Nilüfer – Gün 25: Cup-Cup

Yazmadın Nilüfer günlerdir, neden yazmadın? (kendine adıyla hitap edenler)

  • Bilmem, içimde yoktu pek.
  • Vakitsizlikten. Günün telaşesine kapılıp gitmekten.
  • Zihnim havada uçuşan bir balonken neyi nereden çekip alıp yazıya dönüştüreceğimi bilemediğimden.
  • Aksilikler oldu irili ufaklı. Buraya akıtmak istemedim zihnimdeki kirleri.
  • Bilemediğimden, bir şeyleri. Hiçbir şeyi.

Deniz, rüzgar ve güneş insanlığa çalışıyor bugün. Bodrum semalarındayım. Ortam sıcaklığıyla vücut sıcaklığı dans ediyor. Hep bu havalarda yaşamayı hayal ederim. Yakmasın, dondurmasın, ılık ılık üflesin tenime hava efendimiz. Suyun içinde esen serin rüzgar ara ara yokluyor. İyi geliyor. Denizin kıyısında cıpcıplayan bebe “allahuekber” nidalarıyla koşturuyor, 2-3 yaşındaki bir zihin bu nidadan nasıl bir zevk alıyor? Minik bir french bulldog bebeyi kovalıyor. Çocuk çığlık çığlığa ağlıyor. Bulldogun kadın-ebeveyni erkeğe önce sen denize gir diyor, köpeğin ortalığı daha çok karıştıracağından endişeli, anne yüreği ve endişeleri.

Kısa kısa, sık sık denizler. Havanın 30 derecelere varmasına kalmış 2-3 santigrat. Cup-cup. Kremlen, güneşlen, yüz. Hiç sıkılmayacağım bir tekrar. Güneş, hava, su. Kum sıcak. Bu kuma sarılırım ben. Varsın yaksın. tüm elementler birbiriyle böyle uyumluyken ayaklarım yansa ne?

İki deniz arası kontrol edilen mailler, WhatsApp mesajları. Amy Winehouse olmayan biri arkada Back to Black söylüyor. Buzlu bardakta bira içiyorum, bardak 5 dakikada ılığa dönüyor. Olsun. Canı sağolsun. Şimdi tekrar denize; gözler kapalı, sırt üstü gündüz düşlerine. Bakalım bakalım deniz bugün neler anlatıyor. Çıkışında ağıza atılan patates kızartması. Denizden çıkınca ağzına attığın ilk katı/sıvı gıda nasıl bu kadar lezzetli oluyor?

Büyüyemeyenler iki solukta bitti. Sonu buraya kısmetmiş. Kitabın bende kalan en derin izi yıllar geçip de anne-baba evine ayak basılan o an. 2 yaz önce bir süreliğine yaşadığım hikayeler bambaşka bir tezahürle karşımda. Derinlerde boğulmak, 1000 arpa boyu yol alırken aslında toplamda pek de ilerlememek, büyüyememek ve aslında büyüyememeyi seçmiş olmak. Biteviye kelimesini seçip alıyorum kelimelerin içinden kişisel sözlüğüme. Daha önce duymadığım, şimdi çok hoşlandığım. Danişmend’in Bin Doz Öfke şarkısını dinliyorum bir tur size yazarken. Ne çok dinliyordum 10+ sene öncesi bir zamanda. Zaman neydi, derdim neydi, neler düşündüm dinlerken? O zamanlar Spotify yoktu sanki ortalıkta, Youtube’dan mı dinlerdim yoksa mp3’ünü mü indirmiştim. mp3 ne zamandı? Yan şezlongda uzanan arkadaşıma teslim ediyorum kitabı. Artık senindir. Oku ve devret bir başkasına, artık şartlar nasıl el verirse.

Aklında cevaptan çok soru olan bir ben var benden içeri. Anlamaya ve anlatmaya iletişim kanallarımın el vermediği, yol arkadaşım, en büyük sorum ise; benden ne olur?

Reklam

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s