Alican – Gün 26’nın Devamı “Edebiyat Siz Yoganızı Yaparken Başınıza Gelenlerdir – Bölüm 2: Bana Göre Hayatın Anlamı”

Alican’ın önceki bölümünde…

Yayınevine gitmem lazım.. Birikmiş işler.. atılması gereken mailler.. aranması gereken kimseler var.. Muhasebeciye uğramam lazım.. Konuşulması gereken meseleler.. teslim edilmesi gereken evraklar var.. Peki birine gitmek için tramvaya diğerine gitmek için metroya binmiş olmam gerekirken.. Ben neden Cihangir’deyim?.. 

Cihangir’den yukarı.. Sıraselviler.. Meydana çıkmadan.. Aralardan İstiklal..

Üç mum.. Üç dilek.. Her bir mum kendi başına yanarken alevleri birbirine değiyor.. Büyüyen ateşe bakıyorum.. Sent Antuan sessiz..

Mephisto.. Kapıda alarm ötüyor.. Güzel Dünya Neredesin?.. Öten sen misin?.. Kasadaki kız bu değil diyor.. Çantamdan Ozan’ın diğer kitaplarını çıkartıp uzatıyorum.. Ay’a Yolculuk.. Tostoraman.. Tek tek deniyor.. Bunlar da değil.. Sorun değil diyor.. Mephisto’nun üst katı.. Çeviri Edebiyat.. Yazar isimleri.. Alfabetik sıra mı?.. J.. J.. J.. Jane Austen.. James Joyce.. John Steinbeck.. Değilmiş.. İşte burdasın.. Jack London.. “Yabanın Çağrısı” değil.. “Ormandan Gelen Ses” bu kitabını duymamıştım.. Farklı yayınevlerinden “Beyaz Diş” “Beyaz Diş” “Beyaz Diş”.. Yok.. Yok.. Yok.. Bilgisayarın başında 80’lerden kalma solcu bıyığıyla hangi yılda olduğumuzu sorgulatan abiye yaklaş.. Bir kitap arıyorum.. Jack London, “Bana Göre Hayatın Anlamı,” Çeviren: Yiğit Yavuz, 2009, İmge Kitabevi, 224s. Klavye.. Çıkır çıkır çıkır.. Solcu bıyıklı abi: “Ne yazık ki yok..” Alican: “Sizde mi yok?.. Baskısı mı yok?” Bıyıkların arasından: “Bizde yok.. Baskısı da olmayabilir..”

Baskısı olmayanların adresi.. Sahaflar Çarşısı.. Kapıda nargilelerin önünde iki ağır abi.. Hanın içinde in cin top oynuyor.. Küçücük odalarında yığınla kitabın arasında oturup bekleyen sahaflar.. Nadir Kitap çıktığından beri zamanın bir noktasında donmuş.. aralarındaki sohbetleri tüketmiş.. sessizce karşılarındaki bilgisayar ekranlarına bakıyorlar.. İlk dükkan.. Ekrandan başını çevirip bakan amcaya.. Bir kitap arıyorum.. Jack London.. “Bana Göre Hayatın Anlamı..” İmge Kitabevi.. Ekrana bakmadan yanıtlıyor.. Yok.. Dükkanda hangi kitap var hangi kitap yok ezbere biliyor musunuz? Diye soruyorum.. Çarpık tebessümüyle “Diğer dükkanlara da sor,” diyor.. İkinci dükkan.. Bir kitap arıyorum.. Jack London.. Bana Göre Hayatın Anlamı.. İmge Kitabevi.. Ben söylerken klavyeye çıkır çıkır çıkır.. Yok diyor.. Burada bulamazsın.. Nadir’de Kadıköy’de bir sahafta var gözüküyor.. Teşekkür edip çıkıyorum.. Diğer dükkanlara uğramadan çarşının arka kapısına ulaşıyorum.. Çıkışta iki ağır abi.. Karşılıklı dükkanlarının önünde oturmuş kitaplarını okuyorlar.. Rahatsız olmazsanız fotoğrafınızı çekebilir miyim diye soruyorum.. Biri kafasını kaldırmıyor.. Diğeri çek abi çek.. Rahatsız olmayız.. diyor..

Sahaflar Çarşısı

Odakule’ye doğru yürürken Cağaloğlu’ndaki dağıtımcı arkadaşlarımdan birine mesaj atıyorum.. Emrecim bir kitap arıyorum.. Jack London.. Bana Göre Hayatın Anlamı.. Emre bakarım diyor.. Yoksa sipariş vereyim mi? “Ver”

Tünel.. Kırmızı Kedi.. Sahaf dükkanlarından hallice.. Kitaplarla çevrili odanın köşesinde kasa.. bilgisayar.. Kitapçı abi.. Bir kitap arıyorum.. Jack London.. Bana Göre Hayatın Anlamı.. İmge Kitabevi.. Klavye çıkır çıkır.. Yok diyor.. Az ileriye bir Kırmız Kedi daha açıldı orada olabilir mi diye soruyorum.. Hiçbir şubemizde gözükmüyor diyor.. Kadıköy’de İmge Kitabevi var.. Oraya gitmen lazım.. Peki teşekkür ederim.. Rotayı kafamda tekrar oluşturmaya çalışıyorum.. Yayınevi.. Cağaloğlu.. Tünele binsem.. Tramvayla Sultanahnet.. Muhasebe ofisi için Şişhane Metro.. Şişli-Mecidiyeköy.. Karaköy’den Kadıköy’e geçsem.. Ya da Eminönü’nden.. Hem kitabı alıp hem işlere yetişebilir miyim?.. Fatoş Ozan’la Kabataş’tan on yedi otuz beş vapuruna binse, aynı vapura Kadıköy’den binerim.. Şurda bir çay içip düşüneyim.. Sokak Kahvesi.. Kimsecikler yok.. Yere yakın taburelerden birine çök.. Yüksek duvar boyunca asılmış plakalara.. resimlere.. yazar-oyuncu fotoğraflarına.. semt isimlerine bakarken gelen delikanlıdan çay iste..

Çayın yanında okumak için tekrar kitap ekini açtım.. Okumak yazmak üzerine aforizmalar.. Feridun Andaç sayfanın üst köşesinde suratında zoraki bir gülümseme.. Okuma Penceresi’nden devam ediyor aforizmaları sıralamaya.. Jack’le göz göze geldik.. O bir şey söylemese de konuşan gözlerdendi.. Saçmalıyordum.. Biliyordum.. Ama sanki şöyle diyordu.. “Kendi adımlarını geri yürüyebilir misin?..” “Yazdığını baştan yazabilir misin?” “Karakterleri değiştirmeden, sen kendin değişebilir misin?” Alican: “Jack.. Neler saçmalıyorsun?..” Jack: “Ben yalnızca son romanımı bitirmek için yalnız kalmak isterken zorla fotoğrafı çekilmiş bir anıyım.. Ama ne fark eder.. İstediğin buysa.. Söylüyorum dinle.. Yürüdüğün yolu tersten yürü.. Kendi ayak izlerini takip et.. Göreceksin ki o ayak izleri aslında senin değil.. Hiç kimsenin değil.. O ayak izleri o yolu yürümek isteyen herkesin..”

Pardon.. bakar mısın?.. Çayı getiren delikanlı yaklaştı.. Bir blog yazısı için fotoğrafımı çekebilir misin?.. Delikanlı: Tabii.. Bu iyi mi?.. İyi.. Bir de kameraya bakmıyormuşum gibi çek..

Sokak Kahvesi

Tünel.. Kırmızı Kedi.. Kasanın başındaki kitapçı abi yerini kasanın başındaki kitapçı ablaya bırakmış.. Jack karakterleri değiştirme demişti.. Jack: Bu karakter kendi değişti.. Devam et.. Kasanın başındaki kitapçı ablaya.. Merhaba.. Az önce de uğramıştım.. Bir kitap sormak için.. Kitap sizde yokmuş ama rica etsem blog yazım için videonuzu çekebilir miyim?.. Kasanın başındaki kitapçı abla bu anı bekliyormuş.. Kitabı arıyormuş gibi yapayım mı?.. Olur.. Zahmet verdim.. Kusura bakmayın.. Yok ne zahmeti.. Teşekkürler.. İyi günler..

Kırmızı Kedi – Tünel

Mephisto.. Solcu bıyıklı abi.. Merhaba.. Bıyık: Bulabildin mi kitabı? Alican: Hayır bulamadım. Başka bir şey sormak için geldim.. Sakıncası yoksa blog yazım için fotoğrafını çekebilir miyim?.. Solcu bıyıklı abi kabul etti.. Bilgisayarın başına geçti.. Sanki kitabı arıyormuş gibi poz verdi.. Tam fotoğrafı çekecekken ne bloğu diye sordu.. Yoga.. dedim.. O zaman çekme dedi.. Neden dedim.. İdeolojik dedi.. Durdu.. Düşündü.. Konuştu.. İstersen ben senin fotoğrafını çekerim ama.. İlginç.. Peki tamam.. Nereye yazıyorsun kitap adını.. Şuraya.. Tamam..

Mephisto – İstiklal

Mephisto’nun üst katı.. Kafeteryada çay.. Üzgünüm Jack.. Biraz dinlenmem gerek.. Rooney.. Güzel Dünya, Neredesin?..

“Yayıncılık dünyasında herkesin ne kadar gözü dönmüş olduğunu, seni ya öldürmek ya da gebertinceye kadar sikmek istediklerini söylediğin melodramatik mesajlar yazmakla deşarj oluyorsan sana engel olmayayım.”

Olma Rooney boş ver.. Deşarj olsun da bırak istiyorsa melodramatik mesajlar yazarak olsun..

“Mesleğin yüzünden kötü insanlara denk geldiğine eminim ama sıkıcı, ahlaken ortalama kişilerle de karşılaşmışsındır mutlaka.”

Mutlaka..

“Acını inkâr etmiyorum bu arada – ne çektiğini biliyorum, zaten o yüzden kendine bütün bunları tekrar yaşatmana şaşırıyorum.”

Yaşamak.. Tekrar yaşamak.. Tersine yaşamak.. Yeter ki yaşamak..

“Herkes anlaşılır bir şekilde belli bir kimlik kategorisine dört elle sarılmış durumda ama hiç kimse bu kimliklerin neyi içerdiğini, nasıl ortaya çıktığını ve ne amaca hizmet ettiğini ifade etmeye yanaşmıyor..”

İç Kritik: Sahiden mi?.. Bunca yazar-sanatçı senelerdir ne yapıyorlar peki?.. İç Yargı: Solcu bıyıklı abi gibilerden bahsediyorsan, o başka.. İç Sorgu: Edebiyatçılarla yogacılar birbirinden haz etmez diye bir laf dolanıyor ortalıkta.. Aslı var mı acaba?..

“Ben kimim ki başkalarından tevazu ve açıklık bekliyorum? Dünyaya ne faydam dokunmuş ki karşılığında bunca şey isteyeyim? Parçalanıp kül olsam dünyada kimsenin ruhu bile duymazdı, en doğrusu da bu.”

İnsanlardan bir şey beklememek en iyisi tabii.. Sonu hep hüsran.. Doğrusunu yanlışını bilmiyorum ama şunu biliyorum Rooney.. Ruhlar duyar.. Parçalanıp kül olsan.. Küllerinden yeniden doğsan.. Ya da sadece toprağa karışsan.. Hiç tanımadığın, beklemediğin.. ruhlar.. kimse olmasa.. beyhude acılar çeken narin ruhlar.. hepsini duyar.. Ama duyduklarıyla ne yaparlar.. Onu bilmiyorum..

Rooney’le sohbetimden sonra ayağa kalkıp cafenin bahçesinde oturanlara sesleniyorum.. Pardon.. rahatsız ediyorum kusura bakmayın.. Bir blog yazıyorum.. Fotoğrafınızı çekmeme müsade eder misiniz?.. Elbette.. Sure.. Türkçe soruya İngilizce cevap veren Bılaş.. İsveççe yazılışı Blaz.. Bir ayda sökmüş Türkçeyi.. Hayret et.. Blogla ilgili sorularını yanıtla.. Merak etti.. Okumak istiyormuş.. Blog adını defterine yaz.. Blog için fotoğraf?.. Olur.. Nasıl poz vereyim.. Dilediğin gibi.. Bir de haberim yokmuş gibi.. Kasa önü.. Hesap.. Blog için fotoğraf?..

Mephisto Cafe

Sent Antuan.. Fotoğraf çekmek yasaktır.. Kapısında dur.. Telefonun kamerayı hazırla.. Yaktığım mumlar erimiş.. Alevler biribirinden ayrılmış ama sönmemiş.. Hızlı bir el hareketi.. Saniyeler içinde cepten çıkan telefon.. Yakalanan kare.. Telefon cebe.. 

Ne diyordu Oscar Amca o ünlü sözünde: “Evet, Dorian, her zaman seveceksin beni çünkü ben senin işlemeyi göze alamadığın tüm günahları simgeliyorum.”

Sent Antuan

Fatoş’tan mesaj.. On yedi otuz beşe yetişemiyorum.. On dokur yirmiye binelim.. Binelim.. Ama on dokuz yirmi Kadıköy’e uğramadan Heybeliada Büyükada seferi yapıyor.. İmge Kitabevi iptal.. Planları değiştir.. Rotayı değiştir.. Kafayı değiştir.. Yolu değiştir..

Cihangir’den geçerken gözüme takılan biri daha vardı.. Onunla da konuşmak fotoğrafını çekmek istemiştim.. Uyuyordu.. Uyandırmadım..

Cihangir

Metro.. Mecidiyeköy.. Muhasebe ofisi.. Hesap kitap işleri.. Metro.. Füniküler.. Tramvay.. Yayınevi.. Bin bir mail.. Telifler.. Ödemeler.. Telefon trafiği..

Tramvay.. Kabataş.. Fatoş’tan mesaj.. On yedi otuzbeşe yetişiyorum.. Nene dedeye haber ver.. İskelede buluş.. Fatoş yok.. Mesaj.. Siz vapura binin ben koşarak geliyorum.. Ozan’la vapura.. Rampanın yanında.. gözlerimiz yolda.. Ozan: “Anne neyde?” 

Vapur halatlarının yanı başındaki tayfa abilere.. Rampayı kaldırmadan önce haber verir misiniz? Anne yetişemezse vapurdan ineceğim.. Tamam dediler.. Gözüm saatte.. Gözüm Ozan’da.. Gözüm yolda.. Gözüm tayfa abide.. Vapurun kalkma saati geldi.. Tayfa abi kalkıyoruz dedi.. Ozan’la vapurdan indik.. Telefona gelen mesaj.. İskele kapısından arabaya bindim.. Araba vapura varmadan kaldırmıyorlar.. Vapura geri bindik.. Tayfa abiler ortalıkta yok..

Eve dönüş yolu.. Yorgunluk.. Dizimin ağrısı dindi.. Ozan uyu.. Fatoş uyu.. Alican uyu..

Hey Jack.. Kadıköy’e gidemedim diye kitabını alamadım sanma.. Emre yayınevine bırakmış bugün.. Haftaya görüşürüz..

Eve Dönüş Yolu

Alican, Büyükada 2022

Alican – Gün 26’nın Devamı “Edebiyat Siz Yoganızı Yaparken Başınıza Gelenlerdir – Bölüm 2: Bana Göre Hayatın Anlamı”” üzerine bir yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s