Zelha-Gün 28- Yirmidokuzun ilk dakikaları

Ne yazacağımı bilmeden üzerine hiç düşünmeden açtım sayfayı koyuldum yazmaya. Bir kaç sabahı olmayan, erteleneni yaşayan bir gece kuşuyum hepsi bu. Sabah kalkıp yüzümü yıkamadan zihnimi akıttığım mavi kaplı defter say. Herkesi uyutmuş, ingilizce ödevini gün yirmidokuz olmadan göndermiş rahatlamış bir öğrenciyim aynı zamanda. Şimdi olan ne peki, bir öğrenci edası mı içime yerleşen ki hesapsız yazmaya durmuşum. Öğrencilikteki sırtındaki yükü aşağıya indirme telaşından başka bir şey. Görev hiç değil. Alışmak. Sevdiğin bir alışkanlığınla bir araya gelmek. Meditasyon minderine bakıp çağırması mesela. Alışkanlığına -okumak da çok sevmeye dahil bir yerden – the end denmesine az bir zaman kalacağını yeni öğrenmiş gibi koşmak. Buruk bir telaş. ( Bu noktada yok hayır biz aynen yazmaya devam ederiz deyin lütfen, bunu duymaya ihtiyacım var. 🙂 )

Tam iyileşiyorum derken iki üç gündür yeniden ilkokul çocukluk hallerimden hallice sümüğümü çeke çeke dolaşıyorum. Hernekadar böylesine uzun süren bu halin, bu sürece rastgelmesine içten içe üzülsem de dinlenmeme, üstelik sizi dinlerken kendimi dinlemeye bir kapı olmasına da minnet duyuyorum.

Sabah sürünerek kalkma halimi sıcak bir duşla yıkadım banyonun deliklerinden akıp gitti. o vakit bu vakit ara ara dursam da evde de bende de bir hareketlilik hüküm sürdü. İki sabahtır kahvaltıda zeytinin, peynirin yanına “Leo markette”, ”Leo bir pilot”, ”Leo adliyedeki bir hav-ukat” gibi gibi hikayeleri koyduk, çocuklar göbeklerinden güle güle, “anne bi daha anlat”, ” benim bir fikrim var, Leo markete girer ve hey selamünaleyküm Abdurraman man…” versiyonları arasında çokça gülmeyle geçti. Herkes öğleden sonra bir ara dağıldı. O araya da ingilizceyi sıkıştırdım. Zaman pek tabiki nasıl geçti anlamadan, eyvah çocuklar ve bey geldi, daha ocağa konulmuş bir kap yemek yok, duygusuyla baş etmeye çalışan kalbim kapıda akşam yemeğine bir tanrı misafirini karşıladı. Türkiye’den yeni gelmiş komşumuz. Ortamdaki enerji açığını kapatmaya ve uzun suskunlukları doldurmaya programlanmış tarafım resmen salonda at koşturuyordu. Onu bir ben mi görüyordum ! At sonra mutfağa açıldı, orada devam ettik. Bence iyi bir ikiliyiz. Koşunca enerji dolanlardan; verirken alanlardanım, bu doğru. Çay, kahve, bahçede masada bir ara sirkülasyon, yeniden çay, kahve. Yarın okulun ilk günü; çocukların hazırlığı, uykusu. Olmuş mu gece yarısı! Böyle bakınca düne- artık dün oldu, adı bile nasıl hızlı değişiyor- hoşluk veriyor, günün şeffaf bir kapağı varmış da bugün de böyle der gibi bir kapamışım. Kulağımda masadaki kahkahalar, devinim iyi ki varsın dedirten at ve ben, misafiri memnun ettiğine dair ufacık bir his ve yeni güne bağlayan ilk dakikalardaki tam şu anda şuracıkta buluşmanın sevincini duyan öte yandan kalemi burkularak yazan ben. Sona bir kala benden bu kadar, biraz da sizdeki dünü okuyayım.

Sevgimle,

Zelha

29 Mayıs ilk dakikalar, Suudi Arabistan.

Zelha-Gün 28- Yirmidokuzun ilk dakikaları” üzerine bir yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s