Gizem — Gün 27: Son Feci Enerji

Başlığı ilk defa önce attım. Yerinde duramamamla alakalı başlayacağımı biliyordum. Shuffle’a da Modern Zamanlar düşünce, bir deneyeyim dedim. (Bilmeyenler için açıklayayım efendim. Şarkı, benzeri tamlamalarından oluşan alternatif rock gruplarından biri olan Son Feci Bisiklet’e ait)

Birkaç gündür kendimi evde tutamıyorum. Dün, bütün gün boyunca, Yeniköy’ün sokaklarını, kitapçılarını, sahilini, cazını yudum yudum içmeme saatlerce çalışma ve sohbete rağmen, benzin göstergem hala tavandı eve vardığımda. Aslında caz değildi festival adından başka. Alınan biletin kime olduğuna bakmazsan böyle olur tabi. Velhasıl 35 kişinin sıkış tıkış oturmak zorunda kaldığı küçük bir mekanda, metalcisinden sufi severine, mahalleliden biz gibi cazperverlere uzanan ilginç bir sentezle birlikte bir buçuk saat theremin dinledik. Sanatçının işini icra edişine hayranlık duydum. Ama ekleyeyim, vallahi o bir buçuk saat bile sönümleyemedi enerjimi.

Sabahı kendimce erken ettim. Yuki kızıma yatakta şarkı söyledim. Çiçekleri suladım. Saate aldırmadan makineyi topladım. Sabah 7 dersimizin hemen ardından da sırtlandım çantamı, soluğu mahalledeki yeni keşfim, tatlı insanların çalıştığı bir kafede aldım. Adı Sukha. İlgimi çekince, google’a yazdım. Vikipedi görünüyor hemen sağda, çok bir şey okumadan sadece orada yazana baktım. “Sanskritçe ve Pali’de mutluluk, zevk, rahatlık, neşe anlamına gelir. Kalıcı bir varlık içinde gerçek bir mutluluk durumuna sahiptir” diyor. Yogayla bu okulda tanıştım ve buradan edindiklerim dışında hiçbir şeyi sisteme almadım. Aslında sadece kelimenin kulağa gelen sesi hoşuma gitti ama sevgili sanga, sistemime girecek bir şeyler varsa duymak, bilmek hoşuma gidecek. 🙂 Belki teori kısmına katarız hocam.

Malumunuz o tatlı insanlarla, iki lafın belini kırdıktan ve laktozsuz cortadomun dibini gördükten hemen sonra, çok sevdiğim bir kahvaltıcıya yürüdüm. 48 dakika. Bacaklarım ders sonrası yürüyüşten haşat, midem heyecanlı, 8 dakikadan kısa sürede, koca tabağı yutuverdim. Arada annemin çok çiğne kızım dediği zamanlar geldi aklıma, hızlıca, çok sayıda çiğnemeyi de ihmal etmedim o yüzden. Sonra başka bir kafe. Çalışma. Okuma. Yürüyüş. Bir daha. Ardından kardeş buluşması. Sonunda ev.

Eve döndüm ama, belki Mars’tan, belki de güneşin hala batmadığını fark etmiş olmamdan, yeniden çıktım evden. Fazladan bir günbatımı seyrine asla hayır diyemediğimden. Keyfi arttırması açısından birkaç şeyi halletmem gerekti önce. Örtümü aldım, karadut ve çilek yıkadım, bir kadehe sığacak kadar soğuk beyaz şarabımdan koydum matarama.  Belki bir şeyler karalarım umuduyla boş defterimi ve kalem kutumu da attım çantaya. O rengarenk ana tanıklık etmek ruhuma çok iyi gelecek! diye düşündüm. İhtiyacım vardı. Bunları düşünürken ve ağır ağır hazırlanırken, saate bakmamışım. Batışa 17 dakika olduğunu fark edince, ve evimden sahil 20 dakika yürüyüş olunca, başladım koşmaya.

Normalde koşamam iki üç dakikadan sonra, düz tabanım. Normalde. Koşmayı sevmem. Kondisyon zaten 0. Bu son ikisi söylediğim hala yerli yerinde ama tabanım artık düz değil sangacım! İnanır mısın 🙂 Geçen ders kayıtlarımızdan birinde, Defne hocanın ayağının, maşallah diyeyim, arka pencereden ışığı geçirdiğini fark edince kendiminkini incelemiştim. O zaman, değişikliği görünce kendimce bir kutlama yapmıştım, kutlamam bir dilim havuçlu kek. Havuçlu kekimi yerken de, annemi aradım. Çocukluğumu andık. Tabanım düzelsin diye kızgın kumda saatlerce yürüdüğüm zamanları, sıcağa nasıl dayanabildiğimi… O zamanki disiplin, azim ve dayanıklılığım meyvesini verememişti tabanım konusunda ama bu seferki dışa basmalarım vermiş demek ki! Ba Dum Tss!

Gün batımını Suadiye’deki köşemde yaptım. Tuhaf ama işte benimmiş gibi sahipleniyorum cidden zaman geçtikçe burayı. Bazen böylesi gibi günbatımına götürüyorum arkadaşları, bazen sabah yogası için geliyorum kilimimi alıp, sonrası için kahvemi/kahvaltımı hazır edip ya da bisiklete çıktıysam sahilde, mutlaka en son durak burası oluyor; öyle kimler varmış bir kolaçan edeyim etrafı diye. Bazense, bugün sağımda oturan amcadan gördüğümüz gibi içkili sofra kuruyoruz sevgiliyle. Bir keresinde rakı masası bile kurmuştuk, onun radyosuna bizim zeytinyağlılardan takas etmiştik. Radyonun sesi gidip hikayelerin sonu gelince şarkı söylemiştik.

Bu kez genç bir çocuk gitar çalıyordu. Gün batınca hemen giderim diye düşündüm çünkü belli ki iç bayacak. Ben açmaya gelmişim oysaki. Dalga sesinde içimi kağıda dökmeye. Ama tabi her istediği olmuyor insanın. Dedi ki Gitme kal, ayrılığa daha hazır değilim. Ve daha bunun gibi bir sürü ayrılık şarkısı. Aklımda siz. Keşke dedim bitmese. Hatta bugün, Defne hoca derste, belki devam ederiz dedi, aşırı heyecanlandım! Buradan da parmak kaldırıyorum 🙂  Okuduğum ve bende kapı aralayan düşüncelerinizde gezindim tekrar. Yalnızdım. Ama değildim aynanda. Vidalar gevşedi, bardağın içindeki şeker eriyiverdi. Bir baktım çözülmüş içime oturan. Kaynamış iki uç. Kurulmuş. Soluk bulmuş. Ve daha bir çok yapıcı, iç açıcı eylem. Yetenekli kalemleri okumak ise hala, her gün, dile getirmemi sağlayacak kadar şaşırtıyor ve çok iyi geliyor bana.

Bu çözülmeyi kutlayayım dedim eve dönünce. İşte bu aralar her gün bir şeyi kutluyorum. Kekten ve günbatımından anlaşılabileceği gibi yemek en başta olmak üzere görsel, sanatsal, aşksal şeylere de açım. Kalbimi kırdıysan ya da kazanmak istiyorsan güzel bir yemek yap. Bir yere götür gitmediğim, bir film aç ama mümkünse en az bir noktadan besleyici olsun. Dans edelim baş başa, ya da herkesin alışveriş yaptığı ama sadece bize romantik gelen bir meydanda. Bu oyunu sevdim; başka nelerin beni onardığının üzerine çalışacağım yazıdan sonra:)

Film izleyeyim dedim. Çok önceden izlediğim bir film, Mubi’deki listemde gördüm. 10 yıl olmuştur izleyeli. Sanatsaldı, romantikti. İtalya’da geçiyordu; yemek desen, doğa desen onlar zaten harika. Binoche’in güzelliğine, Kiarostami’nin da zekasına aşıktım. Tekrar izlesem mi yoksa yeni bir film mi açsam sorunsalının önündeki engelleri kaldırınca, filmi açtım. Birçok soruyla baş başa bırakmıştı o zaman beni. Film bittiğinde, şimdi yine çoğuyla yine baş başayım. Farklı bir baş başınalık. Cevap bulmamış olmak hoşuma gitti. Onca felsefe üzerine ama, uykuya gitmeden önce kendime hep derim, birkaç bölüm the office izle. Biraz güleyim, öyle uyuyayım.

İyi geceler 🌿

Filmi Yuki kızımla izledik, o da sevdi. Kuki de her zamanki gibi uyuyor (arkada) 🙂

Reklam

Gizem — Gün 27: Son Feci Enerji” üzerine 4 yorum

  1. Kalemtıraş dedi ki:

    Severek, beğenerek, satırlardan her anı hissederek okudum. Çok hoşuma gitti. Ben de koşamam bu arada. Ayağa atmayasın suçu. Shandor hoca da zaten der ki “running is for horses”. Bize düşen yürümektir.

    Liked by 4 people

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s