Tansel; Gün 25

Selam sanga,

Bugünün yogası “olmayınca olmuyor” yogasıydı. Zihin gerçekten hiç susmadı, ama hiç. Olmayınca olmuyor dedim. Ama olmamasının ardında, “neyi görmek istemiyorsun, hiç kıyısına bile uğramak istemediğin nedir, nedir bu gayret azim be kardeşim?” sorusunu da sordum. Cevap yok. Daha doğrusu cevap sıkıntı, arkasından öfke ve her şeyi olumsuz algılama hali. 

Aslında sebebi biliyorum ya da tahmin ediyorum diyeyim. Ataklar halinde beni ziyaret eden kaygı bulutu. Bazen sevdiğimin, bazen de benim başıma kötü bir şey geleceği korkusu bu. Pandemide teşrif ettiler kendileri. Bir çok insanın da bundan muzdarip olduğunu tahmin ettiğim, (daha önce de size bahsettim sanki) kollektif bir ruh halinin bendeki kısmı. Giderek daha baş edebildiğim bir durum. Ancak bu konuda o kadar haber, belirti, ima kovalayan bir zihin ki, gerekli doneyi bulduğunda hemen tetiklenen bir duyguyu yaratıyor. Onu bütün gün minik bir öküz olarak göğsümde gezdiriyorum. Günün içinde yaşanan keyifli anları bile ifadesiz, duygusuz geçiriyorum. İçimdeki o korku duygusunu baskılamak için neşeyi ve keyfi de yaşamamayı seçiyorum bilinçsiz olarak.

Bugün bir ara artık sesli konuştum kendimle, dedim ki; bu gerçek değil, bu bir düşünce ve sen onun gerçek olması korkusu ile ona kehanet muamelesi yapıyorsun. Vazgeç bundan.. Olmayınca olmuyor.. Şu saatlerde biraz hafifler gibi oldu da yazmaya başladım, yazarak sağaltmaya çalışıyorum bu hali. İşe de yarıyor sanki.

Her an benim veya yakınlarımın başına bir şey gelebilir,, gelmeyebilir de. Bununla anlaşma sağlamam, bunu bir hakikat olarak kabul etmem en iyisi. Geldiği zaman ne olacaksa o olacak, gelmiyorsa da gelmemiş olacak. Öncesinde bunu düşünmemin olacak olana her hangi bir etkisi yok. Bir şekilde kontrol edebileceğim düşüncesi bir yanılsama. Ama korkuyor muyum, evet korkuyorum. O zaman korkuma bakma zamanı, bakabildiğimce. Bunları yazmak bile, bakmaktan kaçmak gibi. O zaman korkuma bakma zamanı..

Nerede dünkü ben, nerede bugünkü ben? Hepsi zihnimin içinde muhtemelen. Hepsi geçiyor, sıkıntı da, neşe de.. Umarım kabul ve ona bağlı mutluluk daim olur hepimiz için.

Sevgiyle sangacım,

Tansel; Gün 25” üzerine 4 yorum

  1. Felek dedi ki:

    Kendi kendime sesli konuşma en sevdiğim konuşma türüdür. Bu yolla epey ikna edebiliyorum kendimi sanki. Benim kendi kendime sesli konuşmalarım youtube’daki motivasyon konuşmaları gibi oluyor bu arada; baya ikna edici oluyor yani 😊

    Liked by 5 people

  2. aynuryilmaz dedi ki:

    Bendeki kaygı bulutu artık karakterimin bir parçası olmuş gibi, hatta dozunun fazla olduğunu 35 lerimde idrak ettim. Hep öyle yaşayagelmişim. O yüzden belki bir nebze de olsa iyi hissettirir diye ses vermek istedim. Böyle zamanlarda içinde kaybolmamayı ve kendime de iyi davranmayı başarabilirsem; kaygının asılsız olduğuna kendimi ikna etmeye çalışmaktansa, “iyi” hissetme halimi -ya da yaşama sevincimi de diyebiliriz- güçlendirmenin iyi geldiğini deneyimledim. Ben de bu bu dans etmek; bir atak anında beni iyi hissettiren birilerini görmek, belki dojoya erken gitmek ya da açık havada yürümek vs. oluyor. Sonrasında biraz daha güçlü, kabullenici ve “makul” hissedebiliyorum.

    Liked by 2 people

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s