Ayça – Gün 24: Sakin sabahtan kalanlar…

Döngümüzün gün sayısı ile miladi takvimin paralel gittiğini fark edince sevinen kaç kişiyiz? Yaaa işte her gün yazmassan böyle kestirme yollar ararsın Ayçaanım! Biz küçükken çocuk orucu diye bir şey vardı. Oruç tutmaya özenen çocuklar heveslerini alsın diye Ramazan ayının başında, ortasında ve sonunda birer gün yani 3 gün tut, sonuna bir sıfır ekle derlerdi. Etti mi sana 30! Benim yazılar da o hesap oldu.

Neyse, nerede kalmıştık. Diyordum ki Brahma Muhurta…hahahaha şaka şaka. Sanırım bu işlerin oldurtmayla olmadığını deneye yanıla idrak ettik. Arada yazmadığım günlerin bir kısmında kısa bir tatil yaptık ailecek. Yollara düşmeyi özlemişiz. Güneye yazın henüz gelmediği, karpuz kabuğunun suya düşmediği, sabah ve akşam sırtına bir hırka alma ihtiyacı hissettiğin günlerdi…Bu döngüye başlarken koyduğum niyetlerden birini gerçekleştirebildiğim için mutlu olduğum günler.

Denizin içinde olmak güzel, ama onu dışarıdan izlemesi ayrı keyifli. Uzun uzun, boş boş dalgaları, dalgalar dindiğinde dibindeki gailesiz yaşamı, basitçe olma halini izlemek hafifletti beni. Şimdi bir süre o anların meyvesini yiyorum. Öyle bir huşu hali değil üzerimdeki ama tatil öncesine göre biraz daha sakinim sanırım. Sepet boşalmaya yüz tutunca alo ETS?

Aslında bütün bu yaptığımız içsel çalışmalar, ETS’siz, tatilsiz kendi kendimizi şarj edebilmek için diye düşündüm şimdi yazarken. Her gün bir gıdım daha cana can katmak. Molaya, dış rahatlatıcılara ihtiyaç duymadan, olana sevinme, olmayana dertlenme hallerinde fazla da takılmamak…Devamında ne yazsam ahkam kesiyormuş gibi hissedeceğim için böylece kalsın, her okuyan kendinde titreştirdikleriyle okusun.

Kahvaltı günün en sevdiğim öğünü olmasına rağmen hafta içi bir an evvel güne karışmak telaşıyla normalde mutfakta yer geçerim. Ama bu sabah yoga sonrası içimden geldi, kendime özene bezene bir kahvaltı tepsisi hazırladım. Sadece içeriğine değil, sunumuna da özendim. Taze yıkanmış rokalar, salatalık dilimleri, kızarmış ekmek, çay…Midemle birlikte gözümü, gönlümü de besleyeyim istedim. Üşenmedim, her şeyi terasa taşıdım. Telefonu da içeride sessizde bıraktım. Yeni diktiğimiz çiçeklere baka baka kendime kısa bir keyif zamanı yarattım. Bunu daha sık kendime hediye etmeyi diledim…

Buradan daha fazla romantizme bağlamadan bitireyim sangacım. Benden uzun yazılar çıkmıyor zaten. (Nedenini ayrı bir yazıda irdeler miyiz dersiniz?) 29’a az kala her gün azar azar yazarım. Öperim.

Kahvaltıma eşlik eden minnaklardan biri…

Ayça – Gün 24: Sakin sabahtan kalanlar…” üzerine 8 yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s