Gizem — Gün 25: MOSI, the FIRST BORN CHILD

Bugün, mesajlarıma dönmeyen terapistim yerine sizinle paylaşayım diye oturdum başına bilgisayarımın. İçinizi karartmam umarım. Yazmayacaktım ama biri beni duymazsa, kalbime dokunmazsa olmayacak. Paylaşabileceğim birileri var aslında, ama genelde de böyleyimdir, mevzu derinse paylaşmam. Derinliğinde birlikte yüzebileceğim insanlar olduğunuzu bildiğim içindir belki.

Birkaçgündürortalıktayokum. Üç gün oldu. Yokum. Sabahları uyandıktan sonra yarım saat kadarını suçiye, ısınmaya, yeşim hanıma ve ılınmaya ayırdım. Biraz da öylece oturdum. Öylece. Birkaç da ses kaydı yaptım, utanmıyor olsaydım onları da buradan paylaşırdım. Otururken öylece, genelde kuvvetli bir akış sonrası, ritim benimleyse, içimden o anda çıkan, birkaç kelimeyi ya da heceyi kaydettiğim ses kayıtları. Türkçe mantralarım.

Terapi demiştim. Ben ortalıktan kaybolmadan önce, çok sevdiğim birinin ileri evre, tedavisiz bir yola girdiğini öğrenmiştim. Sinirlendim. Sonra hiçbir şey hissedemedim. Sinir üzüntüye dönüşünce boşluk da yerini aldı içimde. Yıllarca bu alanda çalıştığım için, çok şey bildiğim sanıldı ama ben doktorunu teyit edebildim sadece. Bir de doktora tezim tam olarak bu konu üzerine olduğu, ve o yıllara eş zamanlı, başka bir tanıdığımın aynı süreçten geçişine birebir tanık olduğum için paylaşmanın çok önemli olduğunu düşündüğüm tek şey üzerine odaklandım. Pozitif ol! Ve dedim ki: Yap bana bir liste hemen. Küçükken sen de dalmak istiyor muydun Şarm El-Şeyh’te? Öyle bir şey hatırlıyorum sanki. Ve konuşmamız biraz daha böyle gitti.

Bense içime kapandım. Yoga notlarımı aldığım ilk defterimi açtım. O zamanlar bol bol teori dersi de yapıyorduk, baya notum varmış. İhtiyacım olanlar gözüme hemen ilişiverdi. Ya da benim anladıklarımla süzülüverdi içeriye. Birinde epey düşündüm; evrenin işleyişini kendi vücudumuzda tecrübe ediyoruz.. Ve ben bu değişim sürecinde, artık neleri doğru yaptıysam üzüldüğümde ağlayabiliyorum. Ağladıkça rahatlıyorum. Ve orada da, yapabileceğim bir şey yoksa, daha fazla durmuyorum. Kabulleniş.. Olabilir mi? Balakrama’yı başarıyla geçmişim denebilir mi? (bu da notlarımdaydı)

Pozitif yaklaşmak hayata. Umutlu olmak. Listede her ne varsa onları yerine getirip bir çizik atmak. En tepede. Çıkış noktası olmayan şeylerde. Gerçi çıkış noktası nedir, o apayrı bir konu ama işte bu noktada herkesin burada bir görevi var diyorum kendime ve kabullenişe geçiyorum. Bu kabullenişin ertesi günü, kendi listemdeki, en uç şey değil belki ama, bir şeyin üzerine çizik attım. İki günümü seramik yapan bir arkadaşımın evinde geçirdim. Hem yalnız değildim, hem de adını Mosi koyduğum (Svahili dilinde doğan ilk çocuğa verilen bir isimmiş), bir maskem oldu artık benim. Ellerimle yaptım. Pişince de duvarıma asacağım.

İyi ki varsınız 🌿

Not: Günün bundan sonrasını, kedilerle koltukta yayılarak, size ayırmaya niyet ettim. Aldım elime yeşil çayımı ve başlıyorum okuyamadığım yazılarınızı okumaya. Amin.

Tanıştırayım. Mosi!
Reklam

Gizem — Gün 25: MOSI, the FIRST BORN CHILD” üzerine 10 yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s