Derya – Gün 26: Gerçek 25 – Bu Tıpkı..

Bu tıpkı.. Göğsüme bastırıp sırtımı çökerten, omuzlarımı kollarımı çevreleyen bu ağır his tıpkı..

Tıpkı seneler önce gel gel gel diyip, düzenimi değişmeye türlü vaatlerle, seviyorumlarla ikna edip, kısa zaman sonra damdan düşercesine git git git, ben bunu eski nişanlıma yapamam, sen git, diyen adamın yarattığı (sonrası ağır depresyona dönüşen, şimdi böyle olmayacağını bildiğim) hisse benziyor.

Yaralı bir hayvan nasıl tehlikeli olursa.. saldırırsa.. bağırır böğürür, kendini oradan oraya atar, yardım için bile yanına dahi yaklaştırmazsa.. İki gündür yaralı bir dişi canavarım. Evde bir şeyleri yumrukluyor, küfrediyor, durup durup ağlıyor, uyuyamıyor, kapalı mekana sığamıyor, dışarıyı istemiyor, bana ne iyi gelecek bilemiyor, bir ara durulup kal gelip öylece oturuyor, bitap düşüp yoruluyor, yorulunca da ağlıyor, sonra yine deliriyorum. İşte tüm bunlar tıpkı.. Tıpkı o.

Her zaman mümkün (allah muhafaza) bir cayma/ayrılma durumunun olabileceğini bile bile kendimce büyük, DEV bir cesaretle evimi ailemi öğrencilerimi kazancımı uğraşlarımı bırakıp.. ben geldim diye geldim. Gelmek istedim, istendim. Henüz tam alışamadığım bir mutfakta yemek yapıyor, kitaplarımı idareten koyduğum yeri beğenmedi diye mi bir kısmını aşağı koydu diye düşünüyor, bana ayırdığı rafa sığamayıp ortada kalan makyaj ve türlü bakım malzemelerim dağınık gözükmesin diye toplu bırakmaya çalışıyor, yerleşeyim ama adamın düzenini de bozmayayım diye uyanık duruyorum. Bunlar teferruat. Bütüne bakalım.

Bütündeki bu büyük, DEV düzen değiştirme adımının benim için zorluk ve öneminin anlaşılacağını umup her zamankinden fazla bir sıcaklık, ek bir güler yüz, ek bir mutluluk göreceğimi beklemişim. (Kendince iyi bir şey yapınca ödülünü bekleyen çocuk gibi. Hepimizin kodu bu değil mi?) Bir yıllık evli heyecansız çift yaşamına düştüm. Ama.. artık hep böyle mi olacak? Uzaklaşılıyor muyum? Sıradanlaştırılıyor muyum? Bu tıpkı.. Dur bakalım. Yok yok düzeldi. Hadi iyiyiz.. ohh şükür. (Yine de içte bir “acaba?” korkucuğu. Minik ama işte orada. Bir kez oldu ya..)

Tam oh be demişken, sonra zorunlu ayrışıklık. Ben fm’de kaldım. O şehir değiştirirken frekans da değiştirip am’e geçti. Arkadaşları, tanıdığı bir sürü tenisçisi, maçlar, sohbetler, eğlence, otel güneş çimen havuz – en sevdiği dünyasına girdi. Ben onun evinde kaldım.

O yokken yokluğu batar, evde kalmam diyordum ama bir doktor randevusu için beklemek icap etti. Mememden kan geldi, aman söyleyeyim bari. Bu yüzden korktum. Ailemde üç meme, altı kanser vakası olduğu, kuzenimle ben yaş ve dişilik itibariyle en risk altındakiler olduğumuz için. Anneannem 6 aydır Ankara’da tedavi görmekte olduğu için. 6 aydır aile gündemimizde bu konu olduğu için. Sebep lazım mı yaa, panikledim işte!

Belki çatlaktır, basit bir şeydir dediler ve muhtemelen öyledir ama panik her hücremi sardı. Kontrol edemedim. Ağladım ağladım. İlgi alaka merak bekledim. Sevgiliden. O am frekansında. Başka gezegende. Aradığınız kişi kapsama alanı dışında. Lütfen tekrar deneyiniz.

Bu tıpkı.. terk edilmeye benziyor. Öncelik verilmemeye. Sen evde bekle. Ben oynayıp gelicem. Meme korkusu bir yandan.. O an anlayamadığım, şimdi eşleştirebildiğim terk korkusu diğer yandan. İlla “seni ilelebet terk ediyorum!” şeklinde ilişki terki olması gerekmiyor. Zor bir durumun içinde yalnız bırakılmak da kısmi terk. Olanlar ve niyetler yıllar önceki ile (allah korusun) hiç aynı değil ama, bilinçaltı bunu o eski kod’a. Terk terk’tir diyor. Aynı devasa hayal kırıklığının filmini oynatıyor. Haliyle tepkilerim de aynı. İçimdeki yara aynı. Saldırma isteğim aynı. Sığamama aynı. Tehlikeliyim. Kendim için de tehlikeliyim. Yoruluyorum. Baş edemiyorum. Ama terk kodu kaynaklı hayal kırıklığım sağlık kaygımı aştı.

Bir ara hormonlarım mı bozuldu dedim. Tetkik yaptırayım. Enfeksiyon gibi bir şeyim vardı ama geçmişti, ondan mı dedim. Evet çok kızdım, çok üzüldüm, çok hayal kırıklığına uğradım ama.. beni de korkutan bu aşırı tepkiler nedendir dedim. Aşırı tepki hafif kalıyor. Yanımda olsa tırnaklarımı geçireceğim. Ayıp ayıp şeyler istiyorum. Bana o mutlu selfileri göndermesin, arka planda arkadaşları kuş sesleri, takımdaşları, sosyalleşmeleri.. görmeyeyim duymayayım istiyorum. Bize otelde yer yok denildiği için benim eşlik etmediğim turnuvada sevgili oraya varınca gayet yer olduğunu keşfettiğimiz andaki duygu kokteyl ve canavarlığımı hiç yazmayayım. Dünyayı yakabilirdim sanga. Öyle bir ateş.

Bu tıpkı terk edilmeye benziyor. Ama terk edilmedim. Seviliyorum. Biliyorum. Ne oldu peki? Aynı şehirde yaşayan iki insan olarak tanışsak, aşka düştük diye kendi düzenimizi bozmadan görüşsek sevişsek.. ben düzen bozdum diye yüksek beklentilere girmemiş olsam… Bu allahın belası turnuvaya beraber gitmiş olsak, bu kadar hayal kırıklığına uğrar mıydım?

Ya da meme kaygım ile tam da aynı gün sevgilinin top oyun havuzuna düşmüş çocuk misali mutluluktan beni gün boyu unutturacak allahın belası turnuvası olmasa.. ya da tabii ki tam tersi — Yeter ki turnuvası olsun, beni de unutacaksa böyle güzel bir şeyden unutsun tabii ama ben aynı gün sağlık paniğimi yaşamasam.. bu his tetiklenmeyecek. Ama tetiklendi. Her şeyler (gezegenler de mi yoksa yahu?!) bir araya böyle geldi ve tetiklendi. Bunu dün akşam anladım. Defne hocanın “Just like when?” sorusunu okuyunca da aha dedim.

Bir arkadaşın yanlış önerisiyle düzgün düşünemeyip paniklediğim bir anda acile gittim. 900TL de gitti. Bir xanax için. Pardon, 906 TL. İlki bir dakikalık dandirik muayane için. “Psikiyatr görsün seni.” 6 tl de xanax. Kazancımın durduğunu söylemiş miydim? Söylemiştim.

Yaralıyım sanga.

Hayvan zihninde ‘sonrası’ yok. Hatırlayıp ders aldığı dünü ve şimdisi var, di mi? Canım acıyor. Doğrusal erkek zihni istiyor ki geçsin artık, bak konuştuk anlaştık, düzelelim. Önümüze bakalım. Dün dünde kalsın. Bugün yeni bir gün. Hadi bana maçta iyi şans dile. Ohoo be güzelim. Dişi kurt var karşında. Dünde yaşayıp şimdide acıyan. Travması nüksetmiş, o da buna şaşıran. Geleceği yıkılacak sanan.

Bu sabah uyandığımda dikenlerim de çıkmıştı. Güneş yanığı cildine dokundurmak istemez, biri yaklaşınca kendini kaçırırsın ya hani.. onun gibi. Yanmış cildimden uzak durulsun. İletişmek, konuşmak yazışmak istemiyorum. Zaten iletişecek hiç başka konum yok. Onun turnuva ve tatil hikayelerini de dinlemek istemiyorum. Ee? Dünya ekonomisini mi konuşalım? Konuşmayalım. Araşıp öylece bakalım. Bakışalım. Yanımda olsa da sussak. Gerekiyorsa önce yine bir tartışıp, telefonda zorlanılıp söylenemeyenleri söyleyip sonra söylenecek şey kalmayınca sarılıp yan yana sussak. Laflarıyla değil varlığıyla sakinleşsem. Güven bulsam. Ama yanımda değil. Orada. Hop. Öncelik terki. Öncelik maç. Öncelik kupa? Başkasına verdiği söz? Ne? Bu tıpkı..

Ve evet, Melek mi demişti hani, “Bana kadar var canım.” Öyle diyorum benden biraz güler yüz, bir çift tatlı söz isteyene. Ama aslında bana kadar bile yok. Kendime zor yetiriyorum. Boğazımı sıksanız, kim gelirse gelsin gülümseyemem sanga.

Bu sabah biraz güç geldi, aman akşam bırakmayayım diye hemen eşyamı topladım. (Birazını. Geri dönücem.) Ah be Pınar, seni de anarak ve kendime kızarak evi süpürdüm. Saçlarım dökülmüş. Temiz bırakayım. Hay allahım. Canım yemek yemek istemiyor hiç. Dün de yememiştim. (Bu iştahsızlık tıpkı.. evet tıpkı o.) Ekmek kızartıp bal sürüp kemirdim.

Doktor randevumdan sonra memlekete, yola çıkacağım. Takatim kalırsa. Pilim çok hızlı bitiyor. Çifte açlıktan, çifte kaygıdan. Eve, babama, çöplüğüme, yuvama, mağarama dönüp kıvrılıp yaramın geçmesini bekleyeyim istiyorum. Kocasına kızıp ilk fırsatta baba evine dönen kız gibi olmuyor muyum? Alternatif ne, burada beklemek? Gelmeyecek olanı? Diğer tarafta gel, ben sana bakarım, yanında dururum, tetkiklerini beraber yaparız diyen, yumoş yumoş konuşan çağıran bir babam var. Yalnız kalıp güçlü cesur şovu mu yapmalı? (Kime?) Gidip babaya mı sığınmalı?

Dişi kurt. Dişi kirpi. Dişi. Zor şey dişilik. Zor şey değişiklik.

Bugünün rengi siyah.

Duygusu hayal kırıklıklı terk.

Kelimesi.. küfür. Yazmayayım.

Yoga falan da yapmadım. Mağarama varana kadar hisleri biraz bastırmalıyım. Kendimi güvende tutmalıyım. Bir iki güne çadırıma da girerim. Kanaya kanaya beklerim.

Reklam

Derya – Gün 26: Gerçek 25 – Bu Tıpkı..” üzerine 13 yorum

  1. Felek dedi ki:

    Yazın için çok teşekkürler ❤️ Bu konuda yazma cesareti gösterdiğin için ayrıca teşekkürler ❤️ Terkedilme kaygısı yaşamak çok zor bir yaşam konusu. Dilerim bir daha bu konuda bir tetiklenme yaşadığında çok daha kısacık sürer bu süreç ve dilerim zamanla kısala kısala yok olur bu mevzu senin için 🙏 “Ben bir zamanlar bazı şeyleri/bir çok şeyi terkedilme tehdidi olarak algılardım ama çoook geride kaldı o günler” diyebilmen dileğiyle ❤️

    Liked by 2 people

  2. Kalemtıraş dedi ki:

    Deryacım çok geçmiş olsun. Umarım gücünü biraz toplamış ve sana bu zor zamanda en iyi bakacak kucağa koşmuşsundur. Erkekler bazen kadınların bakılmaya ihtiyacı olduğunu anlamıyor. Bakan, iyileştiren tarafın da bakılmaya muhtaç olduğu kafalarına dank etmiyor. Onun pipisinden kan gelse ve sen yoga inzivasından kalkıp da geri dönmesen nasıl olur? O paniklese ve sen yoga pozlu selfi göndersen mesela?

    Liked by 4 people

  3. Gülhan Gümüş dedi ki:

    Gel, ben sana bakarım yanında dururum, tetkiklerini beraber yaparız. Bu babaya kocaman sarılıyorum ve varlığı ömrü bereketli olsun dileğim. Ne mutlu sana Derya ne büyük bir şans . Şifan seni çağırmış ❤

    Liked by 1 kişi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s