Defne_Bu Bir Veda Mektubu Değildir

Sevgili Sangacım,

Bir haftalık bir gecikme ile karşınızdayım. Boktan evlilik yıldönümü hastanede noktalandı. Noktalandı bile diyemem, vigüllendi. İki gece üç gün hastanede kalındı. Ben otele döndüm. Hatta iki sabah bir otelde tek başıma uyandım. Zavallı kocam Leros devlet hastanesi hemşireleri tarafından bakılırken… Yaa diye yazdım kafamdaki mektuba (tabi size) sen misin yalnız sabahlar isteyen diyen. Al sana, tepe tepe kullan. Tek başına bir sabah. Kullandım mı? Kullandım sangam. Hem de tepe tepe. Zavallı kocam hastanede lavmanlar alıyordu. Ben ise bir oh diyordum. Yalanım yok. Kahve yapıyordum. Kimseyi yatakta yatay durumdan dikey duruma getirme zarureti olmadan o kahveyi içiyordum. Mili ve Havuç eşliğinde deniz kenarına yürüyüp güneşin suyun içinden çıkışını seyrediyor, içlenip, hisleniyordum ki bu da bir lükstür sanga. İçlenmeye hislenmeye vakti olan insan yaşıyordur. Yaratıyor. Yazıyordur. (Belki kafasının içinde ama bir hafta sonra ya da bir sene sonra yazıya dökülüyor o içli hisli yaşantılar)

Bu kadardı. Sonra hastane. Tahta bir iskemlede bekleme. Devlet hastanesi demiştim değil mi? Ama günahlarını almayayım. Bir avuç yerli nüfusu olan bir ada için kapsamlı ve hastanın bir dediğini iki ettirmeyen bir hastaneydi. Bizim hasta zordur. İstekleri spesifik ve milimetriktir. Bacağını, ayağınıi kolunu tarif etti şekle sokmak için sözlük kullanmanız gerekebilir. Anatomik ayrıntıları ile nasıl bağdaş kurulacağını anlatır. Bir hemşire bunları bilmez mi canım, diye kızar da. Üçüncü gün hemşireler dalga geçiyordu artık. “Evde de bu kadar sert mi bu kadar sıkı mı bu hasta” diye bana sorup gülüşüyorlardı. Bizimki de ne yapsın…

Her şey geçiyor sangam. Tıkanıklıklar açılıyor. Vücut geçiyor. Zaman geçiyor. Bizim terapistin Just Like When gibi meşhur bir sorusu daha vardır: Who are you in the middle of it. Bu (derdin) içinden geçerken sen kimsin? Yoga sonrasında, deniz meltemi saçlarımızı influencer tarzı uçuşturur iken 28 Gün bloğu yazarken olduğumuz kişi miyiz hastamızın boklarıyla uğraştığımız bir evlilik yıldönümünde? Yoksa bir canavar mıyız? O hınçla kime saldıracağını şaşırmış bir canavar? Stres anında gerçek bir canavara dönüşüp özellikle erkekleri pek fena haşladığım olmuştur. Bir defasında zavallı Pınar’ı koskoca bir bavulla zorla taksiden indirip metroya sürüklemiştim taksiciyle aramızda çıkan münakaşa sebebiyle. Bu defa da K’yı yataktan kaldırıp tuvalete oturtması gereken iki çam yarmasını iş bilmezlikle suçladım. Yunanca karşılığı abi ben adamı tek başıma kaldırıyorum, hem de günde kaç defa, siz iki kişi bir bok yapamadığınız olan birkaç cümle sarfettim.

Kimdim bu ıstırabın ortasından geçerken? Yılgın ve bitkin bir insandım. Her yılgın ve bitkin insan gibi dinlenmem, kendimi şarj etmem gerekiyordu. Beni ne şarj eder? Denize girmek, roman okumak, tek başıma kahvede oturmak, 28 gün yoga bloğuna sizin yazdıklarınız… Hastaneden düzenli aralıklarla ayrılıp bunları yaptım ben de. Yılgın, bitkin ve sakin olmayı başardım bu sayede. Oturduğum her kahvenin sahibine bir posta ağladım. (Çok kolay ağlarım, yazmıştım) Zaten bizi yıllardır tanıyor adalı. Herkes çok üzüldü. Üzüntüyü paylaşmak bana iyi geldi. İyi ki ağlamışım dedim.

Tam bir hafta sonra Atina’daki biricik kahvem Little Tree and Books’tayım. K tamamen iyileşmiş değil. Koluna taktıkları ve üç gün çıkartmadıkları serum sol kolunu ve elini iptal etmiş. Parmakları açılmıyor ve kolu kalkmıyor. Katater ile çişi aldıkları için mesane kaslarının kesenin ağzını büzmeyi baştan öğrenmeleri gerekiyor. Arada kazalar olabiliyor. Canı sıkılıyor. Morali bozuluyor. Onun morali bozukken ben kim oluyorum. Hastalığa, depresyona tahammül edemeyen annem mi yoksa yeni biri mi?

Sangacım, bu bir veda yazıyı değildir. Burayı dijital sanga olarak açtığımın ilanıdır aslında. Geçen ayın 28 günü, birlik ve beraberlik duygusu bize nasıl iyi geldi… Yani bana çok iyi geldi. Yazdıklarınızı okumak, gülümsemek ve size yazmak üzere yaşamak hayatı bana şifa oldu. Umarım arayı çok açmazsın Sanga. Aklına estikçe yaz iki satır. Bizi merakta bırakma…

Gözlerinden öperim,

Defne.

Angel_ Yannis Moralis

Defne_Bu Bir Veda Mektubu Değildir” üzerine 9 yorum

  1. aynuryilmaz dedi ki:

    İyi ki yazdınız, ben de dijital sangayı bir dost bellemişim kendime farkında olmadan; tekrar bir ses duyunca içimdeki yerini hissettim. Bir de bsyler dokundu bana, ne diye düşünsem bulurum elbet ama bir çözüldüm, ağladım. Renkleri farklı olsa da, dertlerimize, içlenmelerimize konu olan her ne ise onlara şifa olur umarım. Sevgiler.

    Beğen

  2. aynuryilmaz dedi ki:

    İyi ki yazdınız, ben de dijital sangayı bir dost bellemişim kendime farkında olmadan; tekrar bir ses duyunca içimdeki yerini hissettim. Bir de bsyler dokundu bana, ne diye düşünsem bulurum elbet ama bir çözüldüm, ağladım. Renkleri farklı olsa da, dertlerimize, içlenmelerimize konu olan her ne ise onlara şifa olur umarım. Sevgiler.

    Liked by 4 people

  3. mutlutesadüfler dedi ki:

    Ne güzel yazmışsınız yine Defne hocam♥️ vallahi bana da çok iyi geldi sizden haberler almak. Evet yazalım ses edelim birbirimize. Birhan Keskin’in şiirinde dediği gibi ‘öyle acı mıhlanıp kalmasın. ortada olsun ki, biri başını okşar, biri gelip sarılır’…,

    Liked by 8 people

  4. pinarline dedi ki:

    Bütün zorlukların böylece gelmiş ve geçmiş olmasını diliyorum Defne Hocam.
    Bu mektubun içerdiği davet bana çok güzel geldi. “Bizim oralara yolun düşerse, mutlaka bekleriz, bizde kalırsın” diyen ve bunu nezaketen söylemeyen, gönülce yakın mesafece uzak tanıdıkların daveti gibi yankılandı içimde. Şimdi ne olduğunu bile hatırlamadığım birkaç an yaşandı ve sessizce kayboldu içimde 28 gün bittiğinden beri, o anlara dair hatırladığım tek şey “bunu sangaya anlatmam lazım”dı ama o kadar lazım olsa belki de unutmazdım. Yine de artık “anlatmam lazım” anları geldiğinde, şuraya yavaş yavaş serilmiş bir yatak olduğunu bilmek çok güzel. “Ay ben gülerim” gibi “ay ben yazarım”. (Terapistinizin bilmesini isterim ki burada birileri kendisinin çok kral bi insan olduğunu düşünüyor)

    Liked by 1 kişi

    • Kalemtıraş dedi ki:

      Pınarcım bu güzel yorumunu ben atlamışım. Artık yazarsın anlatmam lazımları di mi? Just like when’leri… Bizim terapist gerçekten kraliçedir. Yıllar sonra bile hayata ışık tutmaya devam eder.

      Liked by 1 kişi

      • pinarline dedi ki:

        Defne Hocam, sizin her yüreklendirmenizde sanki sadece siz değil bugüne kadar beni yazmaya teşvik eden ve bazıları ne yazık ki artık bu dünyada olmayan bütün hocalarım sıraya diziliyor, çoktan unuttuğum bir sürü anı canlanıyor içimde… “Ya yazamazsam” dediğimde, rahmetli edebiyat öğretmenim, biraz toz vardır üzerinde kelimelerin, yazdıkça kaleminin rüzgarı savurur onları merak etme demişti, yıllar yıllar önce.. Onu andım bu sabah sayenizde, teşekkür ederim.

        Liked by 1 kişi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s