pınarlıne – gün 22: Hayaller Hayatlar ve Ötesi

Dünkü niyetim mandıra filozofluğu yapmaktı ama coşkum gündemi yönetmişti. Bugün de gündemi bu pazara bir türlü yerleşemeyişimin huysuzluğu ele geçirdi. Biraz dile getirsin kendini, sonra ben aşırı önemli fikirlerimi paylaşacağım. Izdırap neydi? Şeylerin nasıl olması gerektiğine dair fikirlerimiz ve gerçekte olan şey arasındaki farkın canımızı yakması. Bunu küçük görünen günlük olaylarda fark ettiğimde hem gülüyorum hem gıcık oluyorum. Çadırın kapısındayım, her şeye heyheylenmem mübah nasılsa. Halbuki heyheylerim tepeme çıkana kadar karnımdaki sancıyı fark etmemiştim. Bedenimden ne zaman koptum böyle? Mobilyacıdan sehpayı alıp gelip yine başka bir modele göre gönderilmesine ses etmediğim brandayı arabaya oldurmaya çalışırken… Kuşlara aşkımın bedeli branda. Bu da ayrı ızdırap. Ne diyordum, evet ne ara koptum bedenimden biliyor musunuz? Bugünün günlerden Pazar olduğunu ve dolayısıyla pek sevgili Cumartesi günü kahvaltım üzerine kahvemle gazete keyfi yapamadığımı fark ettiğim an. O an içime bir kemirgen girdi, hıtır hıtır yedi beni… Kaç haftadır ağız tadıyla bir gazete okuyamadın, kendini bir sabitleyemedin, yine üç ayın çarşambasını bir güne sığdırdın… Bu küçük ritüeli aksatmanın suçlayıcı okları kendime döndü bir kere… Sonra gerisi geldi, bunun yerine gelen her iş ya da özel hayat gereksinimi birer angaryaya dönüştü, eskiden her şeye ve her yere dur durak bilmeden yetişebilen pınarın artık o eski enerjisinin olmayışı da deve gibi üstüme çöktü. Yetersizliği filan geçtim de güçsüz olmak, aciz olmak, dönüp de “ben yoruldum” cümlesini gözünün içine bakarak kurabileceğin hiçkimsenin olmayışı çünkü bunu dediğin insanların aslında kendilerinin hele bir bilsen ne kadar yorgun olduklarını anlatmaya başlayacak olmaları, hep sessizliğe iter insanı… Çocuğun yoksa onlar kadar yorgun değilsindir, o ara hastanelere çok koşturmadıysan onlar kadar yorgun değilsindir, ofise gidip gelmiyorsan her gün onlar kadar yorgun olamazsın, gece uyuyabiliyorsan yorgun olamazsın. Bu arada siz buradaki yorgun kelimesini alın istediğiniz bir hal ile değiştirin… Ne zaman halini diyecek olsan, karşındakinin halinin nice olduğunu dinlemekle yükümlüsündür. Karşındaki halinin nice olduğunu anlatmasın, sen halini rahatça diyebil diye ücreti mukabilinde terapistle görüşebilirsin. Dün güvenli bağlardan bahseden sevgi pıtırcığı burada mı ya? Çadıra ve hayatın gerçeklerine mi yenik düştü acaba. İşte sanga, cumartesi gazetesini okuyamamak ızdıraptır. Bu heyheylerin içinde karnımdaki sızı kendini hatırlatıncaya kadar bir süre bedenimde değildim.

Huysuzluğumu, mandıra filozofluğu da besliyor. İşte, derdini seninle yarıştırmadan dinleyen biri olsun diye terapiye gitmek (terapiyi küçümsemiyorum, biraz genellemiş olabilirim, sen anlarsın zaten Sanga ama ben bu notu internetin dehlizlerinde bir yabancının bir gün önüne düşerse diye bırakıyorum). Düzenli bir gelir için çalışıp, o geliri bizim için hayatı idame ettirecek kişilere eşit şekilde paylaştırmamız, outsource ettiğimiz ev işleri, bakıcılık.. (iki noktayı ben de pek severim) Çıraklar yerine getir-götür şirketleri, bedenimizi daha büyük ve daha büyük koltuklara sermek için verdiğimiz onca çaba ve sonunda kafesteki hamster gibi koşu bandında sona eren mesailer. Geçtiğimiz günlerde okul öncesi eğitimin özel okullar için fiyatını öğrendim. Benim yüksek lisans dahil öyle bir eğitim masrafım olmadı. Ben çok akıllı olduğum için değil 90’lar 2020’ler gibi olmadığı için… Bunların hepsi ızdırap benim için çünkü nasıl olması gerektiğine dair fikirlerim çok fazla ve aynı zamanda bu gerçekten çok acı. Izdırap kısmını epey eleyip, bu 2020ler insanının acısıyla çıplak gözle her temas edişimde canım yanıyor.

Bir de hayaller var işte, yeri belirsiz ama görünce tanıyacağımdan emin olduğum bir kasaba meydanı, bir çınaraltı, 3310 ile cep telefonunun nimetlerinden faydalandığım, fotoğrafı, fotoğraf makinesiyle çektiğim ve günde bir kaç saat kullandığım bir bilgisayar. Sadece sabahları açık olan bir fırın…

Her özellik bir cihaza toplandıkça, her birimiz de bir özelliğin içine sıkışıp kalıyoruz gibi geliyor. Fotoğraf çekmek ve paylaşmak bu kadar kolay olmasın istiyorum. Birine ulaşmak bu kadar kolay olmasın ki özlediğimizi anlayalım, kendi kendimize kalamayışımızı avutmak ya da “ben de ben de” demenin ötesinde muhabbet edebilmek için elimiz telefona gitsin. Bugün kulaklarım, kendi ızdırabımı duymaya çok açılmış… Şahane bir günbatımına denk geldim içli içli ağlarken, fotoğrafını çekmedim, bazı şeylerin fotoğrafı olmuyor. Dünya tüm güzelliği ile dönmeye devam ediyor, bazı hallerimiz çok can yakıyor. Daha çok dinlemeye niyet ediyorum…

Bana dinlemeyi öğreten, dinleyişi ile ilham olan öğretmenim Sema Demirkan’dan ilk kez duyduğumda çok etkilendiğim bu şiiri de sizinle paylaşmak istedim.

Reklam

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s