girecek, koşun. Gemi üç kere düt düt düt. Selam şehir. Düt düt düt, hoşçakal şehir.

Şampiyon Galatarasay, terasta geleneksel parti var. Sarı kırmızı duman-sis çıkaran şeyler, maytaplar, adını bilmediğim patlaklar, bildiğin havai fişekler. Şehir bizi seyredecek. Anneannemin diktiği metrelerce uzunlukta dev Galatasaray bayağı yola tarafına sallandırılacak, terasa sırf bunun için dikilmiş yüksek direğe şanlı GS bayrağı çekilecek.

Başka takım mı şampiyon? Konvoya çıkanlar en çok bizim evin önünde duraklayacak, dat dat kornalara basacaklar.

Yazın apartman arabalarını bizler yıkayacağız. Bahçe sulama işi de çocuklarda. Ortancalara bolca ver. Bazen zevkli, bazen yıldırıcı. İklim krizi yok, su çok. Sula sula. Dedem bizi de hortumla yıkayacak.

Yaz akşamı terasta közde mısır akşamı. Mangal başında beklenecek, masaya dizilip görev gibi çabuk çabuk tıkır tıkır yenecek. Televizyon, çay, ışıl ışıl şehir, liman. Eve in şunu al gel, eve in bunu al gel. Öf anne ya.

Limandan sesler geliyor. 5 kilo hamsi 5 lira. İşten çıkan şık hanımlar beyler limana yürüyor, dönüşte herkesin elinde hamsi poşeti.

Afet balık aldım, ayıkla. Afet kazana kumpir gömdüm, malzemesini hazırla. Hiperaktif dedem, çilekeş anneannem.

Dedem bir gün polis arabalarıyla eve gelecek. Anneannem korkmuş, şokta. Kapı açılıyor, içeri bir güvenlik, peşine Erbakan giriyor. Arkada hınzır dedem. Miting sonrası tutmuş kolundan getirmiş. O da gelmiş. Anneannem bayılacak. Evde her şey naylon poşet altında, boya badana var. Erbakan utanacak. Balkona sofra kurulacak. Tüm apartman davet edilecek, dedemden korkuya herkes teşrif edecek. Babam gıcıklık olsun diye ters ters söylemlerde bulunacak. Erbakan kibar kibar yanıtlayacak. Güvenliklere mutfakta ayrı sofra kurulacak.

Mutfak masasında tabanca var. Galatasaray yine kazanmış, dedem illa terastan patlatacak. Şikayet. Valinin korumaları yine kapıda. “Yok bizde tabanca atan, üst katta da yaşlı bir dede var, o kadar.” Yaşlı dedeye bakacaklar. Onlar kapıdayken masadaki tabancanın üstüne bir örtü atılıverecek. Mutfak televizyonundaki ödül törenini duyan korumalar içeri girip izlemek isteyecekler. Tabancanın örtülü olduğu masaya oturup çay içip izleyecekler. Burda sadece yaşlı bir dede var.

Hiperaktif dede. Arkadaşının bahçesindeki bir türlü büyümeyenfidelere gece domates bağlayıp sevindiren şakacı dede. Opera izleyip hacca giden, kolsuz tişört giydik diye kızıp seyahat ediyoruz diye sevinen, çok okuyan çok yazan, Erbakan’ı seven Galatasaray lisesi mezunu dede.

Ah be dut ağacı.

Dutlar pıtır pıtır. Salıncaklar gırç gırç. Elif’in kafası kanıyor. Tüylerim ürperdi yazarken. Belki duttan, belki serinlikten.

Derya – Gün 21: İlk Bölümü Geçersen Sonra Açılacak” üzerine 2 yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s