Büşra – Gün 23: Anlam

Okuyacağınız satırlarım akşam yemeğinden önce yaptığım yogadan sonra ortaya çıktı. Aslında yogaya başlarken hiç de öyle değildim. Son iki gündür, çok zorlandığım kunçitamla barışmıştık. Bir sağ, bir sol epey fazla tekrar yaptığım halde dizlerim morarmadığı için mutluydum. (Pozu bilmeyenler için parantez, dizinin iç tarafının üzerinde döne döne yapılan ve dizi (hocaların dediğine göre yalnızca başlangıçta) kızartan, morartan, bir nevi haşat eden bir hareket) Bu mutluluk iki gündür tüm yogama da yansımıştı. Bugün de dizlerim morarmamış olursa, kunçitamla barış törenimizin açılış kurdelesini kesecektim aslında ve çok tekrar yaptığımdan hala tutulmamışsam yeni leğen kemiğim ve çevresi ile katılacaktım törene. Tören sonrası diz üstünde döne döne dans ederek partileyecektik kunçitam ve ben. Dün kafamda dönenler bunlardı. Bugün morluk ve tutukluk olmadığı için (biraz sızı vardı tabi) yogaya başlarken de bu ruh halim sürüyordu.

Ama mutlu mesut başladığım yogamın içinde bir anlamsızlık hissine doğru sürüklenirken buldum kendimi. Her harekette daha fazla, her nefes alış verişte biraz daha anlam bulamayış. Sonra anlam bulamayışımda bir anlam bulamayış… Silsile böyle devam etti. Anlam bulamadığım şeyler hareketler değildi (yer yer hareketlerdi de), düşüncelerim ve onlarla yarattığım hislerimdi. Kendime yavaş yavaş kızmaya başladım sıra kunçitama geldiğinde. Bütün yogayı kunçitama indirgemiştim çünkü, sırası gelsin de yine yapayım! Yani dizim mor olsa ne olur, mor olmazsa bunun bana katacağı nedir? Bu hareketi yapsam nee, yapamasam ne? Nedir bir hareketi yapmaya başladığımda beni çok mutlu eden veya yapamadığım bir poz olduğunda öfkelendiren, hırslandıran, geri çeken? Bu sorularla gelen bir anlam kaybedişi. Çok anlam yüklemişim sanırım kunçitama, orada o anlamı bulamayınca, hatta yerinde tam tersi bir şeyle karşılaştığımda, havalanmış balon hava kaçırmaya başladı ve puff. (Şu an aklıma geldi, brahma muhurtada da benzer şey olmuştu, sabahın erken saatlerinden çok beklenti, beklentiler karşılanmayınca üzerine hayal kırıklığı) Düz bir şekilde hareketleri yapıp tamamladım. Bu halde Jade Lady ile selamlaşıp, kucaklaşamadık elbette.

Buraya kadar yazdım ve durdum. Anlam bulamayışım buraya da sirayet etti. Şimdi neden buraya yazıyorum? Zaten kendimi açamıyorum, oyun parkını uzaktan izleyip oradaki çocuklarla kaynaşmak için içi giden bir çocuk gibi parkın etrafında dolanıp duruyorum. Sonra az önce Cömert geldi yanıma, bu anlam bulamayışlarımı ona da anlattım. Buraya neden yazdığımı, kendimi yazmaya neden zorladığımı anlayamadığımı, zaten çok derin içerikler de çıkaramadığımı, dolayısıyla buraya yazmanın bir etkisi olmayacağını söyledim. -Çünkü aslında içimden geçenler derya denizken, buraya yazdıklarım çok çok çok küçük bir bendi- O da kendini açmak denilen şeyin, kendine bile bazı şeyleri itiraf etmenin veya o “şeyleri” bulmanın/anlamanın zaten çok zor bir eylem olduğunu, buraya yazarken kendimde minik minik de olsa fark ettiğim, keşfettiğim şeyler olabileceğini, kendimi gözlemlemek için buranın iyi bir fırsat olduğunu söyledi. Aslında benim de içimden geçenleri tekrarladı ama ben anlamsızlık dehlizlerinde süzüm süzüm süzülürken bunu bir dış sesten duymak çok iyi oldu.

Neyse ben lafı daha fazla uzatmadan ve bir anlam bulamayış daha yaşamadan bu yazıyı sevgili sanganın huzurlarına sunayım. Aydınlanmış kişiler anlam arayışına da düşüyor mu acaba Pınar Hocam? Aradığımızı bulduğumuz ve dağların tekrar dağ ve nehirlerin tekrar nehir olduğu günlerimiz olsun dilerim.

Büşra – Gün 23: Anlam” üzerine 6 yorum

  1. pinarustun dedi ki:

    Bence düşüyorlardır Büşra. İnsanı insan yapan her duygu ve her düşünce aydınlanmış her insanda da varlığını sürdürüyor olmalı. Bizden farkı, x hissettim, z düşündüm diye ikincil bir defa daha dertlenmiyorlar diye düşünüyorum. Mesela anlamsızlığa mı düştü? Düştü. 🤷🏻‍♀️ Bizde sorun yaratan salt bu duyguları yaşamak değil. Bu duyguları neden yaşadığını, veya yaşamaması gerektiğini düşünen bir üst(!)zihnin yarattığı gerginlik.

    Cömert’e katılıyorum. Oyun parkından içeri heves ve merakla, çekingenlikle bakan küçük çocuğu görüyorum. Kendini güvende hissettiğinde o çocuğun oyun çemberindeki yerini alacağına eminim. Belki biraz daha zamana, biraz daha güvenmeye ihtiyacı vardır.

    Liked by 1 kişi

  2. Ayça Kamacıoğlu dedi ki:

    Büşracım, ne güzel yazmışsın. Şu hepi topu üç haftada her birinizin tuttuğu aynadan kendimi görmek, ortak yaralarımızı izlemek, yanlızlık yanılsamasını nasıl da hafifletiyor. Her minicik fark ediş, bunu biraz daha derinleştirmek üzere önümüze çıkıyor sanırım. Büyük aydınlanmalar beklemektense, yüreğimizi genişleten ufak anların kıymetini kavrayalım dilerim 💛

    Liked by 2 people

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s