Tansel; Gün 20

Gece Mesaisi

Selam sanga,

Günün kendine ait bir planı vardı, çok net olmasa da belli bir çerçevede. Rutinde olması gerekenler, programlı olanlar, niyetlenilmiş olanlar ve spontane olacaklar gibisinden.

Rutin ile başladım, bugün dairesel hareketler ve dansın günüydü ona sadık kaldım. Böyle günlerin enerjisi daha içe dönük, sonrasının frekansları daha az dalgalı oluyor. En azından ilk bir saati..

Plana göre evden yalnız çıkıp, kentin eski pazar yeri Kemeraltı’nda biraz vakit geçirip, yemek yiyip sonra terapiste gidilecekti.

Odadan çıktım, bir baktım hanım da Kemeraltı’na niyet koymuş ve hazır. Benim gideceğimden de haberdar değil. E dedim o zaman birlikte gidelim, bir şeyler yeriz, sonra herkes kendi işlerine koşar. Öyle yaptık, spontane olana uyum.

Bir şey itiraf edeyim sangamu; benim terapist mevzusu evde daha dillendirilmemiş bir şey. Arkadaşlarımın çoğu ve siz biliyorsunuz ama hanım bilmiyor. Niye söylemiyorum? Sanırım bu bir seansın konusu olacak. Niye söyleyemiyorum? Sanki kendim için yaptığım büyük kıyağın eşler arası bir haksızlık olduğunu, eşitsiz davrandığımı, bu eşitsizliğin bir şekilde telafi edileceği anları bekliyorum düşüncesi (bahane). Beni bazı konularda güçsüz görmesin, bu konu ben artık kendimi güçlü hissettiğim, yüklerimi attığım zaman açık yüreklilikle dile gelsin (asıl olan).

Vapurla karşıya geçtik. Biz İzmir’de bir körfezin etrafında yaşasak bile iki ayrı yakada olduğumuzu düşünürüz. Bağa değil kopukluğa odaklanmış kentli nedense. Daha önce benim gittiğim iyi bir esnaf lokantasına götürdüm. Güzel yemekler yedik. O mutlu, sanki kente yeni gelmiş, kenti yeni keşfeden birinin mutluluğu üzerinde. Ben çoğu kez olduğum gibi, nötr. (Duyguların açıkça ifade edilmesi benim için şuursuzluk halleri gibi kodlanmış zihnimde. Üzerinde çalışıyorum sangacım. En azından duygularım ifade bulduğunda paniğe kapılmıyorum, içerden konuşana da kulak asmıyorum artık.) “Sanki kente yeni gelmiş turist gibisin, yılların İzmirlisisin oysa, yüzlerce kez geldin bu çarşıya” dedim. “İyi ya kenti kendimde tekrar tekrar yaratıyorum, yeniden, ne güzel işte” dedi. Yoga hali herkeste asana uygulaması gerektirmiyor dedim içimden, ne şanslı. Sonrasında onun işlerine yardımcı olacak oryantasyon konusunda bir süre yanında oldum, birlikte dolaştık. Bilenler bilir Kemeraltı kaybolmak için şahane bir organik yapıya sahiptir. Sonra uzadım iş yerine gidiyor kisvesiyle terapiste doğru.

Terapide bir arkadaşla pişti olduk. : ) İkimizde birbirimizin aynı terapiste gittiğinden haberdarız zaten, sorun yok. Terapist enerjimin bu kez iyi göründüğünden söz açtı. Ben de senden bahsettim. Açıklıkla kendimi ifade edebildiğim bir “çemberimin” olmasının etkisi her halde dedim. Biraz yükler ile ilgili çalıştık, etkilerini sonra hissedeceğimi umduğum bir çalışma. Çıktım, dünden planladığım bir kitapçı/kafede bir kahve eşliğinde Danişmend’i okumaya başladım. Biraz tek başına olmak, etrafta olan bitene takılmadan kitabın sayfalarındaki dünya iyi geldi. Aynılığımızın bir başka hâli.

Bir saatlik kendi başınalıktan sonra, hanımı aradım. Tahminim eli kolu dolmuştur bir şekilde. Üretim aşamasındayken şahane konsantre olur, tüm dünyası yaptığı işe dönüşür, kendini unutur. Daha doğrusu kendini yaptığı işin içinde eritir. Bildiğimden yardım edeyim dedim. “Nerelerdesin?” “Kapılarda eski kazanların peşine düştüm, Fuar’a (Kültürpark) geçiyorum.” “Tamam o tarafa geliyorum, buluşalım.”

Bilmeyenler için Fuar yani Kültürpark, türlü çeşit ağaçların olduğu, İzmir Yangını’nda yok olan Ermeni ve Rum mahallelerinin üstüne kurulmuş kentin yeşil boşluğu. O acının külleri üzerine bu hali bize biraz da olsa teselli oluyor, ama keşke hiç yanmasaydı. Neyse bu bambaşka bir konu. Merakınızı cezbettiyse Defne Emanet Zaman’da gezdirsin sizi İzmiri’in o sokaklarında.

Oradaki her ağaç bizimkinin ahbabı sayılır. Niyeti hazır çıkmışken bir iki ağaçtan yapraklar toplamak hanımın. Buluştuk, akçağaçlara uğradık, yapraklarından topladık. Sonra Japonların hediyesi tek Sakura ağacının altında kahve ve çörekli küçük piknik. Çiçek zamanı çoktan geçti ama Sakura’nın yeşil yapraklarının gölgesi şefkatle güneşten korudu bizi. Bir iki meraklı kedi ziyaret etti, az ötede insanlar kafenin masa sandalyelerinde oturmuşlar, bir biz yonca çimenlerin üstünde ayakkabılar fora terapideyiz…

Sonra dönüş yolunda akşamın yemeğini aradan çıkartmak için daha önce bahsini duyduğum Kore mutfağı çalışan bir mekâna uğrayalım mı iknası. “Şu an yeni lezzetlere hiç açık değilim” dese de yumuşakça onun rızasını alarak oturduk. İyi ki de oturduk, mönü tercihleri üzmedi bizi. Artı puanı kaptım. Öğlen yemeğinin üzerine ikinci çinko oldu bu. : ) Dedim bana güven, ben bu işten anlarım. Arada çuvallayabilirim tabi, ama genel ortalamam iyidir.

Eve dönüş yolunda Yakın kitabevine uğradık, bir çay molası. Kitabevi sahibiyle bir iki ayak üstü sohbet, bitmekte olan proje ile ilgili konuşalım sözleşmesi. Bostanlı vapuru ile deniz üstü yolculuğu terapisi, eve varış. Biraz günün tortularının çökmesi için bir (belki) iki gati yalnız geçirilen zaman. Bu günün yoğunluğunun etkisi halâ üzerimde, “acaba bloğa yazabilir miyim?” “İçimde olan biteni nasıl tarif edebilirim, edemem…” “O zaman geldiği gibi yazayım, açıklıkla.” Sizin açık yürekli cesaretinizden cesaret alarak. Bugün Pınar(line)’ın yazdığı gibi “sanganın ruh halinin, sangayı oluşturan her bir bireyin ruh halinin toplamından daha fazla bir şey içerdiğini/ifade ettiğini düşündüm” sözlerine yasladım sırtımı. Sanganın elinin omzumda hissettiğim güven duygusuyla paylaştım. Tıpkı sizin de aynen öyle yaptığınızı düşündüğüm gibi.

Günün şarkısı haliyle Lou Reed’den Perfect Day. Ama yazarken fonda telefonla çekilmiş Mart 2022 Genesis Londra konseri. Phil Collins parkinson olmuş, iki saati aşkın süren konserde bütün şarkılarını bir sandalye üstünde söylüyor. Onun hayatına gelen bu şeye olan kabülüne saygı için dinliyorum bu kötü çekimli konser kaydını. Şifa dileklerimle.

Ve bu uzun günün yazısı 20’yi 21’e bağlayan dakikalarda ancak bitti. Okuyamadıklarımı okur, uykuya kaçarım.

Sevgiler sangacım.

Tansel; Gün 20” üzerine 7 yorum

  1. Derya dedi ki:

    Önceki ilişkimde terapiye giden, gidebilen ben olduğum için güçlü olduğumu düşünür; partnerim gitmiyor, ihtiyacı çoksa da cesaret edemiyor, ben ortak sepete daha temiz şeyler koyacakken o tüm yüklerini bırakıyor diye çok bozulur hatta yeri gelir sinirlenirdim. Bu bozulma sinirlenme işi de tuhaf kanımca. Yaptığımızı başkalarıyla ilişkilendirmeden, gizleme ya da bağıra çağıra anons etme, çekinme ya da gurur duyma ihtiyacında olmadan sadece yapıvermemiz ne kolaycacık, ferahçacık, özgürce olurdu..

    Liked by 1 kişi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s