Nilüfer – Küçük Deniz Balığı Sıçrıyor

Kıymetli sangama sevgiler. Bugün Cuma. Evdeyim. Amy Winehouse Rehab çalıyor. Amy’nin ekrandaki kırmızı protez tırnaklarına bakıyorum. Kırmızı siyah beyaz ekranda da kendini belli ediyormuş, ilk kez fark ediyorum. Amy’nin protezleriyle tırnak kökü arasında 2 milimlik bir boşluk var. Bakımı gelmiş belki. Son yıllarda buna benzer kalıcı oje modelleri trend oldu. Acaba Amy hayattayken de öyle miydi? Yoksa bu yalnızca fotoğraf çekiminin umursamaz bir dönemine denk gelişi mi? Bir an içimden bir imrenme hali geçip gidiyor. Kime imreniyorum?

Sanırım yaratıcı tırnak artistlerine. Hayır, tırnak uzmanı olmak istemiyorum, ellere özel bir ilgim falan da yok. Hayranlığım, malzemesi ne olursa olsun, içindekini dışarıya artistik bir yolla akıtabilenlere. Serbest çağrışımla nereden nereye. Beni kilitleyen kelime yaratıcılık sanıyorum. Doymaya ihtiyaçlı hissettiğim yanım. Fakat ne ile? İnsan aç kalmış yaratıcısını ne ile ve ne kadar süre ile beslemeli ki sakinlesin. Meme açlığındaki bebeğin doyma anı misali mışıl mışıl uykusuna yollansın.

Her birimizin yolu yordamı kendincedir, ilerleme hızı da öyle, dediğinizi duyuyorum. Öyledir, hemfikirim sizlerle. Benimkisi acelecilik. Fırsat bulduğu her boşluktan sızmaya meyyal hemen olsunculuğum bu, nerede görsem tanırım. Onu tanır tanımaz imdadıma keyifçiliğim yetişir. Yolun da bir tadı var Nilüfer, baksana. Keyifçiliğim beni sakinleştirir, aceleciliğimi gölgeler. Bir nefeslik alan açılır içimde. Sonra bir daha, ve bir daha.

Bir yanıyla aceleciliğimin hırsa, keyifçiliğimin tembelliğe doğru bükülmemesi için yaptığım bir ip cambazlığı benim için hayat. Bu ikili arasında bir çaba ağı örme ihtiyacı hissediyorum, deniyorum. Çabalar ağının toplamı benim için bir nevi güvenli zemin. Çalışkan bir örümcek işçiliğiyle sağlam ve bana göre olan zeminim için incelikle dokuma yapıyorum. Benden büyük hava şartlarında yok olmamak için evimi kuytulara kuruyorum. Bir ağaç kovuğunun içine, kuşlar hariç kimsenin pek rahatsız etmeyeceği bir duvar köşesine. Güvende hissetmek için biraz da saklanmak mı gerekiyor? Gerekiyor. Peki güvende hissetmek tek başına beni ne kadar besliyor?

İçimdeki yaratıcılıkla beslenme ve bir nebze var olma arzusundan bahsettim ya, o bu güven ortamında sanki hep aç ve açıkta. Zaman zaman sıçrayıp aciliyetle suyun derinliklerine süzülen yavru bir deniz balığı o. Biraz dünyadan korkuyor, bi parça da güvensizlikle aklını bozmuş.

İçimdeki yaratıcı dürtünün ucunda biraz da hormonel meseleleri görüyorum. Fiziksel olarak çoğalma isteği kurcalıyor aklımı. Üst katmanlarımda ılımlıca direnç gösterdiğim çocuk sahibi olma düşüncesi zaman zaman baskılıyor. Kavimler göçü misali, katman katman ve içten dışa birbirini baskılayan düşünceler; yaşama, varoluşa doğru hareket etmeye çabalayan bir birileri, bir şeyler.

Çoğalmanın binbir türlü yolu olduğunu biliyorum. Yazmak, çizmek, konuşmak, bir şarkı mırıldanmak, dans etmek hatta -ve belki de en iyisi- yalnızca durmak. Ve bir şeyler oluyor. Yaşam genişliyor. Bu an artık bir öncekinden apayrı bir şeye dönüştü. Hareketsizken dahi.

Peki ben nasıl olur da içimdeki deniz balığını bir sıçrayış ve kaçıştan peş peşe sıçrayışlara yürümeye ikna edebilirim? Dışarıda da güvende olacağını düşünmesi için ona nasıl bir elle uzanmalıyım? Kim bilir, belki de cennetini burada bulabileceğine?

Düşünüyorum. Acelesiz. Bazen güvenli zemine “ben bi yarım saat çıkıp dönüyorum” der gibi.

Anne babadan sokakta oyun için izin almak gibi. Ama daha 4-5 yaş gibi.

Yol uzun. Acelesiz.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s