Defne_Gün 27_Tatil tatil tatil nedir?

Bu başlığı Fazıl Say’ın “İnsan İnsan” (bkz yukarıdaki spotifay) adlı parçasının melodisi ile düşünün, ya da söyleyin. Biz tatildeyiz. Karı koca ve kedilerimiz Leros adasında, her sene geldiğimiz engelli ve kedi dostu otelimizde iki hafta geçirmeye geldik. Kimseyle görüşmedik. Benim derslerim sürdüğü için sizlerden bir doz her gün alabiliyorum. Dİjital mijital. Bunun hiç mi hiç fark etmeyeceği bir izolasyon içindeyiz. Kokia ise gün boyunca kimseyle konuşmuyor. Ben ve kediler hariç. Tüm adanın siestaya kapandı “sessiz saatlerde” (o saatlerde inşaat, tamirat yapılması yasak, telefonla birilerini aramak ayıp) o da odaya giriyor ve uyuyor. Ben günlerin nasıl geçtiğini bilmiyorum. Su gibi geçiyor ve bugün gibi bazı günler denize girecek vaktim bile olmuyor. Bu nasıl tatil? Adı öyle kalmış. Otelde kalıyoruz, deniz kenarında yemek yiyoruz diye. Güzel bir doğa parçası ile haşır neşir olmak için katedilen bir mesafe ve masraf. Bazen bu deliliğini neden yaptığımızı soruyorum. Mesela bugün. Bey’in yüzünden düşen bin parça. Kötü bir mood’da. “Sessiz saatler”den bu moodda çıktı. Oysa sabah iyiydik. Banyo bile yaptık. (Yarın evlilik yıldönümümüz) Neşeliceydik.

Yanımdaki insanın mood’u böyle düşünce benim canım çok sıkılıyor. Bu da yıllardır değiştirmeye çalıştığım bir özellik. İnsanlara depresif anlardan geçme hakkı vermek. Sen üzül tamam, ben niye buna bozuluyorum ki? Başka insanlarla buluşabileceğim zamanlarda bunu başarabiliyorum. Onun mood’u düşünce ben hop kaçar. Ama bu adada, iki başımıza iken, giti git nereye kadar. Hem de adamı otel odasında mı bırakacağım? Zaten saat 1:30-5:30 arasını odada kapalı geçirmiş.

Evlilik büyük bir yalnızlık sanga. Bu da insanlığın en büyük sırrı bence. Hayır daha da büyük bir sır var. O da çocuk büyütmek. Çocuk büyütmek dünyanın en zor işi ve insanlık sizden bunu saklıyor. Evliliğin nasıl bir yalnızlık olduğunu sakladığı gibi. Evlenmeyen insan sosyalleşme ihtiyacı ile kendini zorluyor. Arkadaşlıklar kuruyor, çevre ediniyor, kültürel bir şeyler yapıyor, her akşam bir başkasıyla yemek yiyor isterse, isterse tek başına yiyor. Dünyanın en özgür evliliğinde bile bunu yapamıyorsunuz. İki akşam üst üste arkadaşlarınızla çıkın, üçüncü akşam evde durmaya mecbur hissediyorsunuz kendinizi. Kimse sizden böyle bir şey talep etmese de, bir sistem bastıyor üzerinize. Erkek- kadın fark etmiyor. Ne erkek ne de kadın evlilik kadar uzun süreli bir sosyal “commitment” sahibi olamıyor. Dönüp dönüp aynı insana bakıyorsunuz. Bu korkunç yalnız bir şey.,

İnsanlığın bu sırrını sıkıca muhafaza edebilmek için çiftler çocuk yapmaktan, aile ziyaretlerine, ev davetlerinden, düğünlere kadar birçok çare üretmişler. (Covid ve karantinaları bu çarelerden men olduğumuzda ortaya nasıl bir gerçeğin çıktığını bize gösterdi.) Tatil de bu çarelerden biri. Yalnızlığımızı unutmak için yer değiştiriyoruz. Denize girelim. Plajda kitap okuyalım. Her akşam yemeğe çıkalım. (banka hesabı sıfırlandı benim) Bir drink alalım. Kahveye gidelim. E? Bitti. Bu kadar. Tatil tatil? Tatil nedir?

Şimdi size bu satırları sessiz ve sakin sahilden yazıyorum. Tatil belki de budur. Yazımı açık havada, dalgaların şıpırtısında yazmak. Kokia yanımda, kucağında minik kediyle denizi seyrediyor. Minik kedi onun dirseğinin içine başını sokmuş uyuyor. Bizim kediler bu minik yavruyu protesto ettikleri için otelin bahçesinin uzak bir köşesinde takılıyorlar. Akşam oldu. Yarın sabah üç saatlik dersim var. Ben aslında birazdan yatıp uyumak isterim. Odadan iki saat önce çıkmış adamdan bunu istemekten çekiniyorum. Arabayla biraz gezelim. Geldik gidiyoruz, Alinda Koyuna uğramadık bile bir defa diyordu. Arabayla gezmek de yalnızlığı unutturan bir şey. İnsanlığın en büyük sırrını.

Biraz önce plaja indim ve sizin yazılarınızı dinledim. Mac bilgisayarların böyle bir özelliği var. Eminim PC’lerin de vardır. Reader View’a getirince siteyi size okuyor. Tonlamalar filan çok iyi Türkçe bilen bir Rus ya da İngiliz gibi ama idare ediyor. Kitapları, yazıları dinlemeyi çok seviyorum. Radyo tiyatrosu gibi. BLoğu dinlemeye aldığınızda kimin yazısı olduğunu söylemiyor ve bir yazıdan diğerine kesintisiz geçiyor. Ben de duyduğum satırların kimin kaleminden çıktığını tahmin etmeye çalışarak epeyce eğlendim. Pınar’ı anlamak kolaydı. Umut’un yazısını uzun süre Berrin yazmış sandım. Melek’inkini bir türlü bulamayınca başımı kaldırıp baktım. Üslup değiştirmiş Melek. Felek’te tahminlerim doğru çıktı. Ali’nin satırları zaten kendinden damgalı…

Sanga sizi seviyorum.

Yıllardır ben öğrencilerimden bana mektup yazmalarını rica ederim. İşte tam da bu yüzden. iç dünyalarını okuyabilmek, onları tanıyabilmek için. Yazarak insanın içini dökmesi muhteşem bir terapi. Bir ayna. Bu yazıların bir çember içinde dönmesi ise gerçek bir şifa.

İyi ki varsınız.

Bu grup hiç ayrılmasın.

not: Son güne geliyoruz diye telaşla herkesin yazısını okumaya (dinlemeye) çalışıyordum. 25 ve 26. günlerde eksiklerim var. Sonra birden ayıldım. Bu yazılar burada duracak. Dönüp dönüp yavaş yavaş okuyacağım. Yorum yazacağım. İllham alıp yeni şeyler yazacağım. Bu daha başlangıç. Çember büyüyerek güçlenecek.

Defne_Gün 27_Tatil tatil tatil nedir?” üzerine bir yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s