Melek – Gün 26: Biri Hep Daha Çok (…..)

Merhabalar,

Gün yoğun, gün yorucu… Uyumadan evvel zihnimi toparlayıp benim için aşılması zor bir dönemeçten nasıl geçtiğime ufacık da olsa değinmek geldi içimden:) Partner ilişkisinde iki tarafın da birbirini sevdiği bir ilişki türü ne mükemmeldir değil mi? Ama biri hep daha fazla sever derler ya ben bunu biraz fazla abartarak yaşamıştım bir zaman önce. Hatta o kadar ki o beni sevmese de olur, ben onun yerine de severim demiştim. Hatırlıyorum hem de hatırlarken inanamıyorum. Yaşarken böyle olmuyor tabi☹

Görüşmek, buluşmak hele de ayrı şehirlerde olup her zaman buluşamamanın farklı bir tarafı var. Ayrı şehirlerde yaşamak belki ilk tanışma anında sorun olmuyor ama illa ki bir süre sonra o mesafenin kapanması gerekiyor. Çünkü fiziksel mesafenin açıklarını kapatmak için bir taraf yine hep daha fazla şeyi kendinden veriyor. Hatırlıyorum bilmem kaç kere gitmiştim o kişinin yaşadığı yere…

Giden ben oluyordum genelde ve hep şeye inandırıyordum kendimi ama ben gezmeyi çok seviyorum ve gitmek bana çok iyi hissettiriyor. Belki de gidebiliyor olduğum için bu kişi hala hayatımda diyordum hatta bazen. Bir sürü sebep vardı pek tabi ama ben kendimi buna inandırıyordum. Bir zamanlar ben baya baya kendimi istediğim her şeye yönelik olarak hiç sınır da tanımdan sürekli bir şeylere inandırıyormuşum. Şuan kilometrelerce öteye bakıyor gibiyim, zamanda yolculuk😊

Yazıyı yazarken çıkış noktam sevgi idi. Bu sevgi ne menem şeymiş diye düşünüyordum az evvel. Ben sonsuz kere herkese sevgimi verirdim, veririm yine. Ama bazı insanlar “yaşadıklarım sonucu” diyor ama bu bana biraz -kolaya kaçmak- gibi geliyor sevgim yok, kalmadı diyor. Nasıl olur diyordum ben de yok canım vardır o da sen vermek istemiyorsundur, biraz zaman geçsin bak gör sevgiyi böyle insanlardan esirgeyerek nasıl yaşar ki bir insan. Sanki hep bir kapı vardı önümde, aşılması gereken bir engel, başarılması gereken bir gaye. En azından buna inandırılmıştım, bence ben de inanmaya dünden razıydım ya neyse😊

Yani benim de aslında havucum sanırım ben daha çok seversem ve daha çok fedakarlıkta bulunursam (aklınıza gelebilecek her şey olabilir bu) o sevgiyi kazanacakmışım gibi geliyordu hep. O çukurdan çıkmam çok zamanımı aldı ama nihayetinde çıktım. Ne kadar tüketici, emici bir şeymiş, dediğim gibi yaşarken asla ama asla bunun farkında değildim. Öyle ki farkına varmam ve bir dakika ne oluyoruz demem çok zamanımı aldı. Hayatımıza giren insanların bu kadar bizden her şeyimizi alabilme cüretini neden veriyoruz? “Kaybetme korkusunun düşüncesi” pek tabi burada da çıkıyor karşımıza.

İçinden geçtiğim ve içimden geçen bu deneyim bana çok şey öğretti. Ama illaki yaşamam gerekiyordu ve kendim, kendi ellerimle kendimi bundan çıkardım demek de iyi ve güçlü hissettiriyor. Sanırım insan önce kendini çok sevmeli. Böyle kendine pamuk gibi bakmalı, gözü gibi korumalı ama değil mi:) Bu bencillik değil bence özsaygı bir yerde. Hayata karşı dik durabilmek ve her türlü sarsıntıdan çıkabilmenin tek yolu bu. Ha çok zor bu bize öğretilmiyor maalesef ama bir yerden başlamak lazım, öğrenmek için geç değil:)

Çadırımın son günü 🙂 yarın kaldığım yerden devam…

Görüşmek üzere.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s