Eda – Gün 24: Geç Kalan

Sevgili Sangha,

Bazı duyguları ancak başka birisi yazınca adlandırabiliyorum, “hah işte bendeki de bu” diyorum. Yazdıklarınızdan ilham alıyorum dediğimde demek istediğim aslında ben de Aynur’un yazdığı gibi bazılarınız gibi içimi açabilmeyi çok isterdim. Sorun şu ki bazı şeyleri kendime bile söylemem, söylemek istemem, anlatmayı hiç istemem. Terapistime de zamanı gelirse, ya da beni bir köşeye sıkıştırırsa çıtlatırım.

Kendimizle ilgili bazı şeyleri sorgulamadan kabul ederiz ya hani. Mesela benim Gaziantep’i sevmeyişim gibi. Ben Gaziantep doğumluyum. 4 yaşımdayken Mersin’e taşınmışız ve orada büyüdüm. Babam Gaziantepli. Üniversiteyi bitirdikten sonra bir 4 yıl da iş dolayısıyla yaşadım Gaziantep’te. Sonra İstanbul’a geldim. Geliş o geliş. Bugün Gaziantep’te çekilen diziler ile ilgili bir yazı yazdım. Ve fark ettim ki o kadar da sevmiyor değilim. Bayağı övüyorum çatır çatır.

Ama zihnime öyle kazımışım. Sevmiyorum diye. Nesini? Uzun uzun düşününce, yazıyı yazarken ve bitirdikten sonra, bir takım anılar, iş stresi, İstanbul’a gelme isteği, karşıma çıkan bazı gereksiz insanlar. E bu kadar mı? Kazdıkça geliyor bir şeyler, ve evet sonuç: ailesi babamı üzdüğü için sevmiyorum Gaziantep’i. Rahmetli severdi memleketini ama bir keresinde sinirliyken Antepli’nin iliğini sıksan içinden b*k çıkar demişti (sanghamızda memleketlim varsa alınmasın rahmetliye, canı çok sıkılmıştı). Küfürlü konuşmazdı babam. Ailesiyle ilgili geçmişte içerlediği şeyler olduğunu bilirdim, kendisi anlatmazdı, annem anlatmıştı.

Bu geç kalan bir farkındalık olsun, ana babamızın yüklerini taşımayı bırakmak kolay değil. Ben farkında bile değildim yakın zamana kadar taşıdığım bazı yüklerin. Bunu da bugün fark ettim. Ben Gaziantep’i sevmiyor değilmişim. Oh neyse. Rahmetli babam o cümleyi söylerken bunca yıl hatırlayacağımı nereden bilsin? Halbuki kendisi çok severdi Antep’i, beni bakırcılar çarşısında kapkara bir mermer üzerinde katmer yapan bir yere götürmüştü, tadını hiç unutmam. Şimdi tam keme kebabı mevsimidir derim her Nisan’da babamın çok sevdiğini ve Antepliler dışında kimsenin kemenin ne olduğunu bilmediğini düşünerek. (Bir çeşit mantardır). Bugün bu satırlarla ben de o da azad olalım kendisinin çocukluk ve gençlik travmasından. Amin. Annemden kalan travma da başka bir yazının konusu olsun. 🙂

Geç kalan farkındalık demişken, Pınar Hoca’nın dün akşamki dersindeki regli konuşmalarından sonra sağlık uygulamama baktım 2 haftayı geçmiş hala regl olmamışım. Uzun süren PMS modum ondanmış. Ben kendisine hiç içerlemem geldiği için, neden kaçtı gitti anlamış değilim. Bu sabah vücudumda o kadar çok ağrıyla uyandım ki! Başımı döndürünce vertigo olacağım korkusundan sırtım kütük gibi olmuş. Dil temizliği ve udiyanalar sonrası akşam yaparım yogamı diyerek kaytardım. Ama hiç değilse sipariş edilen yazıyı bitirdim. Antep’e manevi borcumu ödedim. Yani bugün yaşasın uykudan önce yogası diyeceğim. Ama söz, yarın sabah bol bol çöküp kalkmalı bir sadhana ile davet edeceğim geç kalan çadırı. İnşallah gelir. Çok sevgi, bol selam. Yazı karnınızı falan acıktırdıysa çok özür.

Eda – Gün 24: Geç Kalan” üzerine 3 yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s