Alican – Gün 25 “Ömür Boyu..”

Adaya taşınma kararımızı pek destekleyen olmamıştı.. 

Gitmesi gelmesi zor olur…

Kışları çok soğuk olur…

Barı, cafesi, marketi az olur…

Okul işini ne yapacaksınız…

Adaya eşyaları taşıtmak işkence olur…

Hastane var mı?.. Tam teşekküllü mü?.. Doğumda ne yapacaksınız?..

Adadaki ev sahibimiz yaz kış oturmak istediğimizi ilk duyduğunda birkaç saniye Fatoş’la beni baştan aşağı süzüp, “Gerçekten o kadar bohem misiniz?” diye sormuştu. Biz bir bilsek demiştim içimden neyden ne kadar olduğumuzu..

Fatoş’la taşınmaya karar vermiş, artıları eksileri kafamızda tartmıştık. Çok fazla belirsizlik vardı. Belli olan tek şey kolay olmayacağıydı. Hani bazen içinden aslında ne yapacağını zaten bilirsin de sanki içinle dışın birbirlerini anlayana kadar tartmaya, konuşmaya devam edersin ya bizimki de o hesaptı. Pandeminin başları, Fatoş hamile, ekonomik belirsizlikler, duygusal çalkantılar, iki kedi, bir yetişkin, bir büyüyemeyen, neyse ki çok eşyamız yok ama piyano var. Öyle masa, sandalye taşıtır gibi taşıtamıyorsun..

Nakliye ayarla.. Günü belirle.. Defalarca taşınmış olmaktan kalan kolileri çıkart.. Eşyaları topla.. Paketle.. Adaya nakliye arabasının girebilmesi için belediyeyi ara.. İzin al.. Pandemiden dolayı izin vermiyorlar.. Durumu anlat.. Tekrar anlat.. Bir daha anlat.. İçine kız.. İçine bağır.. Nazikçe tekrar anlat.. Piyano için ayrı nakliyeyle süreci tekrar et.. 

Ada evimizdeki ilk gece.. Komşuluğun ne demek olduğunu bize öğreten iki can insan çorba yapıp getirdi. Gastronomide ulaşılamayacak lezzetlerden biri bu olsa gerek.. Düşünülmüş ve değer verilmiş olmak.. 

O gece balkondan gökyüzündeki yıldızlara bakarken.. yıldızların az aşağısında, karşı kıyıya.. sahil boyunca uzanan şehir ışıklarına.. önümde uzanan denizin karanlığına.. iskeleden az önce ayrılan vapurun turuncu şeritli beyaz siyah bacasına.. şehirle aramıza koyduğumuz mesafeye.. Yalnızız demiştim.. Ne güzel.. Kaptan duymuş muydu acaba.. Rüzgar taşımış mıydı şarkımı bir fısıltı gibi.. Yalnızlık.. Ömür boyu..

Bu sabah.. Güneş.. Kuş cıvıltıları.. Dizimdeki nahoşluk devam ama dünkü kadar kötü değil.. El yüz.. Dil diş.. Kedilerin maması.. Kedilerin suyu.. Mutfağın çöpü.. Tuvaletin çöpü.. Kedilerin kumu.. Balkon.. Kahve.. Ozan.. Kahvaltı.. “Süt nerde?” “İçinde.” “Nerde?” “…”

Ozan’ın aşı günü.. Fatoş “Birlikte götürelim.” “Götürelim.” Elimde Ozan’ın çorabı.. Fatoş’un elinde eşofmanı.. Ozan bir ateş topu.. Ozan bir nükleer santral.. Ozan bir hadron çarpıştırıcısı..

Boy 89.. Baş çeperi 46.. Kilo 11.. Hemşire: “Cümle kurabiliyor mu?” Fatoş: “Uzun cümleler kurabiliyor.” Alican içinden: “Hiç susmuyor.” Hemşire: “İyi.”

“Siz kollarını tutun.. Bacaklar sabit lütfen..” Gözlerim Ozan’ın gözlerinde.. Güvendesin.. Hepsi senin iyiliğin için.. Ozan’ın Gözler Fatoş’un gözlere teslim.. Benim gözler hemşirenin eline.. İğnenin bacağa girişi.. Baba yüreği bin parçaya bölün.. Soğuk kan kolları tutmaya devam et.. Hemşirenin eli hafif.. Ozan ağlamıyor.. Hemşirenin asistanından bir maşallah.. “Pek sakin çocuk..”

Eve dönüş yolu.. “Anne bu ne?” “Yara bandı.” “Çöpe atalım.” “Atalım.” “Burda biraz oturalım.” “Oturalım.” “Baba sen oturma.” “Tamam.” Sırıtarak “Otur.” “…”

Ozan.. Oyun grubu.. Balkon.. Blog yazıları..

Tansel’in yazısı.. Depreşen çocukluk anıları.. Arkeoloji Müzesi.. Heykelleri, resimleri, bahçesi.. Vitrinlere koydukları binlerce yıllık eşyaların açıklamalarını okuyup gülerdik arkadaşımla.. “M.Ö. 2700 – Sümerlerden kalma bir oyuncak..” Nerden biliyorlar oyuncak olduğunu diye sorardık birbirimize.. Belki oyuncak değildi.. Belki tapıyorlardı bu minik heykelciğe.. Kim bilir..

Ayça’nın yazısı.. Harika bir tavsiye.. Hazır evde kimse de yok.. Yüksek sesle eşlik eder söylerim ben de şarkıyı dedim.. Bastım play tuşuna.. Intro bitip şarkının sözleri başlayınca dinledim sadece.. Sözlerimi geri alamam.. Yazdığımı yeniden yazamam.. Çaldığımı baştan çalamam.. Bir daha geri dönemem.. Dudaklarımda tebessüm, gözlerimde yaş.. Güya bağıra bağıra eşlik edecektim.. E şimdi hal böyleyse zorlamak olur mu.. Devam ettim dinlemeye.. Akıyorsa gözyaşım kurumasın.. Coşup seven gönlümse durmasın.. Dost bildik anılarım çağırmasın.. Bir daha geri dönemem..

Dinlerken bir sahne canlandı gözümün önünde.. Ayça sahnede şarkıyı söylemeye başlıyor.. Defne sahneye atlayıp Ayça’ya eşlik etmeye başlıyor.. Hiçbir kere hayat bayram olmadı ya da.. Her nefes alışımız bayramdı.. Bir umuttu yaşatan insanı.. Aldım elime sazımı.. Sahnenin kenarından Pınar elinde mikrofon yavaşça yaklaşıyor.. Yine aşınca çayın suyu boyunu.. Belki yeniden karşıma çıkacaksın.. Göz göze durup bakınca göreceğiz..Neyiz? Ve nerelerdeyiz?.. Bilemiyoruz.. Sahnenin diğer yanında bekleyen Fatma mikrofona bağırıyor.. ŞİMDİİİ.. Hep birlikte eşlik ediyoruz.. Sözlerimi geri alamam.. Yazdığımı yeniden yazamam.. Çaldığımı baştan çalamam.. Bir daha geri dönemem.. Tansel sahnenin arkasındaki dev tuvale resimler çiziyor.. Aziz ses mikserinin arkasında, bir elinde bira diğer eli sahneye doğru.. Baş parmağı havada.. Bas gitardaki Gülçin mi?.. Akıyorsa göz yaşım kurumasın.. Coşup seven gönlümse durmasın.. Dost bildik anılar çağırmasın.. Bir daha geri dönemem..

Göz göze durup bakınca göreceğiz..

Neyiz ve nerelerdeyiz..

Eskiz Defteri

Alican, Büyükada 2022

Alican – Gün 25 “Ömür Boyu..”” üzerine 5 yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s