Alican – Gün 26 “Edebiyat Siz Yoganızı Yaparken Başınıza Gelenlerdir – Bölüm 1: Ben Neden Cihangir’deyim?”

Şehir günü.. Bu sefer daha erken kalkmayı başardık.. Ozan hala derin uykuda.. Ozan.. hadi uyan.. Neneyle Dede Kabataş’ta bekliyorlar.. Üç gün üst üste şehre gitmek yormuş.. Nene Dede vaadi bile her zamanki ivmeyi vermiyor.. 

İskeleye inen merdivenler.. Sabah güneşi.. Vapur yanaşıyor.. Tanıdık simalar iniyor.. Tanıdık simalar biniyor.. Kafeteryanın yanındaki koltuklar kapılmış.. Ozan’a günaydın diyenlerin sayısı artmış.. Kahve.. Sabah kahvaltısı.. Ceviz.. Hurma.. Kuru kayısı..

Vapur arkadaşlarından biri.. Perşembe ritüeli.. Cumhuriyet Kitap Ekini kucağıma bırakıyor.. Henüz kitap okuduğunu görmedim ama kitap okuyan insan seviyor.. Ya da sadece memnun etmeyi.. Düşünme.. Teşekkür et.. Sayfaları tara.. “Okumak Nefes almaktır” çok klişe.. “Bazen çocuk öyküleri büyük sözlerinin ötesine geçer”.. İlginç ama içim dışım çocuk öyküleri.. Geç.. “Kafamızın İçinde Büyüleyici Bir Yolculuk”.. Kafanın içindeyse almayayım.. “Varoluşun teknolojiyle karanlık aşkı!”.. Gözüm alttaki kitabın fotoğrafına kaydı.. “Bir Yolculuk Hikayesi”.. Flashback: Üniversitede, “’Yol Filmleri’ diye bir janr/tür var mıdır yoksa her film zaten bir yol/yolculuk anlattığı için böyle isimlendirmek saçma mıdır?” diye soran Ahmet hocamızın, tatlı tatlı konuşurken, göğsünün hemen altında birbirine dokunmadan bobin saran parmakları.. Bazen o kadar uzun süre sarardı ki bobinleri parmakları bu sefer deyecek, bu sefer kesin deyecek diye bakmaktan ne anlattığını kaçırırdım.. “Bir Yolculuk Hikayesi” deyip kapağı Fatoş’a gösterdim.. “Yol Filmleri” gibi dedi.. Gülüşmeler..

Kitap ekinin bu sabah bana hitap etmediğini düşünmeye başlamışken bir başlık dikkatimi çekti.. “Okumak yazmak üzerine aforizmalar (VI).. Feridun Andaç, Okuma Penceresi’nde altıncı bölüme gelmiş.. Adamdaki sabra bak.. Üşenmemiş altı sayıdır okumak yazmak üzerine aforizmalar derleyip yazıyor.. Ya da konu bulamadı herhalde.. Yazıyı okumakla okumamak arasında zihnimdeki seslere dalmışken, başlığın hemen altındaki siyah beyaz bir çift göz beni sessizliğe davet etti.. Jack London.. Arkasında orman.. Önünde yazı masası.. sanki yazıyormuş gibi duruyor ama gözleri objektifte.. Henüz, “haberim yokmuş gibi çek,” başlamamış.. Daha saf daha naif bir zamandan kalma.. Ne alakası var.. O zamanları saf ve naif bulan senin kafan.. Neyse ne işte.. Saf, naif, vahşi, kaba, kibar.. Her neyse beni çeken bir şey var burda..

87/ Yazma Düşüncesi.. (87 mi?!.. Feridun epey kaptırmış kendini bu aforizma işine..)

Jack: “Var olduğum için yazıyorum! Bunu başka nasıl açıklayabilirim..”

Alican: “Boş ver be Jack.. İlla açıklaman mı gerekiyor?”

 …

Jack: “Hayatın tözüne oradan bakıyorum. Yazmak için sürekli bir nedeni vardır yazan kişinin. Gördüğü, hissettiği, gözlemleyip düşündüğü her bir şey yazma nedenidir.”

Alican: “Jack iyi hoş dedin de bizimki edebiyat değil yoga bloğu.. Biz ‘neden’ci değil ‘nasıl’cıyız..”

Jack: “Yazmak için çok büyük şeyler gerekmiyor. Ne yaşadığınızı yazıyorsunuz ne de yazdığınızı yaşıyorsunuz! Bu ikilemi aşmak için yazdığımı bile söyleyebilirim.”

Alican: “Aaa.. Defne de Kurmacastana’da hep söylerdi.. ‘Unutmayın.. Siz yazdıklarınız değilsiniz..’”

Ozan’a bakma sırası bende.. Burgaz’a yaklaşmışız.. Rabia birazdan gelir.. Belki Fatoş’la aynı anda kitap bile okuyabiliriz.. Rabia geldi.. Hep birlikte vapurun ön tarafındaki açık alandayız.. Ozan kargalara simit vermek istiyor.. Balıklara tost ekmeği atmak istiyor.. Bu sabah Ozan babacı.. Ne Fatoş’la ince eleyip sık dokuduğumuz şiftlerimiz ne de Rabia fayda etmiyor.. Kitabı baba okusun.. Simidi baba atsın.. Babayla gezelim.. Baba su vey.. Fatoş imdadıma yetişiyor.. Tostoraman’ı iki kere okuyup.. Demirlerin üzerine kargalar için simitler dizdikten ve iki kere oyun parkına gitme bahanesiyle içeri girip defalarca merdivenleri inip çıktıktan sonra Ozan: “Anneye gidelim.” “Gidelim.” “Baba sen ne yaptın?” “Ne yaptım?” “Kargalara simit verdin.” “Birlikte verdik.” “Ne verdik?” “Simit verdik.” “Karabatak denize daldı göydün mü.. oyda oydaa..” “…”

Rooney.. Güzel Dünya, Neredesin?.. Bir el yanımda Ozan düşmesin diye sırtında.. Diğer elim kitapta.. İki bölüm iki bölümdür.. Hızlı temposuyla hemen aldı içine.. Kabataş’a yaklaştık bile.. Ozan’ı giydir.. Ozan’ı hazırla.. İskele.. Ozan Nene Dedeye.. Vapur arkadaşları işe.. Fatoş Üniversiteye.. Öpücük.. Kendini çok yorma..

Yayınevine gitmem lazım.. Birikmiş işler.. atılması gereken mailler.. aranması gereken kimseler var.. Muhasebeciye uğramam lazım.. Konuşulması gereken meseleler.. teslim edilmesi gereken evraklar.. yapılması gereken planlar var.. Peki birine gitmek için tramvaya diğerine gitmek için metroya binmiş olmam gerekirken.. Ben neden Cihangir’deyim?.. 

Devamı yarın..

Eskiz Defteri

Alican, Büyükada 2022

Alican – Gün 26 “Edebiyat Siz Yoganızı Yaparken Başınıza Gelenlerdir – Bölüm 1: Ben Neden Cihangir’deyim?”” üzerine 5 yorum

  1. doakalolu dedi ki:

    „Biz ‘neden’ci değil ‘nasıl’cıyız..”

    ‘Nasıl’ı yüzünden kaybım çoktur. İtirazım var Ali Efendi. Biçim ve üslup beni yaraladı, şimdi bu yarayla nasıl’ı takıntı haline gelip diğer yanlarımı yaralıyor. İtirazım var.

    Bırakmak istiyorum, “neden” ve “nasıl”ı değil, “ne”yi sorgulamak istiyorum! Mümkün müdür? Bir yola çıkılır mı bu soruyla? Parmaklarım birbirine dokunmadan bobin sarabilir miyim ben de? Sahi, neden Cihangir’desin?

    Liked by 1 kişi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s