Onu Otobüs Garında Tek Başına Bırakıp Gazlamak İstiyorum

Sevgili Sanga,

Hocamız beni bir fırçaladı. Üzgünüm. Üstelik fırça yiyeceğimi biliyordum. Yüreğimin ortasından bildiren bir kahin bana durumu birkaç saat önceden müjdelemişti. “A” yaparsan azar işiteceksin. O sırada ben yoga dersi veriyordum. Karşımda ABDli öğrencilerim vardı. Sonlara yakındık. Bu kahinin sesi beni tokat gibi çarptı. Bir süre kime, ne konuştuğumu bile anlamadan korkular ve kaygılarla dolu kuyumun içine düştüm. Kuyu dipsiz olduğu için döne döne inmeye devam ederken kendime geldim. Jade Lady’ye geçmişiz o sırada. Sanırsın ki hocası değil, öğrencisiyim dersin. Silkelen ve kendine gel dedim kendime. Ve Scarlet O’Hara’nın, ilk duyduğumdan beri (yaş 12) benimsediğim mottosu “bunu sonra düşünürüz” kahine yanıt olarak geldi. Bakmayın benimsedim dediğime, bu mottoyu ben on iki yaşımdan beri hayata sokmaya çalışıyorum. Hayır olmuyor. Scarlet sonra düşünebiliyor ben ise aceleciyim. Şimdi düşünüp bitirmeliyim. Kuyunun bir yerine tutunup oradan yukarı çıkmalıydım. Çözmeliyim. Çıkıp gitmeliyim.

Buna rağmen dersi bitirdim. Bitiririken şu karara varmıştım. Hoca beni azarlasa dahi ben yaptığım şeyde bir yanlış görüyor muyum? (hayır) Kehaneti bildirilen azara karşı kendimi dürüstçe ifade edebilir miyim? (savunmak bile demiyorum bakın. ifade) (evet). A davranışa devam o halde. Beklenen fırça mesajı akşam 9:30 sularına elektronik posta kutuma düştü. Tüm hakikat bilincime rağmen elim ayağım çözüldü. Bir anda etrafımdaki sesler uğultuya dönüştü. O tanıdık hal. Hoca bana fırça attığında olur bu dünyadan kopuş. Kaldığım yerden kuyunun en derinine doğru düşüşe tekrar geçtim. Nedir bu panik? Neyin korkusudur bu panik? Just like when’dir bu derin kaygı atağı?

Ben hocalarıma verdiğim tepkilerden kendime dair yığınla şey öğrendim. Sevilebilmek için, -nasıl desem hımmm- gerçeği bükmeye meyilli olduğumu gördüm mesela. Benim hayatımdaki en üst otorite hocalarım. Kendimi en çok beğendirmek istediğim, en çok takdir toplamak istediğim mercii orası. Mikro tepki ve davranışlarımın büyüteç altında alındığı anlar onlarla ilişkimde ortaya çıkıyor. O ilişkide olduğum kişi (kendimi kim olarak takdim ettiğim ve/veya kime indirgediğim) tüm diğer ilişkilerime düşen gölgelerimi de bana gösteriyor. Evliliğimde de gerçeği bükmeye meyilliyim. Büyük aldatma olaylarımız yok ama küçük aldatmalar hep dilimin ucunda. Gerçeğimi, inandığımı dile getirmektense yalanı tercih ettiğim nice zaman kendimi yakalıyorum. Çok zor geliyor bana gerçeğim için mücadele etmek. (Örnek bahşiş konusu. Ben cömertçe bahşiş veririm. Lokantalarda, takside, hamala, şoföre… İnanırım hak ettiklerine. Eşim buna çok kızar. Benim aklı bir karış havada bir zengin gibi davrandığımı, hizmet sektörünün beni suistimal ettiğine inanır. Ben de bahşişleri gizlice vermeye meylederim bu durumda).

Olmuş bitmiş, aşılmış bir gölge değil bu yalan dolan meselesi benim için. Özellikle sevgisini çok çok istediğim insanlar karşısında devreye giriyor. Hocadan fırça yediğim email gelince ben de hemen A davranışının kanıtlarını dünya yüzünden silip “yok öyle bir şey hocammmm” demek istedim. Tuttum kendimi. İnandırıcı olmayacaktı. Yalan konusunda inanılmaz yaratıcı olabilirim. “Siz istemiyorsanız hemen değiştiririm, bir sözünüze bakar, siler geçerim” demeyi düşündüm sonra. Ama neden ki? Yanlış yapmıyordum. Hakikati yazmaya karar verdim. Yazdım. İçim rahatladı mı? Hayır. Olsun dedim .Bırak için rahatsız kalsın. Kalsın ya. Bırak. Nedendir hep içimizin rahat olmasını istemek. (annemden mi? onun sesi kulaklarımda “içim rahat etmiyor, şunu değiştir, bunu değiştir” dış koşulları değiştir ki benim içimdeki kaygıdan beslenen çok başlı anksiyete canavarı bir öğünlük doysun.)

İçim rahat değil. Olmasın. Hala gerçeğime inanıyorum. Bu iyi. Hocamın beni sevmesini isteyen tarafımdan nefret ediyorum. Bildiğin nefret. Hep ayağıma dolanıyor. Onu öldürmek, boğmak filan istiyorum. Kendimi olduğum gibi kabul etmek de istemiyorum. O vıy vıy kızı bir otobüs garında tek başına bırakıp gazlayıp gitmek istiyorum. Büfeden tost alırken, ya da elleri kolonya kokarak tuvaletten döndüğünde bir de baksın ben gitmişim. Olamaz mı böyle bir şey…

Olsun çok istiyorum.

Benden bu kadar bugünlük sanga.

Eskiden böyle yazıları çok yazardım. Tüm incinebilir tarafımla sizin karşınıza çıkabilirdim. Sonra bir kesildi. Galiba hoca oldum, büyüdüm, artık yakışmaz filan diye düşündüm. Şimdi bakıyorum sayenizde yine patır patır dökülüyorum. Bu iyi işte. Çok iyi.

Sevgiyle kucaklıyorum.

D.

Onu Otobüs Garında Tek Başına Bırakıp Gazlamak İstiyorum” üzerine bir yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s