fatma-gün 23: terapi?

Sabah zar zor uyandım; saatin sekizi çoktan aştığına şaşkın, hala yorgun, şiş, tatsız. Dün uyumadan evvel bu sabah için şunu hayal etmiştim. Sabah kalkayım, Meltem’in hep anlattığı gibi bir sabaha kalkmış olayım. Önce gözlerimle ortama ”oryante” olayım, bir nefes alıp bedenimi dinleyeyim, iç organlarımı ve derimi hissedeyim. Oh deyip, içimde ve dışımda dolanan can’a şükür ederek başlayayım güne. Yani dün ”hayal sadece hayal kırıklığı getirir” diye yazıp bir kaç saat sonra utanmadan bunu hayal ettim. Bravo bana. Uyandığımda bu dileğimi hatırlamadım, Felek’in (yoksa Melek’in miydi?) uyanınca dans etme kararını unutması gibi. Şimdi düşünüyorum, galiba bana bu hayali kurduran şey buna ihtiyaç duymamdı. Vazgeçmiyorum. Yarın sabah bir daha deneyeceğim. Sonra vazgeçerim.Bu sabah da rutinimi kıramadım velhasıl. Uyandıktan bir kaç dakika sonra elime aldığım telefon, yataktan kalkar kalkmaz yaptığım kahveyi bitirene kadar hep elimdeydi. Telefonda birikmiş gündem yoğundu. Günümün gündemin önüne geçebilmesi için bir saat geçmesi gerekti.

Sonra yoga. Emma hoca ile yaptığım bireysel seanslarda bana verilen seri. Gel gör ki içeride hala bir takım başıboş rüzgarlar esiyordu. Ateşi yaktım yakmasına ama üfürtü bir türlü dinmedi. Tenimde ve kalbimde hissettim gün boyu. Öyle olunca akşam üzeri bir defa daha oturdum yogaya. Selamın aleyküm deyip dosdoğru oturdum bu defa. Isınma mısınma yapmadım. Bittiğinde üfürtü de gitmişti. Sabah sabırsızlık etmişim. Olsun. Hata yok, öğrenmek var.

Derya uğradı bugün. Görüşmek bana çok iyi geldi ve sanırım ona da. Derya benim açtığım ilk kursa, ilk kaydolan kişi. Şedov okulundaki ilk öğrencim. Burada onun da yazıyor olması, üstelik de şükela yazıyor olması, arada buradan paslaşmak çok hoşuma gidiyor. Biraz evde oturduk, biraz kahvecide, biraz da kitapçı gezdik. Kitap Koala kapanıyormuş diye ellerindeki stoğu eritmek istiyorlarmış. Danişmendgiller kervanına katılayım diye girdiğim kitapçıdan, dört al iki öde teklifine yenik düşüp üç kitap bir defterle çıktım. Kitabın gereksizi olmaz demeyeceğim. Gereksiz kitaplar almadım diye düşünüyorum. Öte yandan defterin gereksizi oluyor. Evim boş defterler dolu. Günlük yazıyorum ama pek düzenli değil. Bu bloğa yazmak bitince aynı disiplinle doldurabilsem keşke o defterleri.

Eve gelip, ikinci yogaya durup kendime bir patates püresi yaptım. Püreyi kaşıklarken tanımadığım bir numara aradı. Geçen gün şirkette bana serum takan hasta bakıcıymış. Nasıl olduğumu merak etmiş. O gün serum bittiği halde çıkmayan tansiyonumu dert edinip iki şişe ayran getirmişti bana ve bunları bitirince beni bekle diye tembih üzerine tembih edip yemeğe gitmişti. Beklemedim tabii. Telefonumu sistemden almış, bunu yapmaması gerekirdi ama araması da hoşuma gitti. İnsanlık ölmemiş olabilir dedim. Ben varım, siz varsınız, hasta bakıcı var. Elimizden geldiği kadar. Bir yandan da kedi dötünü görmüş yara sanmış şeklinde, bu basit zehirlenmeyi sündürüyorum diye hafiften utanıyorum. Ama napalım. Konuşmamız bitince elimki telefonun instağramında dolanırken gördüğüm ”anything you lose by being real was fake” postundan aldığım yetkiye dayanıyorum. Cool değilsem değilim. İlgi istiyorsam da ilgi istiyorum. Hakkiki olayım ve size ciğerimi sunayım. Afiyet olsun.

Bir sündürdüğüm mevzundan dosdoğru diğerine bağlıyorum madem. Terapi mevzuuna. Uzatmadan yazacağım. İlk defa terapiye gittiğimde yirmilerimin başındaydım. Beni entellektüel olarak çok etkileyen ve yıllar sonra tekrar karşılaştığımızda sevgili olduğum adamla lise sonda tanışmıştım. Zekasından ve bilgisinden çok etkilendiğim bu kişi beni fiziksel olarak hiç etkilemedi sevgili olduğumuzda. Hiç arzu duymadım ona. Zero, zilch, nada! Benim hoşuma giden onun etrafında olmaktı, sevgilisi olmak değil. Onun koşulu ise sevgilisi olmamdı sanırım. Hakiki olup da kaybedeceğim şeyi kaybetmek istemiyordum ama ne yapacağımı da bilmiyordum. Çareyi bir terapiste gitmekte buldum. Terapist Nişantaşı’nda ofisi olan ünlü biriydi. Bir kaç seansın sonunda ben sevgiliyi bıraktım ama terapisti bırakmadım. Bir kaç ay geçti, bir seansın başında nedense nasılsınız diye soruverdim terapiste. Bok gibiyim dedi, hem de ağlayarak. Yeminle! İlerleyen dakikalarda o bana bağımlı olduğu alkole üçüncü defa tekrar başladığını, genç sevgilisinin onu terkettiğini, hayatındaki herşeyin büyük bir hızla uçurumdan aşağı yuvarlandığını anlatıyor, ben ise onu teselli etmeye ve lütfen kendisini toparlamaya ikna etmeye çalışıyordum. Bizim (?)seans uzadıkça uzadı. Asistanlar önce telefonla, sonra içeriye girerek müdahale edince bizimki ”bu seansın yarısında sizi yarısında beni konuştuk, lütfen yarım ücret ödeyin” dedi. Peşin ödemiştim ben zaten girerken. Yok mersi deyip çıktım.

Aradan üç dört yıl geçti. Hayat beni yine çok zorlandığım bir ilişkiye sürdü. Bu defa çok sevdiğim sevgilim ne yazık ki çok varlıklıydı. O zamanlar bizimkiler henüz (tekrar) iflas etmemişlerdi, hatta babamın, anneannemin satılan mallarından aldığı destekle kendini toparladığı, eski günlerimize yaklaştığımız zamanlardı. Fakat genç kızlığı bir evvelki iflasa ve ardından küçük şehrin gözde ergeninden büyük şehrin hiçkimsesi olmaya denk gelen benim iflah olmaz bir aşağılık kompleksim vardı. Üstelik hostestim. En kıskandığım kişiler sevgilim gibi, kurumsal dünyanın kölesi olduklarını farketmediğim, beyaz yakalı, gri hayatlı kadınlardı. Param olmadığı gibi bir kariyerim bile yoktu. Terapi alacaktım. Kime gittim dersiniz?

Aynı terapiste gittim. Mazretim de şuydu: sevgilimin kardeşi de yıllardır ona gidiyordu. Doktor hem beni, hem onun ailesini tanıdığına göre işim zaten kolaydı. Şimdi bunun ne kadar saçma bir karar olduğunu biliyorum. O zaman da biliyordum da bir challenge peşinde miydim acaba diye düşünüyor, emin olamıyorum. Bizimki beni görünce taş kesti. Bunca yıldır ancak Pürtelaş sokakta bir bekar evine çıkmayı mı becerdin, O’nun ailesinin yanında ben de komplekse girerim gibi bölük börçük şeyler söylediği kalmış aklımda o seanstan. Korkmayın bir daha aynı hatayı (ya da saçma cesareti mi demeliyim) yapmadım.

İkinci terapist hikayem babamın ”the iflas”ı sırasına denk geldi. Elinden kayıp gidenleri tutmak için çaba göstermesini beklediğim babam, depresyona girip herşeyi iyice salıverince kahramanlık yapmaya soyundum çünkü. Satabileceğim ne varsa sattım, evimi kapatıp onların yanına taşındım, borçları üsteledim (ve yıllarca ödedim), üstüne bir de nedense (ailesi varken bana ne oluyordu) maddi olarak destek olduğum yeni sevgilim de vardı. Tükenmiştim. Arkadaşımın uzaktan akrabası olan terapiste gitmeye başladım. Çok zaman geçmeden evime geri döndüm (sublet etmiştim), sevgiliyle ayrıldık. Terapistle ayrılasım yoktu, taa ki kendisi önce benden borç, sonra da bankadan alacağı borca kefil olmamı isteyinceye kadar.

Üçüncüyü geçip dördüncüye geleyim. Dördüncü terapistimle bol bol annem ve babam ile olan ilişkimi konuştuk zira bu defa ortalıkta bir sevgili yoktu. Mevzum daha zordu. Terketmekle bitecek bir ilişki değildi. Hocamı nasıl da annem, arkadaşlarımı nasıl da kardeşlerim yerine koyup, kendime hiçkimsenin haberinin olmadığı eziyetler çektirdiğimi anlamakta çok yardım etti bana. Sanırım içimdeki ilgiye ve sevgiye muhtaç çocuk ile bağ kurmama o vesile oldu. Onun yardımıyla, annesi tarafından üç yaşında terk edilmiş annemin ve dört erkek kardeşin üçüncüsü olan ve babasını genç yaşta kaybedip kardeşleriyle rekabet içinde büyüyen babamın çocuğu olmanın ruhumda açtığı yaraları gördüm. Henüz kendim doyamadığım ebeveynlerimi kardeşlerle paylaşmanın, daha beş yaşımda Edirne’den İstanbul’a otobüslere tek başıma konulup anneanneme postalanmaların acısını anladım. Derken bir onlayn seansa (korona gelip çatmıştı çünkü) on dakika geç kaldım ve aramama cevap vermedi. Anlayamadım, ofise on dakika geç kalsam kapıyı açmayacak mıydı yani? Skype’a da cevap vermesi gerekmez miydi? Bir sonraki seansı cenazesi olduğunu söyleyerek iptal etti. Bir sonraki seans için Caracas’ta sabahın köründe uyanıp ekran karşısındaki yerimi aldığımda bir aydır görüşmemiştik ve ona anlatacağım bir sürü şey vardı. Seansa başlamadan evvel Fatma hanım, dedi terapistim, size söylemem gerekenler var. Bebeğim iki yaşına geliyor, ev ortamında bakmakta zorlanıyorum artık. Bu sebeple terapi vermeyi sonlandırıyorum. Ben şok. Terkedilmiş hissettim. Terapiyi değil beni bırakıyormuş gibi hissettim. Aptal gibi hissettim. Bir de dünyanın bir ucundayım aksi gibi, boş bakışlarım ve kireç gibi suratımın sebebini soran ekibe terapistim beni bıraktı desem anlayacak bir ruh yok. Yani bazen olur ama o ekipte yok. Ağlaya ağlaya Pınar’ı aradığımı hatırlıyorum.

Bütün yaşananlara rağmen sangamu, terapinin işe yaradığını düşünmeyi bırakmadım. Terapi işe yarıyordu ama terapistler konusunda emin değildim. Emin olmak için beşinci bir terapiste gitmem, daha doğrusu gidememem gerekti. Çivi çiviyi söker diye mi düşündüm nedir, yeni bir terapist aramaya başladım. Ara ki bulasın. Tavsiyeler üzerine biri ile altı ay sonrası için sözleştik. Altı ay geçti, ofisini aradım, fiyatını öğrendim ve tuzlu buldum. Yine de tamam ben tarihi netleştirmek için bir iki güne arayayım sizi dedim. Kaç kere aradım bilmiyorum. Çok kere. Bir kaç hafta boyunca pek çok kere. Telefonu bir daha kimse açmadı. Bir terapist tarafından ”ghost” edilmediğim kalmıştı, da oldu.

Terapist hikayelerinizi okudukça içimde bir yer kaşınıyor 🙂 Keşke ben de güvende hissedeceğim ve destek alacağım bir terapiye başlasam yine diyorum. Hiç bir şey için değilse bile terapistlerimle yaşadığım bu sınır konusunu konuşmak için. Terapi işe yarıyor, hala değiştirmedim fikrimi fakat bir daha denemeye gücüm var mı emin değilim derken de işte bu yukarıdaki geçmiş yüzünden öyle diyorum. Terapistlerin bir kara defteri var da ona mı girdim acaba 🙂 Girmediysem de bu yazıdan sonra top ten’den girer miyim?

fatma-gün 23: terapi?” üzerine 26 yorum

  1. Eda S. dedi ki:

    Ah Fatma Hocam, ne çok kötü terapiste denk gelmişsin. Bu mecra gerçekten kötüye kullanılmaya çok müsait sanırım. Benim de ilk terapistimle berbat bir tecrübem oldu ve yıllarca babam öldüğünde bile direndim gitmedim bu yüzden. Şu anda nihayet iyisine rastlamış olduğum için önyargım kırıldı. Umarım karşına işini iyi yapan ve iyi niyetli bir terapist çıkar en kısa sürede. Ne zaman istersen benimkinin bilgilerini seve seve paylaşırım. ❤

    Liked by 2 people

    • fatma dedi ki:

      Beatrix’in ve tabii rolling stones’un da dediği gibi Edamu: you can’t always get what you want, but you always get what you need” 🙂 terapistlere kötü demeye de dilim varmıyor… benim ihtiyaçlarım değişince belki başka türlüsüne denk geleceğimdir 🤷🏻‍♀️ vermekten almaya geçmek lazımdır belki önce. Emin değilim ama böyle şeyler düşünüyorum.

      Liked by 3 people

  2. meltemkuttas dedi ki:

    Fatma Hocammm, bir sabah sizinle sabahın beşinde buluşup yoga yapmak istiyorum.. ❤️ Psikiyatrist size o kadar güvenmiş ki derdini tutabilecek kapasiteyi sizde görmüş, o kadar.. O ona da kalp denir

    Liked by 1 kişi

  3. busratasboga dedi ki:

    Ben de Meltem gibi düşünmüştüm okurken. Seni ilk gördüğüm anı hatılıyorum Fatma Hocam, Tiyatro Medresesi’nin bahçesinde. Sevgi dolu ve anlayışlı görünen bir yanın vardı, bir selamlaşma dışında sohbet etmemiş olsak da hemen kanım kaynamıştı❤️

    Liked by 5 people

  4. doakalolu dedi ki:

    Somatic Experience çalışan bir psikologla görüşmeyi denedin mi hiç? Bana çok yardımcı olduydu, özellikle konuşması zor konuları ele alış biçimi tam mantığıma yatan güvenlilikteydi lakin euro kuru fırlayınca online seanslara euro bazında ödeme yapmak zor gelmişti. Tekrar düzenli işe başlar da düzenli terapiyi karşılayabilecek bütçeye çıkarsam diye kenarda tutuyorum mail adresini 🙂

    Bu arada gelecek terapist(ler) için naçizane önerim: arkadaşını eşini dostunu şunu bunu tanıyanları geç. Kainat orada net anlatmış zaten, terapi kurallarının ilki ortak tanıdık olmaması. Bir de bir daha bir terapist seni bırakmaya yeltenirse sana başka bir terapist önermesini talep etme hakkına sahipsin, etik kuralları gereği sağlık çalışanları hasta/danışan kişiyi ancak başka bir profesyonele yönlendirerek bırakabilir. Bu etik kuralı çiğneyen birisini zaten bırak allahından bulsun……………

    Liked by 1 kişi

    • fatma dedi ki:

      Doğa, ben de aynını talep ettim son kadından ama sonra içimden gelmedi. Hatta böyle buz gibi kesemezsiniz dedim, devam seansları ile bitirmemiz lazım falan… o da zor durumdaydı belki, insan sonuçta ama yaptığını iş ahlakına aykırı buluyorum.
      Borç isteyen çok uzak bir tanışıklıktı ama haklısın. Dördüncüyü ararken bu konularda bilinçlenmiştim artık.
      Vallahi sonuçta böyle olacağı varmış diyorum, çok da uzatmıyorum. Eğlenceli bir tarafını bile görüyorum, o taraftan paylaşmak istedim aslında yazarken.
      Önerilerin ve desteğin için sağolasın. Somatik deneyimli biri de aklımda olsun. 🙏🏻

      Liked by 1 kişi

  5. Ayça Kamacıoğlu dedi ki:

    Fatmaji ❤️ Kah gülerek, kah içlenerek, daha daha nolmuş diye diye okudum. İnsan olmaktan sebep doğal yaralarımıza bu kadar ustaca dokunabildiğin için şu standup işini ele alasın tez zamanda.

    Liked by 4 people

  6. Felek dedi ki:

    Terapist ararken terapistin klinik psikoloji yüksek lisansı var mı diye bakmak hayat kurtarır (en makbulü klinik psikoloji doktorası olan birisiyle çalışmak). Hatta mümkünse Türkiye’de bir kaç tane ismi sayılı devlet üniversitesinin ve birkaç tane ismi bilinen özel üniversitenin klinik psikoloji yüksek lisansından mezun birisiyle çalışmak en iyi tercih olur (Boğaziçi, ODTÜ, Hacettepe, Ankara, Bilgi: bu üniversitedeki klinik Psikoloji lisansüstü programlar gayet iyi). Buralardan mezun olan kişiler etik mevzulara dikkatli kişiler olur çok büyük olasılıkla. Eğer bir psikanalist ararsanız bunun için Türkiye’deki yer alan birkaç tane Psikanaliz Derneğinin sayfasını inceleyebilirsiniz.

    Umarım sana yol aldıracak bir terapistle ya da bir psikanalistle çalışabilirsin ❤️

    Liked by 1 kişi

  7. pinarline dedi ki:

    Valla güldüm, gülünmez ama ben benimkilere de gülüyorum, sinirim bozuluyor. En süper koçlar, en iyi sipiritüel liderler, en deneyimli psikologlar.. Gel de bana sor ahahah.. Bir arkadaşım şey demişti bana herhalde sende bişi var insanların bir yerine basıyorsun ve kimseye bunları yapmazken sana yapıyorlar.. Neyse ki beraber basıyormuşuz.. Bilmiyorum ben terapiyi faydalı buluyorum, kesinlikle, bulmasam ne olacak zaten ama bi yere kadar faydalı buluyorum. Ya da çok hayati krizlerde faydalı buluyorum artık. Terapistlere ya da koçlara ya da işte herhangi bir rehberliğe soyunan herhangi birine güvenebilmem için bir başka hayatı beklemem gerekebilir. Ne yazık ki sadece bu başımıza gelenlerle sınırlı kalmıyor, insanların en mahrem hikayelerini ulu orta anlatanlara da denk geldiğim için beraber çalıştığım toplam 2 -iki- kişi var. Hayat altından kalkamayacağım büyük bir acı vermedikçe, terapist kapısı çalmaya çok mesafeliyim.

    Liked by 1 kişi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s