Pınar – Gün 23: Binlerce Dansöz Var

Siyah arka planda yanıp sönen sarı imleçe bakıp duruyorum. Sabahtan beri yaptığım işleri dizerek başlayabilirim yazıya. Ama son yazılar gösteriyor ki zaten böylesi benim için konfor merkezi, demek oluyor ki bir derinleşme, veya kendini ifşa etme korkusu peyda olmuş. Salt günceye dönüşmüş ortam. Gerçi biraz da zaman kısıtı ve ağrıyan gözlerin telaşı da etkili bunda.

Bana birden fazla okazyonda “içine bakmıyorsun” diyen hocalarım oldu. Şimdi bakınız bu büyük bir itham. Emma’nın Paşçimottanasana’da sırtıma oturup alnımı kavallarıma mimlediği, benim ha koptum ha kopucam dehşetiyle zangır zangır titrediğim ve o sıkışıklığa tahammül edemeyip sonunda onu sırtımdan attığım bir individual asana kursu sonrasında da söylenmişti. Pozdan çıkar çıkmaz bağıra bağıra ağlamamak için kendimi zor tutmuştum. Öyle bir ortamda ağlamak çok anti-yogaydı, büyük zayıflık olacaktı. Çıkışta merdivenlerde Defne Hoca’nın omzunda ağladığımı hatırlıyorum. Belki de Emma’nın eli ensemi zapturapta almışken ağlayabilseydim, içime biraz olsun bakmış, oradakileri görmüş ve kabul etmiş olacaktım.

Üstünden yıllar geçti. Artık ulu orta daha çok ağlıyorum. Korkmaktan daha az korkuyorum. Gıcık olduğum her şeyin içimde bir paydaşı, bir kalıntısı olduğunu biliyorum. Bazı insanlar için çekilmez olabileceğimi kabul ediyorum (vs halbuki ben iyi bir insanım neden bunlar hep benim başıma geliyor?) Limitli bir kapasitem olduğunu, herkesi memnun etme zorunluluğumun olmadığını, kimsenin de beni mutlu etme göreviyle bu dünyaya gelmediğini kabul ettim. 

Ha oldum mu? Olmadım. Hâlâ Roei gardırobun çekmecelerini ve kapılarını açık bıraktığında delirecek gibi oluyorum. (Biri daha vardı bu konuda dertli kimdi?) Islak havluların yüzey alanlarını maksimize edecek şekilde değil de üstünkörü asılarak kurumaya terk edilmesine gıcığım. Diş macunu başından ortasından sıkılmış umrumda değil, ama o diş fırçasını tezgahta değil bardağın içinde görmek istiyorum. Ailemizde para mal mülk vb gibi işlerin bir tuhaf (bkz yazar oto sansür uygulayarak aşırı genel bir sıfatla mevzuyu geçiştiriyor) idare edilmesini kabullenemiyorum. Anne olmaya dair inanılmaz büyük korkularım var, çocuğuyla bağ kuramayan bir anne olma potansiyeli boğazımdaki nefesi boğuyor. Bürokrasi gereken işlerde daima haksız ve üstüne üstlük suçlu bulunmak gibi bir fobim de var. Bugün bile adres beyanı için Türk konsolosluğuna gittiğimde yüzde yüz işler ters gidecek diye taşikardiye teslim olmuş bir fizyoloji mevcuttu içimde. Ne ters gidebilir allah aşkına? Deli miyim ben? Napalım, ben de bu cins bir deliyim. Listemi arşa kadar uzatabilirim.

Geçen derste hoca şöyle bir cümle kurdu. Yoga hayatım boyunca en en en çok duymak istediğim cümle olabilir. “Aydınlanmış kişiler öfkelenmiyor mu sanıyorsunuz?” Allahım, bir daha söyle. Aydınlanmış kişiler öfkelenmiyor mu sanıyorsunuz? O ana uygun düşen spontan tepki öfke ise, ne altını kısarak ne üstüne katarak, o tepkiyi yaşamak ve sonra önümüze bakmak.. İşte bu öfkeye övgüler dizerim. Masalara çıkar oynarım Pınarline gibi. Ve hatta dün derste konuştuğumuz dağlı nehirli koan’a bağlarım buradan.

Ben aydınlanma peşine düşmeden önce dağlar dağ, nehirler nehir idi.
Ben aydınlanma peşindeyken ne dağlar dağdı, ne nehirler nehir.
Ben aydınlığa erdikten sonra dağlar tekrar dağ oldu, ve nehirler tekrar nehir.

Bir Zen Koan’ı, tercümesini biraz değiştirdim.

23. günün gündemi işte bu minval sevgili sanghamu. Ha bu arada, inanilmaz iyi yazıyorsun sangha, senin kadar orijinal ve derinlikli yazamayacağım diye korkup tutuluyorum bazen inanır mısın? 💃🏻

Pınar – Gün 23: Binlerce Dansöz Var” üzerine 7 yorum

  1. pinarline dedi ki:

    Bürokrasi gereken işlerde daima haksız ve üstüne üstlük suçlu bulunmak fobisi, ne kadar tanıdık… Soluksuz okudum yine, sonra ödnüp tekrar tekrar sindire sindire okudum. Şüpheci ya da alaycı olmayan bir yerden soruyorum, kendi içimize bakamadığımız yerlerde, yerin hiç mi suçu yok ya? Tamam her şey benimle ilgili, Umut’un yazısındaki ilişkiler tespitine de katılıyorum ama karşımda biri içimi kurcuklamak için pusuda beklerken hop diye kendime bakamıyorum. Ben misafirlikte bile ilk bir saat diken üstünde otururum, değil ki birine güvenip onun yanında içime bakmak, bak dedikçe daha çok kapandığımı çok fark ettim. Sonra dedim ki bir dakika beni buna itmek yerine, kendiliğinden bağrına basan yerlerde galiba içime daha kolay bakıyorum. Bilmiyorum, belki kolaya kaçıyorum ama hırsızın hiç mi suçu yok?

    Beğen

  2. meltemkuttas dedi ki:

    Liste arşa uzansa ne olur ki, işte bu.. dökül gitsin ve dona geçmektense savaş halinde çıkması gereken düzene girer..Sitem kendini biliyor ve orada pankartı açıyor.. Ayrıca nirvanaya mı ulaşacağız, insanlık hali ve burada bazı sorunlar çözüm bekler, karşılıklı, ne güzel ifade etmişsin Pınar Hocam. Ve ayrıca Emma Hocayı biz görmeyelim, artık çekiçle mi düzeltmeye kalkar her bir yerlerimizi, bayağı tırstım. Ya çok çok sevgiler Pınar Hocam❤️✨

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s