Tansel; Gün 22

Doğrudan, bodoslama, selamsız sabahsız..

Gün uyanışla kalkış arasında zihnin türlü oyalamasıyla yatakta uzadıkça uzadı. İpler elinde istediği yere çekiştiriyor düşünceleri. Oradan oraya sıçrayarak sürekli bir göz bağcılığı ile dikkati kendi üzerimden uzağa yöneltiyor. Ne zamanki tavsayan bu bu sürece uyanıyorum, o zaman da iç ses bir otorite olarak azara başlıyor. Ne oldu yine istediği yöne döndürdü beni, o anki benden uzağa.

Kalktım, bedeni uyandırmak için banyo rutinleri.. Odaya geçtim, elde ustura kesiyorum kendimi bir ordan bir burdan, bir dünden, bir evvelki günden. Anlaşıldı suçi gelecek hakkımdan, ama nasıl bir koro içerde. Aynı anda hem müzik dönüyor (M.J. Off the Wall), hem iç ses, hem o an üzerinden söylenen otoriter ses.. Hayranım bu performansa, demek ki hiç istemiyor o gölgedekilere bakılmasını. Hiç görmek istemiyor, görmek istemediklerini.

Anlaşmaya varalım.. Ben suçiye sen bildiğin gibi takılmaya.. Nasıl olsa birazdan orta noktada buluşuruz. Hele bir nefeslerin temposu yükselsin, kalp ritmi artsın, sen o zaman hayati olan bir durum var diyerek sesini kısacaksın.

Tokatçı zihin dedim bugün adına. Sürekli dikkatimi bir yana çekip, tak enseye bir tokatla eşek şakası yapan. Tepe sersemine çevirerek dikkati kendisinden uzaklaştıran. Aynı zamanda duygularımı ve hislerimi benden tokatlayan tokatçı..

Çoklu evren kuramından bahsediliyor, denk gelmişsindir sanga. Günümüzün moda malzemesi, sinema sektörünün kıymetli Hint kumaşı, paralel evrenler, eş zamanlılık, kuantum gerçeklik falan filan. Hepsi sanki içinde yaşadığımız dünyanın var ettiğimiz gerçekliğine katlanmak zorunda değilsin, aslında bu bir simülasyon, başka gerçekliklere kaçabilirsin pompalaması gibi geliyor bana. Zihin gibi hop buraya bak.. şimdi şuraya bak..

Diğer yandan evet her birimizin algısında her an yeniden yaratılan bir gerçeklik var. Ve bu geçeklik tek gerçeklikmiş gibi yaşıyoruz hayatı. Bendeki sizler, sizdeki benler, her biri bambaşka bir evren. Çoklu evrenler (sabun köpükleri gibi bizim evrenimizin de içinde bulunduğu bir birine dokunan milyarlarca evren var) kuramı sadece bundan çok daha büyük bir kozmos tahayyülü için mi geçerli? Biz kendi varoluş algımızı böyle düşünemez miyiz? Her birimiz fiziki mikro kozmosumuzun yanısıra zihinsel kozmosumuzla da bir evrenin modelini oluşturuyor gibiyiz.

Buradan nereye varılabilir, bir yere varılır mı ya da varılmalı mı sangacım? Bilmiyorum, sabahki zihin mesaisini anlamlı kılmaya çalışıyorum sadece, kendimce.

“Özgür irade var mıdır?” Konulu bir podcast serisi dinlemiştim geçen aylarda. Fularsız Entellik diye bir kanalın serilerinden biri. Bilenler tanıyordur, bilmeyenler tanışabilir dilerse. Bu seride özgür irade kavramını bilimsel ve felsefi açılardan didik didik araştırıyordu podcast’i hazırlayan. Bir çok fizik kuramı, determinizm, kuantum, Aristo’dan Kant’a ve diğerlerine uğraya uğraya sanırım 10 bölümlük bir seri. Bazı noktalarda bobin yakmalı, çok da eğlenceli bir iş. Dinleyecek olanlara spoiler vermiş olacağım ama sonuç “yoktur”a ağır basıyor.

Neden mi? Bizi bizim dışımızda üstelik atomaltı düzeylerde ve nano saniyelerde etkileyen o kadar çok etken ve genel görelilik kuramı üstü kuantum kuramı bağlamında o kadar çok değişken var ki; ben kalkmış bir de kendi gerçekliğimizden bahis ediyorum. Yani gerçeklikle ilişki durumu: Karışık, sangamu.

Oralardan kendi sularıma dönünce de gerçeklik ve samimiyet dosyasını açasım geliyor. Bizim dışarıya gösterdiğimiz “şey” dışarıdan nasıl göründüğümüz veya nasıl görüneceğimiz yanılgısıyla mı oluşuyor? Dün Pınarline’ın yazısındaki etkili birinci paragrafı gibi biraz da. Buradayken ne kadar sizdeki ben, bendeki benle örtüşüyor acaba. Bunu kontrol etmek, birebir oturtmak immmmmkansız biliyorum. Olması da gerekmiyor. Ama ya başarabilirsem diye ben ne kadar sizdeki benlere oynuyorum. Yani buraya yazacaklarım o an kendiliğinden akanlar mı, yoksa akıyormuş zannettiklerim mi? (Bu da dahil)

Her birimiz birbirine temas eden baloncuklarız; ya da görünmez iplerle birbirimize bağlandığımız büyük bir ağın parçasıyız. Bu da sanırım hakikat. Ama gerçeklik başka, gerçeklik bizim yarattığımız bir yanılsama. Sonra kalkıp her şeyi onun üzerinden yorumluyor, onun üzerinden yargılıyoruz. Üstelik bunu kendimiz için yaptığımız gibi başkaları için de yapıyoruz. İşimiz zor. Bu kaotik, oynak yapının içinde tutunduğumuz ne varsa hepsi de çözünmeye mahkum. Geriye elimizde ne kalıyor? Birbirimize benzememiz, bir bütünün parçası olduğumuz ve isimsiz olana teslimiyet.

Bunu bana/bize ne sağlıyor? Yoga. O zaman tutun sanga. Bir saniye bile olsa beni hakiki olana bağlayacak ne varsa ona tutunuyorum. Biraz kendimde, biraz da benden ötede olanlarda.

Mutlu pazarlar sangacım..

Tansel; Gün 22” üzerine 4 yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s